"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Bülent Kalafat
Bülent Kalafat
@b_kalafat

Kaçınılmaz

23/12/2018

Geçtiğimiz hafta Trabzonspor'u konuk ettiği maçta Beşiktaş 2-0 geriye düşmüş ve ikinci yarının başında bulduğu golle maça tutunup bir puanı kurtarmayı başarmıştı. Kasımpaşa 2-0 öne geçtikten sonra, ikinci yarının hemen başında Beşiktaş golü bulunca çekirge sıçrıyor sandık. Ama adı üstünde işte. Çekirge! Bir sıçrar; bilemedin iki. Aralık'ta oynadığı beş maçın sadece birinde öne geçebilen bir takımın bu maçlardan çıkardığı galibiyet sayısının 1 olmasına çok şaşırmamak gerek.

Şenol Güneş'in ilk 11'de Quaresma - Babel ikilisi yerine Ljajic ve Lens'i tercih ettiğini görünce Ljajic'in nihayet sol kanattaki oyun kurucu rolüyle saha çıkma fırsatını yakaladığını düşündüm. Ve kendi kendime sordum. Ljajic'in ceza sahasına kaçıracağı ve ara pası atacağı isimler kimler olabilir diye.... Medel - Atiba - Dorukhan üçlüsünden kurulu orta sahanın Ljajic'in bitirici paslarının adresi olmaya en yakın ismi Dorukhan'dı. Onun maçın daha başında sakatlanarak oyundan çıkması siyah beyazlılar adına bu bakımdan çok büyük bir talihsizlikti. Şenol Güneş'in Dorukhan - Oğuzhan değişikliği yerine Babel'i oyuna alması bana makul geldi. Çünkü Oğuzhan ve Ljajic meziyet kümeleri oldukça benzer oyuncular ve beraber oynama alışkanlıkları neredeyse sıfır. Ağırlıklı olarak Ljajic üzerinden oynama planını var sayarsak, hele ki Kasımpaşa gibi ligin ofansif gücü en yüksek takımı karşısında, Oğuzhan yalnızca bir savunma zaafı olacaktı. Gelgelelim Babel hem zihinsel hem de fiziksel olarak Beşiktaş'a katkı sağlayabilecek düzeyin epey gerisinde. Ne de olsa 19 Kasım'daki Almanya - Hollanda müsabakasından beri sakattı. Beşiktaş formasını en son 11 Kasım'da giymişti. Dolayısıyla Dorukhan - Babel değişikliği şu anlama geliyordu: Oyuna 1 aydan fazladır resmi maç oynamamış bir oyuncu girecek; ve Ljajic yerini bu oyuncuya terk edip, geride kalan haftalarda olduğu gibi forvet arkasındaki üçlünün ortasında oynayacak. Bence Beşiktaş açısından Kasımpaşa maçının en büyük kaybı buydu. Paşa zaten net favoriydi; ve beklendiği gibi 3 puanı aldı. Beşiktaş ise Ljajic'in kanat oyun kurucusu rolüne alışmaya niyet etmesine rağmen bunun karşılığını alamamış oldu.

Aslında Dorukhan'ın oyundan çıkışına kadar işler Beşiktaş için fena gitmiyordu. Kartal maça çok agresif bir ön alan presiyle başlayıp daha 20. saniyede topu rakipten kapmayı başarmıştı. Özellikle Vida - Adriano - Ljajic hattı üzerinden top rakip sahaya çok rahat taşınıyordu. Bunda Josue'nin maça çok kötü başlamasının da önemli payı vardı. Top rakipteyken o kadar yanlış pozisyonlar aldı ki; Adirano ve Vida'nın Ljajic'e bazı pasları resmen verilmek zorundaydı. Beşiktaş'ın karambolden gelen golünün Lens'in eli gerekçesiyle iptal edildiği 11. dakikaya kadar Kasımpaşa rakip yarı sahada sadece üç kere topa dokunmuştu. O golün iptalinden sonraki atakta ise ev sahibi öne geçti. Popov topu Necip ve Gökhan Gönül'ün arasına doğru ortaladı. Necip Diagne ile didişmekten kafaya çıkamayıp, Gökhan da kafasıyla topu çok cılız uzaklaştırınca, Sadiku harika bir vuruşla cezayı kesti. Popov ortayı yaparken Necip ve Gökhan'ın olduğu bölgeyi hedefledi mi diye merak ediyorum. Necip kariyeri boyunca pozisyon alma ve zamanlama eksikleri yüzünden bir yere gelememiş bir oyuncu; Gökhan ise fiziği gereği hava toplarında zayıf. Neticede Beşiktaş bu zaafından geriye düştü.

