"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Bülent Kalafat
Bülent Kalafat
@b_kalafat

Müstahak

13/03/2018



Ligde uzun zamandır ikincilik dışında bir amacı olmayan ve matematik kurallarınca şampiyon olmasının imkansız hale gelmesine çok az kalan Manchester United dün gece Old Trafford'da Sevilla'yı ağırladı. İçeride 0-0 rövanşı oynayan bir Mourinho böyle bir maçtan önce ne düşünmüş olabilir? Kesinlikle gol yememeyi ve eninde sonunda bir tane tıkayıp fişi çekmeyi derdim ben. Hele Pogba, Martial ve Mata gibi taraftarın gol beklentisini (xG değil) artıracak oyuncuların olmadığı bir ilk on bir tercih ettiğini bilsem.

United ilk on dakika aslında hiç de fena bir ev sahibi performansı göstermedi. Rakip kaleye dört şut çekip en azından ilk raunttaki şut farkını kapamaya niyetli göründü. Ancak fazla geçmeden takımın bütün sezon başını ağrıtan zaaflar birer birer kendini göstermeye başladı. Eğer United'ın dertlerini bireysel ve bütünsel olarak iki gruba ayıracak olursak, ilk yarı bize iki gruba da girebilecek örnekler sunmak konusunda oldukça cömertti. Bailly mesela... Kendisini Smalling, Phil Jones, Lindelöf alternatiflerinden bir adım önde gördüğümü beyan (itiraf mı yoksa) ederek başlayayım öncelikle. Maçın ilk on beş dakikasında yaptığı iki çömez hatasından bir Sevilla golü çıkmaması onun şansıydı. Ayaklarına hiç hakim olmayan Smalling de savunmada pas istasyonu vazifesi göremediği için United'ın baskıyı sürekli hale getirmesine darbe vurup durdu. İlk yarının United adına kötülerinden bir diğeri de Lingard'dı. Topla sadece yirmi beş kere buluşarak bu konuda takımının en düşük ikinci oyuncusu olurken, mevkidaşı Vazquez ise kırk üç kere topla buluştu ve iki şut üretti. İlk kırk beş dakikada Mourinho'nun maç öncesi planını bile gerçekleştirmekten aciz bir United görüntüsü vardı kesinlikle.

Maçın ikinci yarısında da devam eden bu görüntüde Sevilla'nın akıllı bir taktiği başarıyla uygulamasının da ciddi payı vardı. Gözlemlediğim kadarıyla, United topu geriden oyuna sokarken Muriel, Correa, Vazquez ve Sarabia yarı sahaya on - on beş metre kalaya kadar topa basmıyordu. Bunun yerine Manchester'ın savunma dörtlüsü ile Matic - Fellaini, Sanchez - Rashford hattının arasında bekleyip topun bu oyunculara rahat gelmesini engelleme niyetindeydiler. United bu katı blok savunması karşısında çok zorlandı ve otuzuncu dakika civarlarındaki bir iki seri pasla hücum girişimi dışında buna uzun oynamak dışında bir çözüm üretemediler. Lingard ikinci yarının başında orta sahaya biraz daha yaklaşarak top dağıtımına yardımcı olmaya çalıştı ama kendisi bunu yapacak oyuncu değildi. Üstüne üstlük Sevilla topu ele geçirdiği zaman da Banega'nın önderliğinde organize olmaya ve topu kaptırmamaya çalışıyordu.

Şut sayısı ve topa sahip olma konusunda ev sahibine üstünlük sağlayan Endülüs ekibinin niyetini ilk belli eden isim de Banega oldu. İkinci yarının hemen başında Matic ve Fellaini'nin bomboş bıraktığı alana hareketlenip Correa'yı şut pozisyonuna sokarak Mourinho ve öğrencilerine Old Trafford'a sadece savunma yapmaya gelmediklerini hatırlatıyordu. Çok geç olmadan bir gol atıp taraftarının desteğini de hak etmek isteyen United ise panik halinde topu Lukaku'ya ulaştırmaya çalışıp durdu. Zaten onun sırtı dönük top alıp taşıması ya da dönüp verkaca girmesi makul iki hücum seçeneğinden biriydi. Diğeri de Rashford'un isolation oyunlarıydı. Altmışıncı dakikaya kadar bu denendi. Pogba geriden hücum başlatma görevini üstlenmek üzere Fellaini'nin yerine oyuna girince enteresan bir şey yaşandı. Bu ana kadar maçı neredeyse çıt çıkarmadan izleyen United taraftarından ses çıktı. Bu ses hangi duyguyu ifade ediyordu? Emin olamıyorum; ama yokluğun yerini bir şey almıştı sonuçta ve bu sahaya da tezahür etti. 

