"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Bülent Kalafat
Bülent Kalafat
@b_kalafat

2018/19 İlk Yarı Sonu PDO Hareketleri

27/12/2018



Üç büyüklerin "Hangimiz daha kötü olacağız?" yarışına girdiği 2018/19 sezonunu yarıladık. Bu da PDO'da durum nedir diye bakma vakti gelmiş demektir. "PDO mu? O da ne?" diyorsanız, veriyi tanıttığım yazımı okumanızı öneririm. Penaltı ve kendi kalesine atılan gollerin verilerden (ve dolayısıyla yorumlamadaki gol miktarlarından) hariç tutulduğunu önemle hatırlatırım.


İncelemeye liderden başlayalım. 11. hafta itibariyle %87'lik kurtarış yüzdesi ve %35 civarındaki şut yüzdesi ile PDO lideri olan Başakşehir, aradaki 6 maçta oldukça verimsiz bir şut performansı gösterdi. Nitekim Rizespor maçı dışında iki gol atabildiği maç olmadı. Bir gol bulmak için atması gereken isabetli şut sayıları da 5-6 civarında seyredince, yani hücumlar verimsizleşince, Başakşehir'in şut yüzdesi de baş aşağı gitti ve lig ortalamasına yaklaştı. Futbolist için seçtiğimiz ilk yarı 11'inde de kendine yer bulan Mert Günok - Epureanu - Da Costa üçgeni ise üstün performanslarının karşılığını kalelerine gelen isabetli şutların %87'sinde gol yemeyerek aldılar. Bu alanda Başakşehir'in liderliği sürüyor. Zaten Başakşehir ve Malatyaspor dışında bu alanda %80 bandını aşabilmiş bir takım yok. Yenilen gollerde Avrupa'nın 5 büyük liginden yalnızca Paris St-Germain (17 maçta 5 gol) ve Liverpool'un (19 maçta 7 gol) bu konuda Başakşehir'den iyi olduğunu görüyoruz.

11. haftadan bugüne, Başakşehir liderliğini korumayı başardıysa da, ligin yeni PDO kralı Erol Bulut'un Malatyaspor'u oldu. Bulut'un ekibi kalesine gelen şutların %82'sini gol yemeden savuşturmayı, çektiği isabetli şutların da %39'undan skor üretmeyi başardı. Bu iki veride lig ortalamalarının sırasıyla %73 ve %27 olduğunu göz önünde bulundurursak, Malatyaspor'un mütevazi kadrosuyla başardıklarının önemini daha iyi anlayabiliriz. Abdullah Avcı'nın ekibi gibi maçın kontrolünü elden bırakmamayı öncelikli amacı edinen Malatyaspor, lidere yakın bir kurtarış yüzdesi tutturmuş olsa da, iki kat fazla gol yedi. Bunda kalesine isabet eden şutları asgariye indirmekte Başakşehir kadar başarılı olamamasının yanı sıra (64-46), şansın da biraz payı var.

Bu iki ekibe kıyasla maçları daha heyecanlı ve pozisyonlu geçen Kasımpaşa ve Trabzonspor'a bakalım. Ligimizin 30 gol barajını aşmayı başarmış bu iki takımı, özellikle de Kasımpaşa, ofansif zenginlik adına rakiplerine pozisyon vermeyi göze alan bir oyun anlayışına sahipler. Mesela Kasımpaşa rakiplerine tam 269 şut imkanı vererek bu konuda lig lideri olmasına ve bunların isabetli olanlarını %70 gibi vasat altı bir yüzdeyle kurtarmasına rağmen, Diagne ve Trezeguet önderliğinde rahat skor üretebilmesinin karşılığını 32 gol bularak aldı. Paşa'ya göre daha geç form bulan Trabzonspor ise, özellikle kapanış haftasındaki Rize maçında 5 isabetli şuttan 4 gol bularak oldukça sıra dışı bir şut yüzdesi performansı gösterdi. 11 - 17. haftalar arası maç başına çektiği isabetli şut sayısını 4.5'tan 6'ya çıkararak maç başına 2 gol ortalaması yakaladılar. 

