"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Bülent Kalafat
Bülent Kalafat
@b_kalafat

Değişim Dayatılırsa Ne Olur?

16/08/2018

Bir kere daha Şampiyonlar Ligi elemesi oynayan bir Türk takımı eksikleri olan pek çok bölgeye vaktinde transfer yapamadığı için en üst düzeyde mücadele etme şansından ve belki daha da önemlisi milyonlarca Euro'dan oldu. Halbuki Fenerbahçe Benfica'yı elemeyi başarsa PAOK ile eşleşecek ve büyük ihtimalle gruplara kalacaktı. Benfica ile oynayacaklarının kesinleşmesinden ilk maça kadar 80 güne yakın zamanı olan yöneticiler bu süreçte takıma takviye yapmak istemez miydi? İşin acı yanı bu sorunun yanıtı seri bir "Evet" değil; zira Fenerbahçeliler o sırada başkan seçme faslıyla meşguldü. Şampiyonlar Ligi'ne katılmak gibi bütün büyük Türk takımlarının tek amacı olması gereken yola bir an önce hazırlanmak için seferber olmak bir yana, başkanlık seçimini ligin sonuna denk getirerek kendini baltalamak bir yana... Bunun gibi tercihlerde bile kulüplerin menfaatinin bireylerinkinin gerisinde kalması oldukça düşündürücü değil mi? Görevine 22 Haziran'da getirilen bir teknik direktörün Benfica gibi bir futbolcu fabrikasına karşı nasıl takımını hazırlama şansı olabilirdi ki? Takımın yöneticisi, hocası kim olacak diye Haziran ortasına kadar beklenmese Slimani ve hatta birkaç takviye daha Benfica maçına hazırlanamaz mıydı? 

Bu soruyu sorarak Fenerbahçe'nin ya da herhangi bir rakibinin günümüz şartlarındaki fiyatlarla faydalı transferler yapabileceği gibi epey iyimser bir varsayım yaptığımın farkındayım. Fenerbahçe'nin kendince daha da zorlaştırdığı transfer işinde ezeli rakiplerinin de elinin kolunun bağlı olduğu hepimizin malumu. TL'nin değer kaybının mevcut oyuncu maaşlarını kulüplerin gelir cinsinden şişirmesiyle eskisine göre çok daha az hareket şansları var. Eksik bölgeler için aylar öncesinden aramaya başlayıp, makul ve yatırım yapılacak cinsten oyuncu bulmak gibi bir alışkanlığı zaten barındırmayan futbol iklimimizde, eldeki paranın yabancı piyasaya göre neredeyse 1/3 oranında değer kaybetmesi kulüpler için soluk alınmaz bir ortam oluşturdu. Zamanında akılsızca verilen kararların şimdi daha da ağırlaşan bedellerini hafifletmek pek çok kulüp için iyi bir transfer yapmaktan öncelikli geliyordur diye tahmin ediyorum. Bir yandan da UEFA'nın FFP yaptırımlarındaki gelir gider dengesi sınırlarını tutturmak zorundalar çünkü. Fikret Orman'ın 16/17 sezonunun başından beri yüzüne bakılmayan Tolga için "Fabri'den iyi kaleci" demesi resmi benden çok daha iyi anlatıyor.

