"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Bülent Kalafat
Bülent Kalafat
@b_kalafat

Çarpık İnşaat

25/09/2018

Kadıköy'deki seyri zehir derbinin sonunda aslında iki takıma da puan verilmemeliydi. Çünkü ikisi de maçı kazanmamak adına o kadar çok çaba harcadı ki, hiçbir şey yapmadan, sadece gol yememeye oynayan bir takım bile bir puanı iki ekipten de çok hak ederdi. Bir puanı Ayew'in kafa golüyle kazanan Fenerbahçe açısından duruma bir nebzecik daha olumlu bakmak mümkün. Ligdeki ilk beş maçından bir galibiyet aldıktan ve Zagreb seyahatinden farklı mağlubiyetle döndükten sonra bir de Kadıköy'ün düşmesine izin veremezlerdi. Pek çok parçası yeni olan kadroları bunu önlemelerine yetti. Beşiktaş açısındansa, maçın tek müsbet sonucu Caner'in kırmızı kart görmesi oldu diyebiliriz sanırım. Bu arada Yassine Benzia'nın kusursuza yakın performansına değinmek gerek. Tolgay ve Oğuzhan'ın sararmasına doğrudan yol açtı, ki Fırat Aydınus'un Tolgay'ı daha erken frenlemesi gerekiyordu. Cocu kısa vadede Elijf ve Benzia'nın hükmedeceği bir hücum planına odaklanmalı diye düşünüyorum.

Fenerbahçe'nin bu sezona girerken kendini soktuğu zor duruma lig başlarken değinmiştim. Daha o zaman hazır olmaktan epey uzak olan kadroya transferin son gününde iki orta saha eklendi. Takımı anlamak ve elindekiyle bir şey planlamak için zaten çok az vakti olan ve Türkiye'yi hiç tanımayan Cocu'nun zorlanması son derece normal. Derbinin ilk yarım saatinden memnundur Cocu; basın açıklamasında da benzer konuşmuş. Ne de olsa şimdiye kadar bir maçta çektikleri en yüksek isabetli şut adedine dün gece 30 dakika ulaştılar. Çok yoğun bir baskıya maruz kalmamalarına rağmen, Tolgay ve Oğuzhan'ın üst üste yaptığı pas hataları ev sahibine maçı ilk yarıda koparmak için son derece uygun bir ortam yarattı. Fenerbahçe'nin kıymetini bilemediği bu üstünlüğün karşılığı sadece bir direkten dönen şut olurken; Babel'in bir hiçten çıkardığı füze ile Beşiktaş'ın devreyi önde kapaması büyük şanstı. 

Hücum organizasyonları oturmamış Fenerbahçe'nin ikinci yarının başındaki dağınık çabası kısa süre orta sahaların oyundan düşmesine sebep oldu. Başka başka futbolların adamlarından kurulu çarpık bir kadroyla sahada olan Beşiktaş bu durumu idare altına alamadı. Aslında Fenerbahçe'nin golüne kadarki bölümde Tolgay ve Oğuzhan'ın anlık parlamalarıyla maçı koparacak şansları buldular. Ama sakin kalıp oyuna hükmetmek yerine acele hücumlar yapılınca ikisi de sarı kart görerek Şenol Güneş'e "Hocam beni çıkar" dediler. O bunu yaptığında oyun çoktan iki tarafın da kontrolünden çıkmıştı. Bir takım bir yerden patlayacaktı. Nitekim, Hasan Ali'nin isabetli olduğu için otomatik olarak "müthiş" olan ortasında, Caner Ayew'e kafa vurdurmamak için hiçbir şey yapmadı ve maça denge geldi. Bana kalırsa Cocu beklediğinden etkisiz bir Beşiktaş bulunca gaza basmalı ve takımını öne itmeliydi. Şenol Güneş ise ne 0-0'da ne de 1-0'da Fenerbahçe'yi zora düşürecek bir strateji bulabildi. Kötü bir gece geçiren iki antrenörden Cocu nakavt olmaktan ve, kim bilir, belki de kovulmaktan kurtuldu; Güneş ise ligin zirvesine ulaşma fırsatını iade etti. 

Beşiktaş'ın iki sezon süren lig başarısı, etrafına parçalar eklenen bir iskeletin oturmasıyla gelmişti. İskeletteki Atiba - Oğuzhan omurgası, şampiyonlukla biten iki sezonda 10 bin dakikanın üzerinde süre almıştı. Bu ikilinin sürüklediği, yerden pasa ve topu hızlı geri kazanmaya dayalı futbol, ilk sezonunda zirve yaptıktan sonra, kısmen yapılan lüzumsuz ve plansız transferler, kısmen de Şenol Güneş'in yaratıcılık gücünün tükenmekte olması yüzünden, bugünkü vasat karmaşıklığa dönüştü. Kadıköy'deki derbinin ilk yarım saati dolmadan bir kere Tolgay bir kere de Oğuzhan topu sol içten Quaresma'ya uzun oynamaya çalışıp taca attı. Tahmin ediyorum ki bundan yalnızca üç sene önce aynı noktada topu alsalar gözleri Quaresma'yı aramazdı. Üç sezon önceki Beşiktaş da hasbelkader öne geçse bile, maçın ikinci yarısındaki kaotik halı saha futboluna ayak uydurmaz; sakin kalıp rakibin oyuna ortak olmasını önlerdi. 

Fenerbahçe ve Galatasaray'ın dün geceki Beşiktaş'tan çok iyi dersler çıkarması lazım. Bana kalırsa bir tanesi şu: Teknik direktör devamlılığı önemli ama tek başına yetmiyor. Bakın, Şenol Güneş Beşiktaş başındaki dördüncü sezonuna çıkıyor. Yerli ya da yabancı herhangi bir antrenörün, bir İstanbul büyüğünün başında geçirmeyi ümit edebileceğinden uzun bir süre bu. Buna rağmen, Güneş'in hiçbir Beşiktaş'ı ilk sezonundaki kadar iyi olamadı. Şampiyonluklarla havaya giren yönetim ise temposunu hiç düşürmeden, bazısı kağıt üstünde bile iyi gözükmeyen transferler yaptı. Pepe, Karius, Lens, Caner ve Vida gibi, ligi kazanmasını sağlayan futbola uymayan oyunculara milyonla Euro akıtmaya da devam ediyor. Buna rağmen sezonun ilk derbisine çıkarken "Santrforun kim?" sorusuna yanıt veremiyor. Bir diğer ders ise, ki bu şimdilik sadece Galatasaray'ı alakadar eder gibi duruyor; performans tavanlarına aldanmamak gerek. Beşiktaş bu hatayı Şampiyonlar Ligi'nde grubunu lider tamamladıktan sonra yaptı. (Benzer ama daha makro ölçekteki bir hatayı ülke olarak 2002 Dünya Kupası'ndan sonra yapmıştık.) 

Beşiktaş'ın derbiyi kazanması kısa vadede yüzleri güldürecek olsa da, büyümekte olan sorunların üstünü de örtecekti. Babel'in tamamen kendine has stili sayesinde ve yoktan yaratarak attığı gol, santrafor sorununun çözüldüğü şeklinde yorumlanacaktı. Halbuki çarpık inşa edilen bina artık iyice sallanmaya başladı. Hem Beşiktaş hem de rakipleri için şimdiki en büyük mücadele bir farkındalık mücadelesi...






GÜNCEL YAZILAR