"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Bülent Kalafat
Bülent Kalafat
@b_kalafat

Talisca ve Bukalemunlar

15/03/2018



2018'in başından bugüne yükselen performansı ve son olarak Brezilya milli takımının Rusya öncesi yapacağı hazırlık maçları kadrosuna çağrılması ile Beşiktaş gündeminin en tepesine yerleşti Anderson Talisca. Çok değil, yalnızca bir kaç ay önce spor kamuoyu ve -ki bu daha acı- Beşiktaş taraftarınca etkisizlik, isteksizlik ve takıma zarar vermek gibi suçlardan yargılanmaktaydı genç Brezilyalı. Bugüne döndüğümüzde spor medyasında şimdiye kadarki en yoğun Talisca'yı ve onun üzerinden Şenol Güneş'i övme kampanyasının yürürlükte olduğunu görüyoruz. Zamanlar değişiyor gerçekten...

Demirören döneminin basiretsiz icraatlarının sonucu Financial Fair-Play'den çakıp transfer kısıtlamasına maruz kalan Beşiktaş, şampiyon bitirdiği 2015-16 sezonu sonrasındaki yaz döneminde kendini zor bir konumda bulmuştu. Altı yıl aradan sonra gelen şampiyonluktaki en büyük pay sahiplerinden Jose Sosa ve Mario Gomez, ülkedeki gergin ve belirsiz ortamın da etkisiyle Avrupa'ya geri dönme kararı almıştı. Sosa 17 Ağustos 2016'da Milan'a imza attığında yeni sezonun başlamasına yalnızca üç gün kalmıştı. Takımın temel hücum organizatörünün yeri nasıl doldurulacaktı?

Bu gelişmeden yaklaşık bir hafta sonra Beşiktaş'ın Anderson Talisca diye genç bir Benfica oyuncusunu kiralamak üzere olduğunu öğrenecek ve kendimizi bu sırık fizikli Brezilyalı'nın bunun gibi maç derlemelerini izlerken bulacaktık. Açıkçası benim oyuncu hakkındaki ilk izlenimim takımını hücuma çıkarmakta mahir ve gole yatkın bir orta saha oyuncusu olduğuydu. Talisca, 10 Eylül 2016'da Istanbul'da oynanan Karabükspor maçında kendisine yüksek gönderilen bir topu kafayla Ömer Şişmanoğlu'nun önüne indirip ilk resmi maçında ilk skor katkısını yapıyordu. Bundan üç gün sonra çıkılan Benfica deplasmanında ise yeni Beşiktaş'ın Avrupa serüveninin ilk ayağında uzatmalarda attığı frikikle takımına ilk Şampiyonlar Ligi puanını getirirken, Benficalı'ları da ''Ulan biz ne yaptık?'' diye düşünmeye sevk ediyordu. 

Talisca, Beşiktaş'taki kariyerine daha iyi başlayamazdı. Ligdeki ilk altı maçında dört gol bir asist katkısıyla oynadı. Belki de adrenalin sebebiyle farkına varmadığı tarak kemiği kırığı onu dokuzuncu haftadaki Gençlerbirliği maçını bitirmekten alıkoymasa da sonraki yedi lig ve üç Şampiyonlar Ligi maçında takımından ayrı kalması gerekti. Beşiktaş bu yedi lig maçında yedi puan bırakıp şampiyonluk için gereken aşağı yukarı 2.2'lik maç başı puan ortalamasının altına inerken, Şampiyonlar Ligi'nde Dinamo Kiev maçına kadar Taliscasız fena idare etmemişti. Sakatlıktan dönüşü sonrası gollerine devam eden Talisca, Beşiktaş'ın şampiyonluk kupasını üst üste ikinci kez kaldırmasına en önemli katkıyı yapan oyunculardan biri oldu. Özellikle Babel'in takıma katılması, çizgi endeksli hücumun daha ortaya kaymasına vesile olmuş ve Talisca'nın performansını epey artırmıştı. Artık bir sezon boyunca izlenen futbolcu hakkında belli kanaatler oluşmuştu. Futbol otoriteleri bir orta sahadan çok forvet olduğu kararına vardı. Zaten oyuncunun asistten çok daha fazla gol üretmesi de bu tezi destekliyordu. Bence bu tez kabul edildiğinden beri, Talisca'nın potansiyeli ve oyuncu profili hakkında futbolseverlerin isabetli bir kanıya ulaşmasını engelliyor.

