"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Bülent Kalafat
Bülent Kalafat
@b_kalafat

Kendini Yiyen Yılan

21/10/2018

Beşiktaş Göztepe deplasmanına iki Şilili stoperi Medel ve Roco ile başlarken, Quaresma yedekte kalmıştı. Maç öncesi Önder Özen yayıncıda yaptığı yorumlarda Medel'in stoperde oynamasının uzun atarak çıkmaları azaltacağını öngördü. Pepe'nin pas dağıtımı konusunda Marcelo'yu arattığını da ifade etti. Ben de o esnada Twitter'da dedim ki: Bu sav Şenol Güneş'in "oğlum topu uzun oynamayacaksın demediğini" de varsayıyor; halbuki Pepe'nin inisiyatif alıp uzun vurdukları ile orta sahada boşa çıkan oyuncu olmadığı zaman uzun vurmalarını aynı şekilde değerlendirmemek gerek. Çünkü mesele oyuncularda olduğundan daha fazla oyunda. Buraya geri döneceğim.

Diğer yandan Göztepe'nin Konya ve Trabzon galibiyetlerinde topu rakibe bıraktığını; topla çok iyi olmadıklarını ve attıkları gollerin çoğunlukla karambol, rakip hatası ve duran toptan geldiğini belirtmiştim. Beşiktaş'ın topa fazla sahip olmaktan ziyade acele etmemeye ve gereksiz yere rakip stoperlere baskı yaparak açılmamaya özen göstermesi gerektiğini düşünüyordum. Fazla agresif hücum etmeden; Göztepe'nin Castro - Titi - Berkan bölgesinde bırakacağı boşluklara orta sahadan sızarak pozisyon kovalamanın kağıt üstünde zor gözüken Göztepe deplasmanından galip dönmek için iyi bir fikir olabilirdi.

BAŞLANGIÇ VE SAVUNMADAN ÇIKIŞ SORUNLARI

Maçta Beşiktaş'ın kullandığı ilk topu Medel uzun yollamak zorunda kaldı; sekene baskıyla hücum yapıldı. O top döndü Caner'e geldi. Caner tekrar Love'a uzun oynadı; Love ofsayttı. İlk ciddi tehlike takımın fiziksel açıdan en iyi durumdaki oyuncusu Lens'in bireysel çabası ile başladı; Oğuzhan'ın bir ara pas denemesi ve bir tipik Oğuzhan şutuyla bitti. İlk on dakika itibariyle savunmadan çıkış planı işlemedi; çünkü stoperler çoğunlukla beklerle oynamak zorunda kalıyor ve orta saha oyuncuları bunlara yeterince yaklaşmıyordu. Rakip yarı sahaya geçildikten sonra Babel ve Lens'in Love'a yaklaşmaları sonucu yapılan hücum denemeleri ise doğruydu. Vagner Love 10. dakikadan itibaren geriye yaklaşıp pas almaya başladı. Bu pozisyonlarda Titi ve Wallace ona her zaman anında temas ettiler. Bu büyük bir riskti aslında; ama hiç zamanlama hatası yapmadılar ve Love'ın dönüp Lens veya Babel'i oyuna dahil etmesini engellediler. 

İlk 15 dakika biterken Caner'in soldan içeri kestiği duran topta Wallace Reis çok net ve saçma bir penaltı yaptı. Hakem Aydınus penaltıyı VAR'ın uyarısıyla pozisyonu tekrar izledikten sonra verdi. Topun başına geçen Oğuzhan risk alarak köşe seçti. Beto'nun hareketlenmesini izlemeden vurdu ve kumarı tutmadı. Beto %70'e yakın bir penaltı çıkarma oranı tutturmuş sanırım; bu biraz da şans kokusu veriyor açıkçası. Bana kalırsa Göztepe Reis'in saçma hatasıyla geri düşseydi pek adil olmayacaktı. Bence Beşiktaşlı futbolcular da bu penaltıyı hak edip kazandıkları bir şanstan ziyade rakibin büyük ikramı olarak değerlendirip fazla takılmamalıydılar.

Maçın ilk 25 dakikası gösterdi ki, Beşiktaş'ın orta sahasında ve kanatlarında kim oynarsa oynasın değişmeyen bir sorun var: Topun olduğu oyuncuya yakın oyuncu sayısının çok az olduğu anlar oluyor ve Beşiktaş bu anları asgariye çekmek için gerekli yardımlaşmayı gösteremiyor. Bu yüzden beklere verilerek başlanan paslaşmaların çok azı manalı hücumlara dönüşebiliyor. Yaratılan tehlikelerin ise Love, Babel, Lens ve Oğuzhan'ın birbirine yaklaşmaları ile dripling ve yerden pas sonucu olması tesadüf değil. Mesele bunları sadece üçüncü bölgede değil, geriden orta sahaya bağlanırken de yapabilmek. Atiba bu süreklilik için gereken kanattan içeri doğru bağlantıyı sağlamak konusunda çok yetersiz. Hem yavaş kalıyor; hem de dikine oynama meziyeti artık hiç olmadığı kadar geride. Tolgay onun bu eksiğini iki kişilik destekle kapamaya çalıştı ve bence oldukça iyi bir iş çıkardı.