İstanbullu büyüklere bakacak olursak....

Fenerbahçe'nin 11. haftadan beri PDO'da gerileyerek, bu metriğini epey geliştiren Akihsar'a geçildiğini ve bu alanda lig sonuncusu olan Kayserispor'a en yakın takım olduğunu görüyoruz. Sarı kanaryalar, Kayserispor ve Erzurumspor ile PDO'da 0.9 barajının altında kalan üç takımdan biri oldu. İdeal ilk 11'inin yarısından fazlasından yoksun olan ve giderek kendi kalesi önüne yığılarak savunma yapan Antalyaspor karşısında verdikleri son hafta mücadelesinde rakip kaleyi 6 kere buldular. Ancak bunların 5'i ceza sahası dışından şutlardı. Ceza sahası içinden gelen tek isabetli şut Mehmet Topal'ın kornerden gelen ortaya vurduğu kafaydı. Fenerbahçe'nin asıl sorunu ise kalesini gole kapayamamak. Aslında Fenerbahçe %56 ile rakip şutların ceza sahası dışından çekilme oranında ligin en iyi takımı. Ama Beşiktaş maçında Babel'in attığı golden tutun da, Erzurumspor'un 90+1'de attığı gole kadar, ne kadar imkansız şut varsa Fener'in kalesine girmeye ant içmiş gibiydi. Oynanan oyundan bağımsız olarak bu durumun ikinci devrede Fenerbahçe lehine değişeceğini öngörüyorum.

Beşiktaş ilk yarıda, Ankaragücü ve Rizespor karşılaşmaları ile, 10 şut atıp 2 gol bulabildiği (ve yenildiği) Antalyaspor müsabakası haricinde bir türlü hücumunu işletmeyi başaramadı. Öne geçmeyi başaramadıkça, ya da yenik oynadığı dakikalar arttıkça, en büyük hastalığı olan ortalara başvuran Beşiktaş, hem şut yüzdesi hem de kurtarış yüzdesi bakımından Ankaragücü ile ligin ortalamaya en yakın iki takımından biri  oldu. Aralarındaki 6 puanlık farkı, hem takımların lehine ve aleyhine olan şut hacimleri hem de oyuncu kalitesi üzerinden açıklayabiliriz. Kaldı ki Ankaragücü son 6 haftada biri Beşiktaş'a olmak üzere 5 mağlubiyet aldı. Karius'un karşı karşıya pozisyonlardaki başarısına rağmen, gerek topu oyuna sokmaktaki, gerekse yan toplardaki eksikleri Beşiktaş'a vasat bir kurtarış yüzdesi ve yenilen 20 gol olarak yansıdı. 

Galatasaray'ın son 6 haftada şut yüzdesini korumayı başardığını, kurtarış yüzdesini ise hatırı sayılır oranda (%69'dan %75'e) geliştirdiğine tanıklık ettik. Bu döneme kadar ligde 3 mağlubiyet alan Galatasaray, son 6 haftada sadece bir kere yenildi. O yenilgi de Beşiktaş deplasmanında, üstelik bir penaltı golü sonucu alındı. Dikkat ederseniz üç büyükler arasında PDO'sunu geliştirmekte olan ve şampiyonluk için azıcık da olsa "şansım var" diyen tek takım Cimbom. Galatasaray, %36'lık şut yüzdesi ile bu alanda sadece Malatyaspor'a geçildi. Maicon'un fiziksel ve zihinsel bitişi, Muslera'nın sakar çıkışları ve Serdar Aziz'in sakatlık problemlerine orta saha rotasyonundaki en dinamik oyuncu olan N'Diaye'nin cezasından dolayı oynayamadığı süreç de eklenince Kasım ayı ve sonrası onlar için çok zor geçti. İkinci yarı daha fazla maça aynı ilk 11 ile başlaması, Galatasaray'ın şampiyonluk potasına tutunma şansını artıracaktır diye düşünüyorum.



GÜNCEL YAZILAR