"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Bülent Kalafat
Bülent Kalafat
@b_kalafat

Yere Yatabilmek

03/11/2018

İstanbul Büyükşehir Belediyespor ve onun bugünkü mutasyonu olan Başakşehir, en nazik tabirle antipatik kuruluş ve varoluş hikayesi sebebiyle ben dahil pek çok futbol izleyicisinin bir türlü ısınamayacağı bir kulüp olarak kalacak. Bunu peşinen belirteyim. Ancak bu hissiyat, Abdullah Avcı'nın takımının başta Şenol Güneş'in Beşiktaş'ı olmak üzere üç büyüklere karşı sağladığı üstünlüğü inkar etme sebebi olmamalı. Güneş, Beşiktaş'ın başında Avcı'ya karşı çıktığı yedi maçta 75 dakika önde oynayabilmiş. Mario Gomez'in 15. dakikada attığı gol ile öne geçip 2-0 kazandığı maçtan sonra Güneş'in Beşiktaş'ı bir daha ne ilk golü atabilmiş ne de öne geçebilmiş. Bu yedi maçta altı puan alabildiği Başakşehir'e karşı galibiyet oranı yalnızca %14 olabilmiş. Fikir vermesi açısından... Beşiktaş'ı bu kadar hırpalamaya yaklaşabilen diğer takımlar Fenerbahçe (%28) ve Rıza Çalımbay / Kemal Özdeş dönemlerinin Kasımpaşa'sı olmuş (%33) sadece.

Kısacası, son iki sezonda 72 puan ortalama tutturan lider Başakşehir; bu verilerin de ışığında Beşiktaş karşısına sadece favori olarak değil, adeta Beşiktaş'ın belalısı olarak çıktı. Karşılaşma öncesi ders çalışmış olması gereken Şenol Güneş'ti.

KADRO TERCİHLERİ VE İLK YARI

Savunmanın solunu sakatlığı düzelen Adriano'ya teslim eden Güneş orta sahada Atiba ve Medel'i tercih etti. Rizespor maçındaki ön dörtlüden Pektemek ve Love on birdeki yerini korurken; Quaresma-Töre ikilisi yerine Lens-Babel sağ ve sol kanatlarda sahaya çıktı. Bir de, beklediğimiz gibi, Vida'nın sağında Roco yerine Pepe başladı. Abdullah Avcı sakatlıktan yeni dönen Adebayor'u dinlendirmeyi tercih etti ve geçen hafta olduğu gibi Bajic ile sahaya çıktı. Cezası biten Caiçara yerini Uğur Uçar'dan geri alırken, sol kanatta da Kerim yerine Elia ilk on birdeydi. Beşiktaş'ın kadrosunu gördüğüm zaman Şenol Güneş'in topu Başakşehir'e bırakmaya razı olduğunu ve orta sahadaki mücadele üstünlüğünden skor üretmeyi planladığını düşünmüştüm. Çünkü, gerek 31.5'lik yaş ortalamasıyla, gerek oyuncu profiliyle Aykut Kocaman'ın Fenerhabçesi'nin geçen sezon yaptığı gibi stoperlere sürekli baskı uygulayabilecek bir kadro değildi bu. 

Beklediğimin aksine Love ve Pektemek daha ilk toptan Epureanu ve Da Costa'ya resmen saldırmaya başladı. Başakşehir'in üçüncü oyun kurma denemesinde ilk hata geldi ve bu hatadan sonuçsuz bir verkaç girişimi çıkardı bu ikili. 3. dakikadaki tehlikede ise Pektemek Epureanu'dan daha iyi zamanlamayla hava topu indirip Love'a verdi. Love da hemen Lens'i Da Costa'nın arkasına kaçırarak şutluk pozisyon yarattı. Küskün suratlı Hollandalı biraz gelişi güzel vurunca iyi bir imkan harcanmış oldu. "Beşiktaş bu şuursuz ön presi ne kadar sürdürebilir?" diye düşünürken, bu presin uygulanmadığı ilk hücum denemesinde artık klasikleşmiş şekilde Visca kanatta yalnız başına topla buluşturdu. Tahmin ediyorum ki, hayır ümit ediyorum ki, maçtan önce Beşiktaş teknik heyeti herhalde oyuncuları Visca'nın rahat top alması konusunda uyarmıştır. "Oldu ki topla buluştu, Adriano'yu yalnız bırakmak yok; Babel sen yanındasın; orta sahada yakın kimse (o pozisyonda Atiba'ydı) Vida'ya doğru açısını kapıyorsun." Visca'yı benim seyrettiğim bütün takımlar bu önlemle karşılıyor; karşılamayan da bedelini ödüyor. Beşiktaş da ödeyecekti; ancak VAR incelemesiyle çok ince bir ofsayt olduğuna kanaat getirildi ve konuk ekip ucuz atlatmış oldu.