DİREKT HÜCUMLAR, OYUNUN TESLİMİ VE OĞUZHAN

Halil Akbunar'ın yakın direkteki kafası ve Yasin'in Oğuzhan ve Gökhan'ın hamlesizliklerinden yararlandığı dripling hariç Göztepe'nin ilk yarım saatte hücumda pek bir varlığı olmadı.  İlk ciddi tehlikeleri 32. dakikada Babel'in kaptırdığı topla gelen kontra ataklarıydı. Medel hızı ve aklıyla tersine atılan gol pasını geçirmedi. Bunun hemen devamında Tolgay - Oğuzhan - Lens hattında yapılan iki dikine pas ve dripling ile 5 saniyede rakip ceza sahasına girdi Beşiktaş. Bu "daha çok yapılması gerekenler" listesine eklenmesi gereken bir hücumdu. Bundan beş dakika sonra Beşiktaş yine doğru savunma yaparak topu kazandı. Sağ çizgiye yakın yerde baskı altında topu alan Oğuzhan topu orta saha çizgisine paralel gönderip oyunu açtı. Caner'in üçe üç hücumda topu yanlış oyuncuya verirken bile pas hatası yapmasıyla sonuçlansa da çok tehlikeli bir andı Göztepe için. Bu, Beşiktaş'ın ilk yarıda denediği hemen hemen son akılcı hücumdu. Giderek daha direkt ve hızlı hücumlar tercih edilince Göztepe topu üçüncü bölgeye daha rahat göndermeye başladı ve devreyi tamamlarken oyuna denge geldi.

İkinci yarının hemen başında, aşağıdaki resimde görülen kale vuruşunda Karius baskı altında olduğunu görmesine rağmen Tolgay'a yerden oynadı. Roco Tolgay'a yardım için sol çizgiye açılmıştı. Tolgay ise ona dönmek yerine topu ezbere ileri oynayıp kaptırınca ceza sahasında Medel hariç kimse kalmadı. Atiba vaziyeti fark ettiğinde pozisyon almak için çok geç kalmıştı bile. Jerome çok rahat bir kafa vuruşuyla golü attı. Bundan 5 dakika sonra serbest vuruştan arka direğe kesti Berkan Emir. Top altı pas önünde yere sekip Wallace Reis'e kadar geldi. O da kale ağzından topu içeri tıkadı. Beşiktaş bu sene şimdiden duran toptan dört gol yemiş oldu. Göztepe 2-0'ı yakaladıktan sonra Şenol Güneş'in hamlesi eskiye dönüş oldu: Oğuzhan'ı çıkardı, Quaresma'yı soktu ve takımı genişletti. 


Oğuzhan Özyakup giderek Beşiktaş'ın Belhanda'sı olmaya başladı. İkisinin de eşsiz katkıları var; ama yapamadıkları bazı şeyleri onları uzun süredir izlememiş insanlara anlatmak çok zor. Mesela fiziksel olarak Belhanda daha somut bir oyuncu; ama o da çok faul yapıyor ve kart görüyor. Oğuzhan bir ara bunun sadece kart görenine dönüşmüştü; bu sezon şimdilik o konuda iyi. Ayrıca, hem Ozi hem Belhanda kanattaki hücumu ortaya bağlama konusunda ligin en iyi oyuncularından olsalar da, bunu yapabilme başarıları çok dalgalı. İkisi de maç içinde çıkmalarını cazip kılacak istikrarsızlıklar sergiliyorlar. Ama aynı zamanda ikisi de sahada olmayınca takımlarının ihtiyaç duyduğu meziyetlere sahipler.

Bu noktada şunu da sormak gerek bence: Sahada bir forvet arkası orta saha olması şart mı? Eğer öyle ise bunun bir tane olması da mı zorunluluk? Diğer bir deyişle, konumu itibariyle orta saha ve forvet arasında olan tek oyuncunun Oğuzhan olmadığı herhangi bir diziliş ya da taktik mümkün değil mi bu kadroyla? Oğuzhan rakip ceza sahası yakınlarında topla buluşmasını isteyeceğiniz bir oyuncu; evet. Ama belli şartlarda... Yerden, havadan araya oynayabiliyor mesela; ama şut konusunda çok kötü (yine Belhanda gibi). Beşiktaş'ın yıllardır alışık olduğu forvetin arkasında oynayan adamın her sene 10 golden aşağı atmaması. Bitiriciliği hiçbir zaman iyi olmamış bir adama bu rolü ısrarla vermek bana makul gelmiyor.

