"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Bülent Kalafat
Bülent Kalafat
@b_kalafat

Haberiniz Var mı? Futbol Denen Şey Güncellendi

26/10/2018

Dün gece Europa Lig’deki temsiclilerimizin aldığı sonuçlar bir süredir ifade etmeye çalıştığım bazı acı gerçekleri bir kez daha hatırlattı. Fenerbahçe Anderlecht deplasmanında rakibinin hediyesiyle oyuna ortak olmayı ancak başarabildi. Sadece 1 yıl önce Şampiyonlar Ligi’nde gruptan lider çıkmanın hesaplarını yapan Beşiktaş, evinde Genk karşısında 1-0 geriye düşerken topu seyretmekle yetindi. Sıklet farkı en ağır olan mücadelede ise Akhisarspor, Ramon Sanchez Pizuan çimlerinde Sevilla’dan epey tatsız bir futbol dersi aldı.

Maçlardaki hadiseler üzerine yorum yapmadan önce, Genk teknik direktörü Philippe Clement’in 44, Sevilla teknik direktörü Pablo Machin’in ise 43 yaşında olduğunu belirtmek isterim. Evet; Philip Cocu ve Cihat Arslan rakip mevkidaşlarına yaşça yakın sayılırlar. Ama iki genç hocanın da koltukları tehlikede. Ne kendilerine adil bir kredi  tanınacağına, ne de yerlerine gene genç isimler getirileceğine inancım var. Öte yandan, dün geceki üç maçta sahaya çıkan on birlerin yaş ortalamalarına bakacak olursak şöyle bir tablo görüyoruz (bilgiler Transfermarkt’tan): 

Anderlecht (24.6) – Fenerbahçe (28.7),

Beşiktaş (29.2) – Genk (25.0),  

Sevilla (29.1) – Akhisar (30.5)

Hatırlatmakta fayda var: Sevilla’nın yüksek yaş ortalaması biraz da bu yaz 23 yaşındaki iki oyuncuları Lenglet ve Joaquin Correa’yı Barcelona ve Lazio’ya satmış olmalarından kaynaklı.

Dün özellikle Beşiktaş ve Fenerbahçe’nin Belçikalı rakipleri karşısında mahkum olmalarında yaş ve dinamizm farkı ne kadar önemliyse, iki ülke kulüplerince idrak edilen futbolun sürüm farkı da bir o kadar, hatta belki daha önemli. Sürüm farkıyla ne ifade etmek istediğimi açıklayayım. Ülkemizde spikerler halı sahaya dönen git – geli bol maçları anlatırken “Maçta temponun arttığı dakikalar” derler. Halbuki, orta sahaların kevgire dönmesi maçta temponun arttığını değil, takımların birliktelik özelliklerini yitirdiğini yani beraber kalacak enerjilerinin olmadığını gösterir. Tempo çok koşmak değildir. Tempo birlikte ve doğru koşmaktır. Genç futbolcular ile tempoyu kontrol etmek fiziksel olarak daha kolay olabilir. Ancak temponun yaş ortalamasıyla ilişkisine kafa yormaktansa, tempo yaratmak ve rakip temposunu aksatmak için sahada hangi icraatlara başvurulduğuna bakmak gerek diye düşünüyorum.

Savunma yapan takım her hücumcunun başına üç kişiyle saldırmaya çalışırsa kendi yoluna taş koymuş olur. Ancak oyuncular arasındaki mesafe doğru muhafaza edilirse, Beşiktaş – Genk maçının 30. dakikasında Beşiktaş orta sahasına karşı yapıldığı gibi, rakip bir anda hapsedilebilir. O baskıyı yediğinde Medel o kadar çaresiz kaldı ki, topu rakip yarı sahaya kakmaktan başka yapacak bir şey bulamadı.

Bu baskının, ilk yarı boyunca canını dişine takıp her yere yetişmeye çalışan Medel’in başına gelmesi haksızlık biraz; çok inisiyatif alıp kendini feda etti diyebiliriz. Bu örnekten önce bahsettiğim mesafe muhafazası Avrupa kulüplerinin futbola taktiksel bakışının merkezinde duruyor. Bu felsefeyi alın, ve örneğin Anderlecht maçının 80. dakikasında oyuna daha 5 dakika önce girmiş Ayew’in savunmanın soluna destek vermek yerine yaptığı hareketle karşılaştırın.


Beşiktaş’ın yediği ilk golü hatırlayın ya da… Gökhan Gönül’ün orta sahada kazandığı bir serseri topu ezbere Quaresma’ya oynadı. Fazla şiddetli pası rakibe gitti ve Genk kendi yarı sahasının sol korner direği yakınında topu kazandı. 20 saniye içinde 9 pas ve bir büyülü Malinovskiy dokunuşu sonrasında o top Beşiktaş filelerine yaslanmıştı. Plansız, ezbere hücum etmenin ne kadar tehlikeli bir şey olduğunu, çok ihtiyacımız olduğu için, bir kere daha öğrenmiş olduk!



Ortalama beş yaş daha genç takımların Beşiktaş ve Fenerbahçe karşısındaki üstünlüklerini sadece yaş ile açıklamak da doğru değil. Futbolumuzdaki sorunları oyuncuların yaşı veya onların uyrukları üzerinden irdelemeye devam ettiğimiz, “on numara” veya “savunma önü” diye bir futbolcu türünün kalmadığını görmezden geldiğimiz ve işler bir gıdım iyi gitmeye başlayınca yabancı kulüplerle denk olduğumuzu düşündüğümüz sürece, futbol sürümlerini update etmiş Avrupa ülkeleri ile aramızdaki makas giderek açılacaktır. Bu bakımdan geçtiğimiz sezon Beşiktaş'ın Şampiyonlar Ligi'nde gruptan lider çıkması ülke futbolu açısından biraz talihsiz bir hadisedir. Temennim, bu yazıda ifade etmek istediğim gerçeklerin dün geceki gibi birkaç sert tokatla yüzümüze vurulması ve artık inkar edilemeyecek bir hakikat haline gelmesidir.  



GÜNCEL YAZILAR