Hücum presi günümüzde Love ile Pektemek'in Başakşehir'e karşı yaptığı gibi pek yapılmıyor. Mesela Klopp'un hücumcularını kolay kolay pas peşinde oradan oraya koşarken göremezsiniz. Çünkü maksat rakibi acele ettirmekten ziyade, belli pas açılarını kapayıp bir yöne gitmeye zorlamaktır. Hem her topun peşinde koşacaksınız; hem de kazandıklarınızı neredeyse hep ileri oynayacaksınız... O zaman forvetlerin arkasında üç tane Medel'iniz olsa bile sürdürülebilir bir baskı uygulayamazsınız. Zaten Beşiktaş'ta da bu agresif deneme yalnızca 10 - 15 dakika sürdü. Başakşehir, bu baskının dinmesiyle beraber, ilk toplu hücumunda korner kazandı. Karius Epureanu'nun vuruşu için yere yatmaya zahmet etmeyince Başakşehir öne geçti ve Şenol Güneş'in rakibi bozmaya dayalı orijinal planı işe yaramaz hale geldi. Medel'in insan üstü çabasıyla orta sahada hakimiyet şeklen Beşiktaş'ta gözükse de, hücum girişimleri ortaya karışık türden yapıldığı için Başakşehir sadece birlikte kalarak bile oyunu idare edebildi. 

İlk yarının sonuna kadarki bölümde, plansızlık ve yorgunluk Beşiktaş'taki bireysel performansları olumsuz etkiledi. Özellikle Babel çok kötü bir günündeydi. Babel'in eskisini aratan performanslarına Beşiktaşlılar alışsa iyi olur. 2016/17'nin ikinci yarısından beri sadece ligde 30'dan fazla gole katkı yapmış Babel. Yani zaten biraz fazla üst düzeyde üretiyordu. Takımın son şampiyon kadrosundan dip yapmayan bir tek o kalmıştı. İlerleyen yaşla düşüşe geçeceğini tahmin etmek çok da zor değildi.  "Kendine has" dediğimiz vuruşu da esasen gol beklentisi değeri çok düşük olan bir vuruş. Fiziksel olarak toparlamazsa o golleri atmayı bıraktığı anda külfet olmaya başlayabilir.

Bu arada devre biterken Opta şöyle bir veri paylaştı: 45 dakika bittiğinde Beşiktaş %73 pas isabetiyle oynamış ve rakip ceza sahasında 19 kere topla buluşmuş. Bu alanlarda, deplasmandaki ilk yarıların sırayla en düşük ve en yüksek değerleriymiş bunlar.

GOLDEN SONRASI VE GÜNEŞ'İN GÖZÜNDEN KAÇAN DETAY

Beşiktaş 45 dakika bitene kadar beraberliği bulmak adına ciddi bir pozisyon yaratamasa da, Şenol Güneş'in şunu fark etmesi gerekiyordu: Epureanu ve Da Costa, Love ve Pektemek ile uğraşırken İrfan Can ve Mahmut'un arkasına yeterli desteği veremediğinde Beşiktaş için hücum opsiyonları oluşuyordu. İkinci yarının ilk üçte birlik diliminde de Beşiktaşlılar Başakşehir'in savunma - orta saha blokları arasında birkaç kere sayısal üstünlük sağlayıp savunmacıları tercih yapma zorunluluğunda bıraktılar. Bunların çoğunda topu tehlikeli bölgeye aktarma sorumluluğu Atiba'ya düştü. Atiba o topları en doğru kullanacak oyuncu değildi; bu da Ljajic veya Oğuzhan'dan en az birinin sahada olmasını gerektiriyordu. Güneş'in bu detayı kaçırdığını iki sebepten düşünüyorum. Birincisi Ljajic - Lens değişikliği 65. dakikada geldi. Halbuki Beşiktaş'ın göbekten etkili olabileceği daha ilk yarıdan belli olmuştu. Zaten Pektemek ve Love gibi, kanattan gelen toplara hamle yapmaktan ziyade, yardımlaşma ve merkezden cepheye yönelme konusunda mahir forvetlerle denenmesi gereken buydu.