Quaresma'nın girdiği 61. dakikaya kadar 13 kez orta yapan Beşiktaş maçı gene 30'dan fazla ortayla tamamladı. Ortalara başvurulmasıyla beraber herkes bir tarafa savruldu ve oyunda “son an” müdahaleleri çok ön plana çıkmaya başladı. Takımlar birbirine daha çok yaklaşarak tempo yaparlar. Tempo uğruna harcanan enerji sürekli yön değiştirmek ve oraya buraya basmak için harcanan bir enerji değildir. Akılcı ve birliktelik uğruna çaba sarf edilince tempo gelir. Beşiktaş’ın acil durum düğmesi ise hep aynı. Açılabildiğiniz kadar açılın; içeri koşu atın. Bu çağ dışı bir hücum anlayışı. Herkesi kanatlara yolladığınız zaman Vagner Love gol atmak için uğraşacağına gelip orta sahadan top çıkarmaya uğraşıyor; boş yere yoruluyor. Topu alıp dönse de vereceği en yakın adam 20 metre ötede. Beşiktaş maçın son yirmi dakikasında neredeyse o ana kadar koştuğu kadar mesafe kat etmek zorunda kaldı. Sürekli ileri oynamaktan kaynaklandı bu. Maç bittiğinde gene dilleri sarkan bir Beşiktaşlı oyuncu sürüsü vardı.

NE DEĞİŞMELİ?

Saha içindekilere yukarıda değindim; oyuna dair de sürekli yazıyorum zaten. Bunların dışında Beşiktaş'ta giderek daha zararlı hale gelen bir başına buyrukluk sorunu var. Bu maçta da pek çok anda tezahür etti. Babel'in Caner'e geri pas verirken ayak dışıyla vurup taca atması, takım yenikken sırtı dönük rakiplere yapılan gereksiz agresiflikler, Quaresma'nın 88. dakikada topun dibine girip hata payı %0'a yakın teknik gerektiren bir orta denemesi ve uzatma dakikalarının başında yaptığı kırmızılık taban girişi... Bir de Caner'in her hatalı hareketinden sonra sağa sola el-kol yapması var. Herhangi ciddiyette biraz futbol oynadıysanız bilirsiniz ki en sinir bozucu şeylerden biri şikayet eden takım arkadaşıdır. Takımda profesyonelliğe yakışmayan davranışlar norm olmuş durumda ve buna acil müdahale gerekiyor. Somut bir kaptan buna bir nebze çare olabilir. Atiba, Medel ve Pepe iyi adaylar. 

Bir saha içi lideri Şenol Güneş'i çok rahatlatabilir; zira gerek maç sonu açıklamasıyla gerekse maç içindeki hamleleriyle Güneş boşvermiş ve pes etmiş bir teknik direktör imajı çiziyor. Kulübe yakın tanıdıklarım çok zor şartlar altında çalıştığını ve pek çok transfer ile oyuncudan memnun olmadığını anlatıyorlar bana. Eğer bu gerçekten böyleyse ben Şenol Güneş'in yerinde olsam bırakırım ve merak edilenler neyse açıklardım. Benim hocanın yeterliliğini savunanları anlamakta asıl zorlandığım mesele ise mevcut oyuncular ile ortaya çıkabilecek en iyi oyunun bu olması. Maçtan sonra 2-0'dan sonrası için, donuk bir ifadeyle "Hücumda dönen topları alıp gol atmaya çalıştık; bunda da başarılı olamadık." demesi. Bunlar ve yukarıda bahsettiğim dingonun ahrı ortamı kendi kendini imha etmeye başlamış bir takımda görülen vakalardır.

Tempoyu istediği gibi ayarlayabilen ve sürekli ileri geri koşmayan bir takım olmak istiyorsa Beşiktaş'ın, Adriano'nun durumuna göre bir ya da iki bek ile gene bir Visca tipi pasör forvet/kanat oyuncusu bir de N'Diaye tipi geriden ileri bağlantı kurma ustası transfer etmesi gerekiyor. Bu noktalara hep plansızlık ve anlık kararlarla gelindi. Bugün rotasyonda çok kıymetli olabilecek Beck'in 1 milyon küsür Euro için satılması çok büyük bir hataydı. Yokluğunda güvenilen Gökhan bu maçın daha 15. dakikasında bacağının arkasını tutmaya başladı. Yaşlı, doymuş ve laubali futbolcular sürüsüne harcanan paralar Beşiktaş'ı şu anda üç büyükler arasında durumu en vahim görünene ne kadar hızlı çevirdi, hep birlikte gördük. Bunlardan acil dersler çıkarılmalı artık.





GÜNCEL YAZILAR