"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Alican Şengül
Alican Şengül
@acsezuma

Acı Son

18/01/2018

“İşlerinde başarılı kişilere baktığınız zaman onların motivasyon sahibi olmalarından çok motivasyonlarındaki istikrarı görürsünüz.” diyor Arsene Wenger, Japonya’da katıldığı bir “business” seminerinde… Bunu Arsenal teknik direktörü sıfatı ile değil, Ekonomi ve İşletme Bilimleri diplomasına sahip bir ekonomist olarak söylüyor. 1 Ekim 1996’da, “Buraya gelmemdeki temel sebep İngiliz futbolunu seviyor olmam. Arsenal ruhunu ve Arsenal’in potansiyelini seviyorum.” diyerek göreve başlamasının sadece 1 sezon ardından şampiyonluğa kavuşmuştu Fransız çalıştırıcı.

Dönemin lig dinamikleri olan uzun top ve yüksek koşu temposuna karşın topun temposunu artırarak herkesin beğenisini toplamıştı. Hollandalıların total futboluna benzer, “Wengerball” diye anılan oyununda savunma oyuncularının orta saha civarında hizalandığı, yüksek ön alan presi ve yine topun seri bir biçimde dolandığı pasa dayalı oyun ile Ada’da adeta devrim yapmıştı. Dünya futbolunun zirvesinde yer alan ligde, ilk kez yabancı bir teknik adam şampiyon oluyordu. Hatta ilerleyen yıllarda işi farklı bir boyuta taşıyarak namağlup şampiyon yapacaktı Topçular’ı… Fransız çalıştırıcı hemen akabinde Dennis Bergkamp ve Thierry Henry gibi kimi yıldızlarını türlü nedenlerle kaybetmiş ve belki de sonunda devasa hüsranların olduğu malum süreç başlamış oldu.

Alisher Usmanov ile Stan Kroenke ortaklığındaki Arsenal yönetimi, başarısız dönemin ortalarına, yani 2008 sonralarına doğru, tıpkı Wenger gibi bir başka ekonomisti, Ivan Gazidis’i CEO olarak göreve getirdi. Eğitim geçmişinde Oxford ve Stanford gibi dünyanın sayılı üniversiteleri olan Yunan asıllı Amerikalı Gazidis’in atanması ile birlikte, alışılagelmişin dışında, bir futbol kulübünün başına ilk kez, onu bir şirket gibi yönetme gayesi taşıyan bir profesyonel geçmiş oluyordu. İlk bakışta kulağa hoş geliyor fakat sportif olarak yaşanan başarısızlıklar ve devamında takınılan durum göz önüne alındığında işin ne kadar çirkin bir boyuta geldiğini görmek oldukça kolay.

2004 yılından beri lig şampiyonu olamayan Arsene Wenger önderliğindeki Arsenal, geçtiğimiz sezon bu kez başarısızlığını bir ileri boyuta taşıyarak tam 20 yıl sonra Devler Ligi’nin dışında kaldı. Normal bir futbol kulübünde, hangi geleneklere ve ne denli bir maziye sahip olunursa olunsun teknik direktörün görevinden alınması ile sonuçlanacak süreç, Wenger’in de yaşına rağmen sözleşmenin 2 yıl uzatılması ile devam etti. Bugün gelinen noktada, sportif başarıyı geri plana atarak sadece ama sadece ekonomik kriterler üzerinden yönetilen sözde bir futbol kulübü var. Bu kaygıların kötü tezahürlerinden birisi ise; çekirdeğini tüm Islington ilçesinin oluşturduğu sadık Emirates tribünleri, tüm başarısızlığa rağmen takımlarının arkasında durmalarının mükafatı olarak bilet fiyatlarına gelen zammı aldı.

UEFA’nın dün açıkladığı benchmarking rapolarına göre Arsenal, ortalama 74 pound (391 TL) ile Avrupa’nın en pahalı bilet fiyatlarına sahip. Emirates’a geçiş sürecinde iyiden iyiye ortaya çıkan maddi kaygılar artık Arsenal şirketinin birincil kaygısı. Sporun rekabete dayalı doğası ile bu ne kadar sürdürebilir bir politika bilinmez ama bunun özellikle taraftar nezdinde kabul edilebilir bir durum olmadığı kesin. Sermayenin günbegün ele geçirdiği, her geçen gün endüstriyelleşen futbol dünyasında başta güdülen kâr politikası ile süper yıldız seviyesindeki oyuncuların radarından çıkan Arsenal artık elindeki yıldızları dahi tutamaz duruma geldi. Geçtiğimiz yaz ayında, bu sezon sözleşmeleri bitecek olan Alexis Sanchez ve Mesut Özil gibi takımın her iki yıldızı da sözleşmelerini uzatmayacaklarını söylediler fakat taraftarlardan gelecek “yerlerini pahalı yıldız oyuncularla doldurma” düşüncesi korkusu ile ikisi de takımda tutuldu. Gelinen noktada Şilili yıldız, Jose Mourinho’nun takımda istemediği Henrikh Mhkitaryan ile kafa kafaya takas edilerek ezeli rakiplerden Manchester United’a transfer olmak üzere.

Son 5 resmi maçında ve 2018 yılında henüz galibiyet yüzü göremeyen Wenger’in ekibi 23 hafta sonunda lider Manchester City’nin tam 23 puan gerisinde 6. sırada yer alıyor. Şampiyonlar Ligi barajının da 8 puan gerisinde ve bu farkı kapatmak adına en ufak bir olumlu sinyal vermiyor. Kupasız geçen 9 yılın sonunda yıpranmaya başlayan bu büyük aşk 2014 yılında alınan Federasyon Kupası ile güzel bir şekilde bitebilirdi. Fakat öyle olmadı ve her geçen gün taraftarın gözündekini değerini yitirdi, yitirmeye de devam ediyor. Dönülmez akşamın ufkunda ve artık eski-kötü sevgili konumunda olması kuvvetle muhtemel. Keza yaklaşık 13 yıl önce oynanan bir Şampiyonlar Ligi maçı sonrası sarf ettiği “Kazanmadığınız sürece mutlu olduğunuzu söyleyemezsiniz.” sözüne binaen; Arsenal uzun bir süredir kazanamıyor ve Wenger ile kazanması artık mümkün gözükmüyor.



GÜNCEL YAZILAR