Şenol Güneş'in Talisca hakkında 2016 ve 2017 yazlarında ne düşündüğünü ayrı ayrı merak ediyorum. Bildiğiniz gibi Güneş'in en takdir edilen ve öne çıkan teknik direktör özelliği öğretmenlik. Bugüne kadar çalıştırdığı takımlarda seviyesini yukarı taşıdığı oyuncuları bir daha saymaya gerek yok burada. 2017 Mayıs'ında ikinci şampiyonluk geldiğinde en çok bahsedilen konulardan biri Şenol Güneş'in elinden tutup büyüttüğü futbolcular arasına Oğuzhan ve Tolgay'ın da katıldığı idi. Hocanın Talisca gibi Benfica'da dikiş tutturamamış bir genci şampiyonluğun en önemli anahtarlarından biri haline getirmesi de haklı olarak methedilmişti. Ne yapıp edilmeli, Talisca'nın kiralama sözleşmesindeki bir yıllık uzatma hakkı değerlendirilmeliydi. Siyah beyazlıların şansına Talisca Istanbul'da olmaktan ve Beşiktaş'ta oynamaktan duyduğu memnuniyeti sıkça dile getiriyor ve Fikret Orman'a bonservisini alması için çağrıda bulunuyordu. Nitekim Talisca Beşiktaş'ta devam etti ve bu sefer de Aboubakar'ı kaybeden Kartal yeni sezon öncesi en azından bir de hücumcu orta saha bulmak zorunda kalmadı. 

Talisca hikayesinin bana kalırsa enteresan ve bir o kadar moral bozan kısmı, içinde bulunduğumuz sezonun ilk bölümlerinde yazıldı. Gökhan Gönül'ün sakatlığı ve Beck'in gönderilmesi sonucu Adriano sağ bek görevini devralmak, Caner de sahada bulunmak zorundaydı. Üstüne Şenol Güneş'in Medel, Ozi, Atiba, Tolgay dörtlüsünden ideal ikiliyi bulamaması da eklenince Beşiktaş, seri şekilde Quaresma ortalarından başka hücum alternatifi olmayan bir takıma dönüştü. Bu süreçte takım galip geldiği maçlarda dahi önceki sezonların, bilhassa ilk şampiyonluk sezonunun, akıcı ve dominant oyunundan giderek uzaklaştı. Beşiktaş'ta neyin yanlış gittiğine dair pek çok tez öne sürülürken baskın çıkan görüş Talisca'nın orta sahadan kopuk futboluyla Beşiktaş'ı aşağıya çektiği oldu. Ben de o zamanlarda Beşiktaş'taki düşüş hakkında kendi tezimi öne sürmüştüm. Talisca'nın takıma zarar verdiği görüşüne kesinlikle katılmıyordum. Tribünde olduğum dokuzuncu haftadaki Başakşehir maçında oyundan alınırken Talisca'nın ıslıklanması bana çok adice gelmişti. Yanımdaki arkadaşıma dönüp ''Bu kadar çabuk mu abi?'' diye soruşumu hatırlıyorum. Bu kadar yetenekli ve oyun görüşü sahibi bir oyuncunun performansındaki düşüklük canımı ayrı sıkarken, haksız şekilde yerin dibine sokulmaya çalışılmasından ayrıca rahatsız oluyordum.

Kendime şunu soruyordum hep: ''Geçen sezon çok iyi performans sergileyen oyuncu bu sene bocalıyorsa bunun sorunu oyun mudur, yoksa oyuncu mu?'' Biri veya ikisi de olabilir; öyle değil mi? Talisca'nın mutsuz ya da isteksiz olduğunu düşünmemiz için ortada görünen bir sebep yoktu. Hatta Brezilyalı evinin bahçesinde oynadığı yetenek oyunlarının videolarını paylaşıyor ve hayatından son derece memnun gözüküyordu. Beşiktaş'ın oyunundaki düşüş ve Talisca'nın bu kopuk takımda katkı vermekte zorlandığı apaçık ortadayken ligin ilk yarısının bitimiyle spor medyası ve Beşiktaş taraftarı suçlular listesine, belki de başına, Talisca'yı yazıyordu. Aradan yalnızca iki buçuk ay geçti. Talisca bu süreçte çıktığı yedi lig maçında yedi gol atarak takımın şampiyonluk yarışına tutunması için gereken patlamayı yaptı. Üstüne bir de Brezilya milli takımı aday kadrosuna çağrıldı. Bugün futbol düşünürlerinin öne çıkan görüşü ev, bark ne varsa satılıp Talisca'ya gömülmesi gerektiği. E günaydın!