Taraftarın duyguları gibi United'ın on dakika civarı süren hareketliliği de karmaşık ve belirsizdi. Rashford ile Lukaku gibi oyuncular biraz daha hareketlendiler kesinlikle. Mesela Rashford bu dönemde Gabriel Mercado'ya bariz bir üstünlük sağladı ve takımına tehlikeli bir frikik kazandırdı. Sevillalı oyuncular da ortamdaki bu değişimden etkilenmiş olacak ki biraz daha aceleci davranarak topu United'a vermeye başladılar. Sanki United ne yapacaksa şimdi yapmalıydı. Zaten son on beş dakika giderek yaklaşıyordu. Ne var ki ev sahibi bu süreçten üç cılız şut girişimi dışında bir sonuç çıkaramadı. United'ın derin bir nefes alıp başladığı bu girişimin de tükendiğini gören Montella, Ben Yedder'i Muriel'in yerine oyuna alarak belki de teknik direktörlük kariyerinin en kritik hamlesini yaptı. İkinci yarının başında bahsettiğim Banega pozisyonu yetmiş dördüncü dakikada bir kere daha oluştu. Bu sefer boşluğu yaratanlar Pogba ve Matic idi. Banega bu kez aradan Sarabia'yı gördü; o da bekletmeden Bailly ve Smalling'in arasından Ben Yedder'i. Tunus asıllı Fransız ile Sevilla 1-0 öne geçti.


Golden sonra Lingard - Martial ve Valencia - Mata değişiklikleri geldi. Ancak Sevilla'nın Manchester yarı sahasından çıkmaya hiç niyeti yoktu. İlk golün üzerinden beş dakika geçmeden Banega'nın kornerden kestiği topu Correa kafayla arka direğe indirdi. Ashley Young'un hatasını affetmeyen Ben Yedder zor da olsa topu bir kez daha o üç direğin arasından geçirmeyi başardı. Sevilla taraftarları Free From Desire'ın içine 'puta'lar eklenmiş bir versiyonunu avazları çıktıkları kadar bağırarak söylüyorlardı. Her şey bitmişti United için. Öyle bitmişti ki, Lukaku'nun seksen üçte gelen golü bile taraftarları sevindirmedi. Santra için topu koşarak ortaya taşıyan Belçikalı yıldız tribünlere dönüp ellerini havaya kaldırdı ama sipariş üstüne gelen gürültü kısa sürede yerini tekrar homurtulara bıraktı. Artık United gerçek anlamıyla şuursuz hücumlar yapıyor; dönen bütün topları da Sevillalı oyuncular hızlıca Valencia'dan boşalan United sağına yönlendirerek pozisyon üstüne pozisyona giriyordu. Maçın kayda değer son icraatı uzatmaların ortasında gerçekleşti. Belki de Manchester'ın kırmızılıları için bu sezonun tek gerçek kahramanı De Gea Ben Yedder'in hat-trick yapmasına engel olarak Sevilla eşleşmesindeki on ikinci kurtarışına imza atıyordu. Maçın bitişiyle futbolcuları sahada kafalarını formalarına gömerken Jose Mourinho seri şekilde ortadan yok olmanın peşindeydi.

Eşleşmenin iki ayağında da rakibine büyük üstünlük sağlayan Endülüs ekibi adını Şampiyonlar Ligi'nin son sekizi arasına yazdırmayı hakkıyla başardı. Özellikle Lenglet, Banega ve N'Zonzi çok sağlam bir merkez çekirdek oluşturdular. Geçtiğimiz sezon aynı turdaki rakipleri Leicester'a karşı ilk maçta oynamayan, ikinci maçta da varlık gösteremeyen Ben Yedder de herhalde kariyerinin maçını oynadı. United tarafına dönecek olursak kabul etmeliyim ki bu yenilgiyi Mourinho'ya yüklemek adil olmaz. Sonradan girenler dahil şans bulan bütün oyuncuları Portekizli'yi zor gününde hayal kırıklığına uğrattı. Mourinho demişken, Bülent Timurlenk'in kendisi hakkında yazdığı epey farklı ve bana kalırsa biraz fazla sempatizan tonlu yazıyı okudum. Daha önceki yazılarımı okuduysanız büyük bir Mourinho hayranı olmadığımı biliyorsunuzdur. Ancak bu yazı bir ''maç yazısı''. O nedenle mümkün olduğunca maçı Mourinho üzerinden okumamaya çalıştım.  Ama ne yalan söyleyeyim... Sevilla gibi gelenden geçenden üçer beşer gol yiyen bir takıma karşı rövanş maçına evinde bu kadroyla çıkan bir hocaya bu sonuç müstahak bence.




GÜNCEL YAZILAR