"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Bülent Kalafat
Bülent Kalafat
@b_kalafat

İspanyol Ekipleri Avrupa'da Başarılı Olmayı Seviyor

04/05/2018



Arsenal önümüzdeki sezon Avrupa kupalarında yer alabilmek adına son şansını kullanabilmek için dün gece Metropolitan'ın çimlerinde Atletico Madrid ile karşı karşıya geldi. Londra'daki maçta kırmızı kart gören Vrsaljko'nun görevini Partey üstlenirken, tribüne gönderilen Diego Simeone'nin yerine Madrid kulübesinde yardımcısı Germán Burgos baş sorumlu olarak oturuyordu. Partey'den kalan orta saha pozisyonunda da ilk ayakta yedekten giren Gabi vardı. Arsene Wenger ise belki de Gunners ile çıkacağı son Avrupa müsabakasına ilk maçtaki kadroyu koruyarak çıkmayı tercih etmişti. Özellikle Atletico gibi evinde bu tür rövanş maçlarında çok geride savunma yapan bir rakibe karşı Mkhitaryan'ı yedek soyundurmasını epey yadırgadığımı söylemeliyim. 

İlk 15 dakikalık bölümde Londra ekibinin kazanmaya gelmiş bir takımdan beklenen futbolu oynadığını söylemek çok zordu. Aslında Arsenal'in 90 dakika boyunca sergiledikleri Londra'daki mücadelede Arsenal adına akıllarda kalan tüm olumsuzlardan bir şeyler barındırıyor gibiydi. Mesut'un ayağına değmeyen paslaşmalardan pek faydalı bir sonuç çıkmıyor olması da öyleydi mesela. Koscielny'nin 15. dakikada aşil tendonunu sakatlayarak oyundan çıkması Arsenal adına daha da kötü gidebilecek nadir şeylerden biriydi. Evet, Fransız stoperin de son birkaç hatırda kalır hareketi çok müspet değil ama Mustafi - Chambers ikilisinden birine her zaman tercih edilir bence. İlk devrenin son on dakikalık bölümüne kadar Wenger'in öğrencileri bu sakatlıktan asgari hasarla çıkıp Atletico'ya oyun ve pozisyon girişimi olarak karşılık vermeyi başardılar. Özellikle ilk maça göre çok daha faydalı gözüken Wilshere ve Mesut'un kanat oyuncularını içeri doğru kaçırmalarından oluşan pek çok tehlikeleri de oldu. Ceza sahasına doğru gönderilen birçok toptan önceki pasın, yine ilk maçtaki gibi Mesut'un ayağından çıktığını söylememe gerek yok sanırım. Ancak onun attıklarından sonraki pasların neredeyse hiçbiri isabetli değildi. Atletico ise bu süre boyunca Arsenal kalesine kontralardan süratle gitmek dışında pek ilgi duymuyor gibiydi. Özellikle Godin, Niguez ve Koke'nin yönlendirdiği top trafikleri ile konuklarını mümkün olduğunca savunmada bırakmaya ve gafil avlanacak bir risk almamaya çalıştılar. 

İki ayaklı bir turun ikinci ayağından çok, 180 dakikalık bir maçın ikinci yarısı gibi geçen bir mücadeleydi. Simeone'nin öğrencileri bir kez daha savunma ve orta dörtlünün uyumu konusunda ders verdiler. İlk 45 dakikanın sonu yaklaştıkça Atletico Madrid o ana kadar verimli kullandığı enerjisini biraz daha gaza basıp, turu kolaylaştıracak golü atmak için harcamaya başladı. Bunun başlangıç noktası olarak 35. dakikada Ospina'nın Monreal'e vermek istediği nispeten basit bir pası taca attığı an gösterilebilir. Bu hatalı pastan sonraki beş dakika topa neredeyse aralıksız sahip olan ev sahibi Ospina'nın kalesini birkaç kere yoklama şansı buldu. "Wenger herhalde ikinci yarıya Mkhitaryan ile çıkar" diye düşünmeye başlamıştım ki Callum Chambers'ın kafasıyla uzaklaştıramadığı hava topu Atletico'nun golüne dönüştü. İngiliz stoperin kısa düşen müdahalesine Partey hamlelendi ve topu Griezmann'a akıttı. Griezmann bir iki kısa driplingden sonra soldan ceza sahasına giren Costa'nın önüne bıraktı. İspanyol forvet de en iyi yaptığı şey olan soğukkanlı vuruşlarından biriyle tabelayı değiştirerek devreyi bitirdi. 

Maçın ikinci 45 dakikasında golü atmadan önceki oyununa sadık kalan bir Atletico Madrid izledik. 1-0'ı çok doğru oynadılar. Hücuma çok sakin ve kontrollü çıktılar ve bunlarda da genellikle Arsenal'in topu hızlı çıkmak üzere kapamayacağı alanlara yöneldiler. Diego Costa ilk yarıdaki gibi, çok az futbolcuda bu düzeyde bulunduğunu düşündüğüm kuvveti ve süratiyle Arsenal savunmacılarını çok zor durumlarda bıraktı. Bunların da devamında konuk takımın akılcı bir oyunla kontra atağa çıkması çok güçtü. Wenger'in ekibi dakikalar ilerledikçe çaresizleşti ve ortalara umut bağlamak zorunda kaldı. Özellikle Mesut'un maçtan kopmasıyla giderek vasatlaşan hücumlara çare olsun diye oyuna nihayet sokulan Mkhitaryan farkını gösterdi göstermesine ancak yeterli olamadı. Bu iki zeka küpü hücumcunun varlığında dahi, son dakikalarda Lacazette ve Welbeck'in kafalarının üzerinden uçan ya da şans eseri Arsenalliler'in önünde kalan ve yarım pozisyona dönüşen topları izledik. Son düdük çaldığında finale çıkan ekip bunu kesinlikle hak eden ev sahibiydi.

2011-2012 sezonundan bugüne kadar Avrupa Şampiyonlar Ligi ve Europa Cup'ta oynanan altışar finalde tam on bir İspanyol takımı mücadele etmiş. Bunlardan finallerin üç tanesinde oynamış olan Atletico Madrid favori gösterildiği yarı final eşleşmesini Arsenal'e topu bırakarak ama oyuna hep hükmederek geçti ve Marsilya'nın rakibi olmak üzere Lyon biletini kaptı. Bakalım Real Madrid Kiev'den, Atletico da Lyon'dan kupayla dönüp İspanyol başkentini birkaç günlüğüne kilitleyecek mi?




GÜNCEL YAZILAR