"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Alican Şengül
Alican Şengül
@acsezuma

Akıl Tutulması

11/12/2017

Hafta içi sadece kulüp değil, ülke tarihinin en başarılı Şampiyonlar Ligi grup macerasını geride bırakan Beşiktaş’ta, ligin formda takımlarından Kayseri ile oynanacak maç öncesi hakim olan tek şey soru işaretleriydi. Görkemli Galatasaray galibiyeti üzerine, deplasmanda, tamamen rotasyonlu bir kadroya rağmen alınan Leipzig galibiyeti ve oynanan doğru oyuna rağmen soru işaretlerinin varlığını sürdürmesinin en büyük sebebi ise takımın bu sezonki gelgitli lig performansı. Gelgiti yaratan en önemli etken ise takımın ve Şenol Güneş’in hâlâ doğru oyunu ve kadroyu arıyor olması. Geçen hafta bu köşede değinildiği üzere Galatasaray derbisi, bu gelgitin en önemli göstergesi olmuştu. İlk yarıda tamamen kanat ortaları üzerine kurulmuş bir oyun ve daha sonrasında merkezinde Oğuzhan’ın olduğu, ortadan kurulan daha olgun ve daha akıllıca bir başka oyun… Güneş de oynanan oyundan pek tabii memnun kalmış olacak ki, derbide kazanan kadroyu bozmayarak çıktı sahaya.

Burada üzerinde durulması gereken şöyle bir konu var; Tolgay-Atiba-Oğuzhan üçlüsü ilk kez geçen hafta birlikte kullanılmadı ve daha önceki denemeler üretkenlikten uzak, kısır bir oyun ortaya koymuştu. Derbide, özellikle 45 ve 70. dakikalar arası oynanan oyun bu üçlünün tüm mazisini silip atarcasınaydı belki ve evet, Oğuzhan bir maestro gibi yönettiği ve üst üste 2 şampiyonluğa taşıdığı takımına bu sezon ilk kez bu denli katkı yapmıştı. Fakat tanınmaz bir hale bürünen Şenol Güneş, Galatasaray maçında tercih ettiği dizilimi Kayseri’ye karşı da tercih ederek ne kadar doğru yapıyor olabilirdi? Yeni kurulan bir takım olmasına binaen Galatasaray, atletizme dayalı ön alan presi ile oynayan bir takım ve onlara karşı 3 merkez orta saha özellikli oyuncu kullanmak oldukça mantıklı. Şayet Başakşehir maçında da görüldüğü üzere, 2. bölgeden ayağa pas yapacak tek bir isim bile Galatasaray’ın oyun planını suya düşürmeye yetmişti ve Sarı-Kırmızılılar’ın oyun mesafesi neredeyse 40-45 metre geriye gitmişti.

Bir başka Sarı-Kırmızılı takım olmasından mütevellit mi böyle bir tercih yapılmıştı, yoksa ligin 15. Haftasına girilmesine karşın teknik direktör Şenol Güneş aramaya devam mı ediyordu? Maçın ilk düdüğü ile 2. seçenek baş gösterdi ve maça hava kadar soğuk başladı Beşiktaş. Galatasaray maçının bir istisna olduğunu ortaya koyarcasına; orta üçlü büyük bir kaosun içerisinde hem savunmada hem hücumda yerini kaybetti. Ortadan oyun kuramadığı veya bunu bir opsiyon olarak dahi görmediği maçlardaki gibi oyunu kanatlara da taşıyamayınca hakimiyeti de ele alamadı. Tamamen bireysel ve durum bazlı olmak üzere ilk yarıda 3 pozisyona girilse de, özellikle Oğuzhan’ın derbidekine benzer, mutlak bir gol pozisyonunu harcaması takımın ön alana yerleşmesine engel teşkil etti. Çünkü bu sezon tüm lig maçlarında Beşiktaş, erkenden öne geçemediği maçlarda adeta kabıza bağlamıştı. Umut’un golü ile tamamen kaybolmak üzere olan devre, Cenk’in kendi çabaları ile kazandığı penaltı ile ortaya geldi.

İlk yarı itibari ile öne çıkan en önemli şey ise artık Atiba’nın adeta bir el frenine dönüşmesiydi. Evet, Kanadalı yaşı ve temposu gereği Siyah-Beyazlıların oyunu dikta etmesine engel teşkil etmeye başladı. Bunun üzerine yanında Oğuzhan ve Tolgay’ın aynı anda kullanılması da takımın hücum verimliliğini yerle yeksan etti. 3. bölgede çoğalamadıkça, önce etkinlik daha sonra da hâkimiyet tıpkı Kayseri maçının ilk yarısında olduğu gibi kayboluyor. 2. yarının hemen başında, penaltı pozisyonunda sarı kart gören 3 oyuncudan birisi olan Lopes’in atılması ile oyun Beşiktaş’a dönecek düşüncesi hakim oldu fakat es geçilen bir şey vardı, o da Şenol Güneş ve anlamsız inadıydı... Kısır üçlüyü bozmak için 10 dakikadan fazla bekleyen Güneş, geçen sezon takım bitiş çizgisine doğru ilerlerken döndüğü Tolgay-Oğuzhan ikilisine dönmek yerine Tolgay’ı çıkararak sezonun kayıp ismi Talisca’yı sahaya sürdü. Dakikalar geçti ama oyunda hiçbir değişiklik olmadı. Oyunu kendi sahasının ilk 25 metresinde kabul eden rakibe karşı hiçbir şey üretemedi Beşiktaş ve bu kısır döngü devam etti, Güneş de izledi.

