"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Alican Şengül
Alican Şengül
@acsezuma

ÖZEL SINIF

14/03/2018



Hayatın her dakikası, her 
anında bir ders var. Atılmadığınız maceralar dahi size bir şeyler öğretir. Beşiktaş bugün, Bilic dönemindeki ön lisans sonrası Şenol Güneş ile atıldığı lisan eğitiminin 2. eğitim yılını bitirmek üzere sahne aldı...

 

Özene bezene katıldığı bu maratonda belki sınıfın en başarılı öğrencisi olamadı ama en çok mesafe kat eden, iyi öğrencilerden olmayı başardı. Türlü trajediler eşliğinde her yıl kendisini daha da öteye taşıdı. Club Brugge, Sporting, Dinamo Kiev ve şimdi de Bayern Münih…

 

Bu kötü son perdelerin hemen öncesinde yaşanan dram dolu fakat bir o kadar başarılı diğer perdelerle birlikte ortaya çıkan bu durumla birlikte Beşiktaş, her geçen gün büyüdü, her geçen üzerine koydu ve koymaya devam edeceği temennisi ile yoluna devam ediyor.

 

Dünya futbolunun en önemli iki organizasyonundan birisi olan Şampiyonlar Ligi’nde soluduğunuz her bir dakika size bir şeyler katıyor. Geriye kalan tek şey ise, döneminin en iyi ve en parlak öğrencileri ile dolu bu sınıfta devamlılığı sağlamak, sağlayabilmek…

 

Bir plan ve düzen doğrultusunda çıkılan bu kutlu yolculukta önce kendi değerlerine geri dönen Siyah-Beyazlı camia, akabinde bir oyun karakteri belirledi ve eğitmen tercihlerini hep bu doğrultuda yaptı. Laleler diyarının dünya futboluna hediye pas-alan futbolunu kendi küçük dünyasına eviren takım, bu sezon bundan ödün verse de temel prensipler doğrultusunda yoluna aynı şekilde devam etti. Hücum futbolunu prensip edinen, oyunu ve tempoyu dikta eden bir futbol anlayışı içerisindeki bir takımın neredeyse istisnasız her sene yapbozun temelinde yer alan hücum
oyuncularını kaybetmesi normal şartlar altında tüm yapıyı alt üst eder. Fakat zaman zaman birtakım inatları doğrultusunda eleştirdiğimiz Şenol Güneş, Beşiktaş kariyeri boyunca eldeki malzeme ile elde edilebileceğinin en iyisini elde etti.


Önceleri Ba, sonrasında Sosa ve Gomez derken son olarak Aboubakar ile Cenk’i de kaybeden takım, giderek yaşlanmasına rağmen kendince en doğru oyunu oynamaya devam etti. Geriden ayağa kısa paslarla oynadığı oyunu bu doğrultuda bir nebze daha direkt bir oyuna eviren Beşiktaş, Quaresma ve onun kanat ortalarına dayalı oyunu özellikle bu sezon çok iyi kullandı. Ligde rakiplerin çok hızlı aşina olduğu bu oyun Devler Ligi’nin diğer parlak öğrenciler tarafından çözümlenemedikçe gerek puan gerek psikolojik olarak üstünlüğü ele aldı. Geçen sene Napoli deplasmanında keşfedilen ve Quaresma’nın çizgiye dayalı eleştirilen oyunu bir avantaja dönüştürüldü. Napoli benzeri takımlardan oluşan grupta neredeyse tüm maçlarda Quaresma ile alan genişleten Güneş’in öğrencileri, Babel ve Talisca’nın ceza sahasına yaptığı topsuz koşuları değerlendirerek rakiplerini bozdu. Kimi maçlarda bulunan erken goller, rakiplerin baskısını kıran birincil etmen oldu.

 

Grubun açılış maçında Quaresma’nın ortasına vurduğu kafa ile takımını Porto deplasmanında öne geçiren Talisca’nın golü ile açılan perde, içerde Leipzig ve dışarıda Monaco ile aynı şekilde devam etti. Quaresma’nın genişlettiği alana giren Cenk-Babel-Talisca üçlüsü rakipleri çaresiz bırakmıştı. Her iki maçta da skoru almasına karşın bir tek Leipzig maçlarında kendi oyununu oynamayı başaramayan Siyah-Beyazlılar,
içerde oynanan Monaco maçında berabere kalmasına rağmen kendi Avrupa tarihinin en dominant ve en akıcı oyunlarından birisini ortaya koymayı başardı. Tüm bunların haklı getirisi olarak bir Türk takımı adına grup maçlarında elde edilebilecek bütün rekorları da kırdı. Namağlup lider, en çok gol atan ve en çok puan toplayan…

 

Bir doktora tezi hükmünde olan Devler Ligi arenası, özellikle günümüz Türk takımları için ligle idare edebilmesi güç bir çok faktörü içinde barındırıyor: konsantrasyon, azim, mücadele, hırs ve bunun gibi daha niceleri… Öyle ki Beşiktaş; ya öncesi ya sonrasında birçok Şampiyonlar Ligi öncesi ligde tökezledi ve hem takımın bizzat kendisinin hem de taraftarın özgüvenini sarstı, tâ ki Bavyera’da, soğuk ve karlı bir Şubat akşamına dek…

Tüm camianın umutlarını baltalarcasına çekilen Bayern Münih kurası, ilk 15 dakikası çok iyi geçirilmesine rağmen amatör bir bireysel hata ile
hezimete dönüştü ve rüyalar son buldu. İlk maç ile rövanç maçı arasında oynanan iki Fenerbahçe ve bir Trabzonspor derbisi ile Gençlerbirliği galibiyetleri sadece takımı bir araya getirmekle kalmadı, Devler Ligi’nin devam ederken ki götürdükleri fazlası ile geri geldi. Tıpkı, ayak bileklerine bağlanan kum torbasını çıkardıktan sonra hissedilen tempo ve güç gibi…

 

5-0’ın rövanşında, hafta sonu oynanacak Başakşehir maçını da düşünerek yedek ağırlıklı bir kadro ile maça çıkan Beşiktaş, neredeyse as kadrosu ile sahadaki yerini alan dev Bayern karşısında gösterdi ki, öğrenmeye devam ediyor. Erken gole rağmen oyundan düşmeyen ev sahibi, taraftarının da mucizevi desteğiyle birlikte oyuna ortak oldu, hatta daha da ileri gidip yer yer oyunu ele aldı. Bunun bir göstergesi olarak da ilk yarı boyunca rakibinden, dünyanın en iyi pas takımlarından birisinden daha çok pas yaptı. Skorun hiçbir anlam ifade etmediği bu maçta Beşiktaş, son 3-4 yıl içerisinde dersine ne kadar iyi çalıştığını ne kadar çok aşama kaydettiğini gösterdi. 2 yıldır var olduğu bu sınıfın hatırı sayılır bir
öğrencisi olduğunu ispatladı.

 

Artık sırada sadece ve sadece lig var. Dünyanın en iyi okulunun en özel sınıfında alınacak daha birçok ders var ve Beşiktaş bunun devamını getirmek istiyorsa tekrar şampiyon olmalı. Bu sınıfın müdavimi olmanın ayrıcalığı belki şimdi değil ama 1-2 sene sonra çok net bir şekilde ortaya çıkacak. Çocuklar inanın, inanın çocuklar.



GÜNCEL YAZILAR