Bu şartlar Bursaspor'un Atanasov'u veya Fenerbahçe'nin Barış Alıcı'yı transfer etmesi gibi hesaplı ve/veya geleceğe dönük yatırımları cazip kıldı. Sinan Yılmaz'ın benzer oyuncular ile ilgili bir derlemesini şuradan okuyabilirsiniz. Hatırlarsanız bu filmin bir önceki versiyonunda Beşiktaş Oğuzhan, Atiba, Veli cinsi transferlere yönelmeye mecbur kalmış, neticesinde de ince eleyip sık dokuma deneyimi edinmişti. Beşiktaş 2015/16'da şampiyon olurken 1 - 1.5 milyon Euro'yu geçmeyen maaşla doğrudan katkı yapan pek çok oyuncusu vardı. O kadro çoğunlukla Quaresma'ya ihtiyaç bile duymadan maç kazanıyor ve bu da Quaresma'yı takıma ayak uydurmaya mecbur kılıyordu. Sonra maaşlar 2, 3, 5 milyon diye gitti ve bir kere daha başlanılan yere dönüldü. İşler felakete doğru giderken tutturulan ciddiyet, 15-18 aylık bir dönemde tamamen çöpe atıldı. Galatasaray ve Fenerbahçe bu 2,3,5 milyon maaş yolundan zaten inatla çıkmamışlardı. Beşiktaş nokta atışları ile yarattığı farkı yitirince cezasını puan tabelasındaki üstünlüğünü ve dolayısıyla Şampiyonlar Ligi gelirini de yitirerek aldı. Yıllardır süre gelen bu saçma döngüde beni asıl şaşırtan ise bizim kulüplerin hata yapmaktaki kararlılığı. "Neden 30 yaşının üstündeki bir yıldıza yüksek maaşlı uzun kontrat vermemelisiniz?" konulu bir kitap serisi olsa, bizimkilerin yaptığı tüm hataları anlatmaya cilt yetmez. En ciddi körlüğümüz ise Galatasaray'a büyük katkı sağlayan ve para kazandıran / kazandırabilecek Telles, Bruma ve Rodrigues gibi adam akıllı scouting sonucu yapılmış transferlerin başarısı ortada dururken bunları görmezden gelmek ve bildiğini okumaya devam etmek.

Geçen sezon Benfica Şampiyonlar Ligi'nde Manchester United'a karşı evinde oynarken 18 yaşındaki kalecileri Slivar çok büyük bir hatayla topu kalesinin içine taşımış ve takımının mağlup olmasına sebep olmuştu. Portekiz ekibi Fenerbahçe ile yaptığı eleme müsabakalarına Panathinaikos'tan aldığı 24 yaşındaki Yunan-Alman kaleci Odysseas Vlachodimas ile çıktı. Bana kalırsa Vlachodimas iki maçta da gayet iyiydi. Özellikle Kadıköy'teki maçta oynadığı isabetli uzun paslar dikkatimi çekti. 19'luk Gedson Fernandes iki maçta da Fenerbahçe orta sahasını resmen ezdi. "Benfica gidip şu adamları nereden buluyor arkadaş?" dedirten cinsten perfromanslardı bunlar. Nasıl buluyor biliyor musunuz? Birincisi Benfica'nın ve pek çok takımın Vlachodimas gibi adamları bulmak gibi bir niyeti var. Buna niyetinin olması şu demek: Adam aramaya para, zaman ve birikim ayırmak istiyorsun. İkincisi arayıp bulduğun adamları ya kendin değerlendireceksin ya da oynayacakları takımlara kiralayacaksın. Yani Orkan Çınar örneğinde yapılanların tam tersini. İkinci paragrafın başında bahsettiğim iyimserliğin göz ardı ettiği pek çok detayın birkaçı bunlar. Bu detayları kulüpler kendi menfaatleri için değerlendirmek zorunda olduklarını anlamadıkça ve değişim döviz kurları veya UEFA'nın sopası gibi harici koşulların dayattığı bir acil durum düğmesi olarak devam ettikçe ancak Benfica'nın bulduğu adamlara bakarız.

Geride kalan sezonlarda olduğu gibi bu sezon da ligimizde dakika alan 22 yaş ve altı oyuncuları özellikle takip edeceğim. Belli aralıklarla ligimizdeki U22'lere verilen dakika yüzdelerini ve bu oyuncuların toplam gol ve asist yükündeki paylarını yine yüzdeler ile inceleyeceğim. Geçtiğimiz sezon %5 civarında seyreden genç oyuncuların toplam süreden aldığı pay bakalım bu sezon çift haneli rakamları görebilecek mi? Portekiz'de %30'lara dayandı da...



GÜNCEL YAZILAR