İkinci hamle için 79. dakikaya kadar beklenildi. Oyuna Negredo girdi ama çıkan isim herkesi şaşırttı. İspanyol golcüyü sahaya sürmek adına Gökhan Gönül çıktı. Belki de bu sezon ilk kez farklı bir şey deniyordu tecrübeli çalıştırıcı ama değişiklik sonrası takımın sahaya dizilmesi ile ortaya abes bir görüntü çıktı. Yeni yetme FM oyuncusu misali; solda Tosic, sağda Adriano ve ortada tek stoper olarak Pepe vardı. Gerek performansı gerek oyunun ona hiç ihtiyacı olmamasına karşın Atiba sahada kalmaya devam etti. Bunun mantıklı tek sebebi olabilirdi, rakibin kontra ataklarını karşılamak… Ama belki de özünde, haftalardır süregelen esas sorun vardı, korku… Başarısını ancak tesadüf görenler geldiği noktayı korumak adına kendi bildiklerinden taviz verirdi. Kariyeri boyunca “loser” etiketi alnına yapışmış Şenol Güneş, 2 yıldır üzerine koyarak inşa ettiği takımı bir şeyleri muhafaza etmek adına geriye çekiyordu. Yokları oynayan Quaresma ve oyunun zerre ihtiyaç duymadığı Atiba 90 dakikayı sahada tamamladı fakat asıl trajikomik nokta, üretkenlikten fersah fersah uzak takımın maçı sadece 2 değişiklikle bitirmesiydi.

Evet, deplasmanda Leipzig’i mağlup eden ve Manisaspor’a tam 9 gol atan kimi yedek oyuncular sahadaki rezil futbolu değiştirebilecek etkinlikte görülmedi Güneş tarafından. Neresinden bakarsanız bakın, zerre mantık içermeyen bu durumun üzerine Kayserispor file bekçisi Lung, 10 kişi oynadıkları 2. devre boyunca zaman geçirme çabaları hariç yere dahi yatmadı. Yani kısaca, başta Şenol Güneş olmak üzere tüm Beşiktaş adına belki de Kiev faciasından daha büyük bir facia vardı sahada ve bu facia basın toplantısında da devam ediyordu. Bu sezon neredeyse tamamının menşei kendisi olan yanlış tercihleri ile kayıp giden 14 puanın üzerine Güneş, karşı takımın oyun oynamama niyetinden bahsediyordu. Son 2 sezonun şampiyonuna karşı, maçın 2. devresini 1 kişi eksik oynamış rakibine nasıl bir beklenti içerisine girdi bilinmez fakat ortadaki kötü oyun ve yanlış tercihlerden daha acısı hocanın içine girdiği bu akıl tutulması. Benzer beyanların Akhisar ve Yeni Malatya maçlarında da kullandığı düşünüldüğünde, Şenol Güneş’in mavi ekran vermeye başladığını düşünmek çok da zor değil!

Futbol maalesef nankör bir oyun ve öyle de olmak zorunda. Elde ettiklerinizi, üzerine koyarak ileri götürmediğiniz müddetçe bırakın Devler Ligi grup liderliğini, şampiyonluklar bile birer anı olarak kalır. Şenol Güneş, Beşiktaş tarihinde bir anı olmaktan öteye gitmek istiyorsa, inadı bırakmalı ve bundan önceki 2 sezon boyunca kendi yarattığı değerlere geri dönmeli. Şayet lig elden gidiyor ve Şampiyonlar Ligi Türk takımları için büyük bir illüzyon olmanın ötesine henüz geçemez, geçemeyecek. Muhtemel dönüşü Şubat olan organizasyon sonrası Beşiktaş camiası sezonu elinde çekirdek, transfer ve teknik direktör söylentileri ile geçirmek durumunda kalır. Kafada Beşiktaş’ı bir kenara atmış gibi gözüken Şenol Güneş, Milli Takım ile 2020 Avrupa Şampiyonası hayali kuruyor gibi gözüküyor. Keza vasat bir Serie A takımıymışçasına, son 10 lig maçında alınan 3 galibiyete rağmen hala rakiplerin hücum veya savunma oyunu tercih ediyor olması Beşiktaş’ın ve hocasının sorunu değil, gündemi dahi olmamalı ki Chelsea ve Manchester United gibi milyonlar harcanarak kurulmuş takımlar bile önceliği defansif yerleşime veriyorken!



GÜNCEL YAZILAR