İlk golden, bana göre iptal edilmemesi gereken ikinci gole kadarki yaklaşık 10 dakikalık sürede Beşiktaş'ın etkili olmaya yaklaştığı anlar hep Ljajic üzerinden gelişen atakların sonundaydı. Özellikle 13. dakikada topla buluştuğu half-space, yani taç çizgisi ile orta saha arasındaki bölge Ljajic'in habitatı. Bu bölgeden gerek top sürüp verkaç ile ceza sahasına girme, gerekse bir iki al-ver yapıp oyunu ters tarafa açma konusunda uzman bir oyuncu. Beşiktaş bu aralıkta bir iki iyi fırsat yakaladı; ancak bunlardan en somutu Ljajic'in çektiği ve Mustafa'nın suratına isabet eden bir şuttu. Bu ataklardan hemen sonra gelen ve VAR müdahalesi sonucu iptal edilen Kasımpaşa golü ise tam bir komedi. Golden beş saniye önce Medel'e yapılan ve pozisyonun devamına tesir etmeyen bir faulden ötürü gol verilmedi. Hasan Gören'in sezon başında öngördüğü gibi, adalet kavramının zaten yerlerde olduğu ülkemizde VAR sadece sınıfta kaldığımız bir diğer ders olmaya devam ediyor. Ama, belki de adalet açısından sevindirici şekilde, iptal edilen bu gol Kasımpaşa'nın iki farkla öne geçmesini engellemedi; yalnızca geciktirdi. Zira 1-0 yenik duruma düştükten sonra Şenol Güneş, bana kalırsa hiç gerek olmadığı halde, Medel'i top rakipteyken Vida - Necip ikilisinin arasında oynatmaya başladı. Bunun sonucunda orta sahadaki sayısal üstünlük Kasımpaşa'ya geçmiş oldu. İlk devrenin sonuna doğru Adriano'nun sakatlanması ve Fatih'in onun yerine girmesi Beşiktaş'ın saha bütünlüğünü neredeyse tamamen yok etti. Bu bakımdan devrenin sadece iki farklı Kasımpaşa üstünlüğü ile bitmesi Beşiktaş için kabul edilebilir bir durumdu.

Maçın ikinci yarısıyla ilgili pek çok şey söylenebilir ama bana kalırsa iki nokta ön plana çıkıyor. Birincisi 35 yaşındaki Atiba'nın hala sadece pozisyon ve oyun bilgisiyle Beşiktaş'ın en vazgeçilmez oyuncusu olması. Bazen mevkidaşı olan, bazen arkasında oynayan Necip'i yıllardır izliyoruz. Çalışkanlık, hırs ve azim gibi konularda Atiba'dan geri kalan yanı yok belki. Ama yıllardır birlikte oynadığı takımdaşı hala onun kaptırdığı toplardan sonra yenen kontra atakları durdurmak için 30-40 metre depar atıyor. Hatta Beşiktaş'ın tek golü de Necip'in kaptırdığı topu Atiba'nın geri kazanması sonucunda geldi. Kanadalı'nın topun nereye gideceği, kimin, nereye, ne zaman hareketleneceği konusundaki sezgileri öyle kuvvetli ki; fiziği artık sadece 70 dakika dayansa bile yarattığı etki Beşiktaş için vazgeçilmez olmaya devam ediyor. Zira maça 45. dakikada dahil olan Fatih Aksoy, 85. dakikada Diagne'yi ceza sahasına doğru kovalamakta bocalarken, 36'sına merdiven dayamış Atiba hala her yere yetişmeye çalışıyor ve ayakta kalan nadir oyunculardan biri olmayı başarıyor. Sezonun başlarında Beşkitaş'ın orta sahadaki çözümünün artık Atiba olamayacağını ifade etmiştim. Ancak takımın oynadığı oyundaki belirsizlik ve dolayısıyla yaptığı top kayıpları o kadar hızlı arttı ki, Atiba aranan adam oldu. Bu durumu bir çözümden ziyade; daha derin bir sorunun belirtisi olarak görmek gerek.

Dikkatimi çeken diğer nokta ise Beşiktaş'ın rakip yarı sahadaki sayısal çoğunluğu arttıkça, Kasımpaşa'nın savunma yapmasının kolaylaşması oldu. Necip ve Fatih, Kasımpaşa 3. golü bulana kadar Beşiktaş hücumlarına ne kadar katkı vermeye çalıştılarsa, aşağı yukarı o kadar zararlı oldular. Niyet, gayret, azim, enerji... Bunların hepsi futbolun olmazsa olmazları. Ancak bazı temel altyapı eksikleri oldukça, bu mental parametreler bir anda oyuncuların aleyhine işlemeye başlayabiliyor. Ne kadar çok denerseniz o kadar çok hata yapmaya başladığınızı düşünün. Necip ve Fatih gibi Türk altyapısı ürünleri de çoğunlukla bu dertten mustaripler. Baskı ve sorumluluk arttıkça performansları düşüyor. Bir de yapmaları gereken aksiyonları ağırlıklı olarak rakip yarı sahada yapmaları gerekince külliyen zarar oluyorlar.

Ligimiz öyle bir hal aldı ki... En başarılı olan takımdan ziyade en az başarısız olan takımın ipi göğüsleyeceği bir noktaya vardık. Vasatlığın eşi benzeri görülmemiş şekilde yaygınlaştığı bir sezon yaşıyoruz. Başakşehir'in lider olmasında sadece 8 gol yemiş olmasının payı yadsınamaz dolayısıyla. Onlar da belli bir düzeyin üstüne çok nadiren çıkıyorlar maçlarında; ancak o anların hangi anlar olacağını çoğunlukla kendi aksiyonları belirliyor. Başakşehir'i diğer takımlardan ayıran ve ligi lider tamamlayacağını düşünmeme sebep olan da bu.



GÜNCEL YAZILAR