İkinci sebebim ise Ljajic'in oyuna girmesinden sonra, ondan faydalanmak üzere bir plan değişikliği görmemekti. Örneğin 69. dakikada, rakip sahadaki top sirkülasyonunun en gerideki adamı olarak Medel topla buluştu. Sağında 10 metre civarında 4-5 tane arkadaşı varken, çekti en soldaki Caner'e döndü. Caner de tahmin edebileceğiniz gibi orta kesti. Takım arkadaşlarının göğüs hizasına falsolu ve sekerek toplar göndermeyi pas vermek olarak idrak eden Caner'in, Ljajic oyuna alındıktan sonra topla en çok buluşan oyuncu olması çok mantıksızdı. Netice olarak git-gelin dozu giderek arttı ve bir kere daha 75. dakika sonrası Beşiktaş'ın halı saha futboluna dönüşünü gördük. Bol inisiyatifli, az yardımlaşmalı. Rakibe içi boş bir şut üstünlüğü kuruldu. Neyse ki Şenol Hoca en azından Fatih Terim'den esinlenip Pepe'yi ileri yolladı. Beşiktaş'ın gole en yaklaştığı pozisyon da onun bir kafa vuruşundan geldi. Pozisyon diyorum; çünkü Love'ın son saniyede kaçırdığı pozisyon falan da değildi artık. Babel bakmadan içeri yollamıştı topu. Eğer son bölümdeki çabadan bir şeyler edinilecekse, 82. dakikadaki Ljajic merkezli ceza sahası girişinin izlenmesi ve çoğaltılması için ne yapılacağının düşünülmesi lazım.

ABDULLAH AVCI FARKI

Başakşehir'i takip edenler katılacaktır diye tahmin ediyorum. Oyunu rakip yarı sahada da kendi yarı sahalarında da oynasalar, futbolcular birbirlerine yakın kalmaya çalışıyorlar. En çok da bu yüzden Adebayor'u birinci tercihi olarak kullanıyor Abdullah Avcı. Çünkü kağıt üstünde tek forvet gibi gözükse de, doğru anda doğru oyunculara yaklaşarak takımına sayısal üstünlük kazandırıyor. Bugün bu önemli silahından yoksun olmasına karşın gene makine gibi işlemeye çalışan bir takımdı Başakşehir. Tercihlerini çok akıllıca seçen Visca'nın inisiyatif alıp riske gireceği anlar dışında herkes oyun planına sadık kaldı ve birbirine yardım etti. Mahmut ve İrfan Can'ın vasatı aşmayan orta saha performanslarına rağmen, başlangıç kadroları itibariyle Beşiktaş'tan yaşça çok da genç olmayan ev sahibi, kimsenin dili dışarı sarkmadan maçı bitirdi. Beşiktaş şut üstünlüğünü ele geçirmiş gözükse de ciddi tehlike yaratamadı. Takım yardımlaşmasının yukarıda bahsettiğim şekilde aksamasına sebep veren zaafı da Şenol Güneş ıskalayınca Başakşehir fazla zorlanmadan galip gelmeyi başardı.

Gerektiği zaman bir iki mevki gerideki arkadaşının açığını kapayamayan ya da onun atamadığı koşuyu atmayan oyuncular, mevkilerinin adı ne olursa olsun demodeler artık. Başakşehirli futbolcular bir kere bunun bilincinde olduklarını çok net gösteriyorlar. Üstelik takımda egosunu kontrol edemeyen çok az oyuncu var. Üç yıldır yaklaştıkları şampiyonluğu bu sezon koparabilmek için çok iyi bir fırsatları olduğunu biliyorlar. "Başakşehir Şampi" diye bir Tweet attım bugün. Şaka değil. Galatasaray devre arasında bir santrafor alsa bile, Fatih Terim şapkadan tavşan çıkaracak formülü bulmazsa Başakşehir yürür gider bence.

Bir son sözüm de Beşiktaş taraftarına olacak. "Abdullah Avcı yere yatsana!" tezahüratını çok seviyorsunuz anladığım kadarıyla... Ama bir kere de siz öne geçin; siz yere yatın be kardeşim! 



GÜNCEL YAZILAR