Burada önemli olan Talisca'nın alınmasının gerekip gerekmemesi değil. Kesinlikle alınmalı. Asıl mesele şu: Talisca'yı aldın, planın ne? Onu nasıl daha da parlatacaksın? Eksikleri var Talisca'nın. Sağ ayağını zayıf olmasa da çok az kullanıyor, sol ayak üstü içi kadar güven vermiyor, ortadan yalnızca sağa doğru kayarak top aldığında kendini rahat hissediyor, oyun içinde kaybolduğu dönemler olabiliyor, savunma katkısı yoka yakın... Belki de en önemlisi, Benfica'da verdiği oyun kurma katkısının çok azını Beşiktaş'ta üstleniyor olması. Törpülendi adeta o özelliği buraya geldikten sonra. Tabi bunların hiçbiri potansiyeli düşük olduğu anlamına gelmiyor. Unutmamalı ki pek çok Avrupa takımı genç oyuncularındaki buna benzer pürüzleri gidermek üzerine kafa patlatıp duruyor. Çok az yıldız oyuncu gelişimini 22 - 23 yaşında üst Avrupa düzeyine getirebiliyor. Ama acaba Beşiktaş teknik ekibi Talisca'nın repertuarını genişletmeyi amaçlıyor mu? Evet ise, nasıl? Talisca'dan daha fazla verim almak üzerine kurulu bir oyun planı ve daha da önemlisi kadro kurulacak mı? Maç başı otuz orta yapılmaya devam edilecek mi? ''Beşiktaş'a gelmeden önce tek bir kafa golü bile yoktu; şimdi habire kafa golü atıyor'' şeklinde temsil edilen bir başarılı eğitmen öyküsüne mi sığınılacak yoksa? Kardeşim sen topu sürekli Quaresma'ya verip kestirirsen, bu adam da cüce değil, ileri koşuları da iyi... Atacak tabi. Bu mudur peki Talisca'nın hayal ettirdiği? (Yazı buradan sportif direktörlük konseptine de fena bağlanır aslında ama kalsın şimdilik.)

Ben ayrıca Şenol Güneş'in Talisca konusunda eğitmenlikten sınıfta kaldığını da düşünüyorum. Belki takımdaki geleceği belirsiz bir oyuncuya fazla zaman ve zihinsel efor ayırmak istememiştir. Veya kendince başka sebepleri vardır. Eğitmenlik bir kenara, Laz inadıyla kötü giden maçlarda parlak bir fikir olarak kanat çıkarıp, forvet alıp, Talisca'yı kanada koyduğuna kaç kere tanık olduk? Bu bir oyuncunun yanlış değerlendirilmesini geçtim, yanlış anlaşıldığının manifestosudur. Tüm bunlara rağmen takımın ve Talisca'nın özellikle Şampiyonlar Ligi'ndeki performansları oyuncuyu Avrupa scout'larının gözünde ''Kalitesi tartışılır bir ligde iki sezon iyi oynamış, yetenekli bir oyuncu'' konumundan ''Bu adam geliyor; milli takıma falan da çağırıldı; alınacaksa şimdi hamle yapılması gereken oyuncu'' konumuna evirdi. İşin üzücü yanı Beşiktaş taraftarı ve Türk spor medyası bu adamın korkunç yeteneğinden ve vizyonundan daha fazla nasıl faydalanabileceğini tartışmak yerine, onu suçlamak ile meşguldü. Ancak bu beni şaşırtmıyor. Fatih Terim ve Şenol Güneş'in dokunulmazlıkları o kadar üst düzeyde ki... Quaresma ve ortalar meselesinde de spor kamuoyu ancak Ocak 2018 gibi açık açık Şenol Güneş'in tercihlerini eleştirebilmişti. Medel üzerinden bir eleştiriye henüz rastlamadım ama eğer hakikaten sezon başında istemediyse... Ozan Tufan hakkında bir sözü vardı ya; ondan işte. 

Dede gibi ''Ben dediydim, ben söylediydim'' moduna girmek değildi niyetim. Ancak geldiği günden beri Beşiktaş'ın dikkatli davranması durumunda sadece gol değil, altın da yumurtlayan bir tavuğa sahip olacağını iddia ediyorum. Bunu görmek ve değer katmaya çalışmak ekstra bir şey değil bence. Bunu göremiyorsan sorun var. Adam o kadar yetenekli çünkü. Şenol Güneş'i Talisca'nın Brezilya formasını ütülerken gösteren karikatürler paylaşan ve şimdi ikisini de yere göğe sığdıramayan spor kamuoyunu da gıptayla izliyorum. Bukalemun gibi renk değiştirebiliyorlar.



GÜNCEL YAZILAR