"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Bülent Kalafat
Bülent Kalafat
@b_kalafat

Ricardo “OBEB” Quaresma

30/12/2017

İlkokul matematiğinin müthiş ikilisi OBEB ve OKEK’i hatırlıyorsunuz değil mi? Ortak bölenlerin en büyüğü ile ortak katların en küçüğü... Beşiktaşlı olsun olmasın, Beşiktaş hakkında görüş beyan edenlerin en çok fikir ayrılığına düştüğü oyuncu herhalde Quaresma’dır. Beşiktaş’ta oynadığı iki dönem için de geçerli bu durum. Ben kendisini Beşiktaş nezdindeki ortak bölenlerin en büyüğü olarak değerlendiriyorum. Çünkü Quaresma hayatımda izlediğim en yetenekli ama aynı zamanda en zararlı futbolculardan biri. Beni bu yazıyı yazmaya gördüğüm bir tweet yönlendirdi. Uğur Karakullukçu Beşiktaş ile ilgili bir tespitte bulunmuş. Özetle demiş ki “Beşiktaş’ın ligde ve Avrupa’da maç başına orta sayılarında büyük bir fark var; demek ki farklı bir oyun oynuyor”. Beşiktaş’ın ligde ve Avrupa’da oynadığı oyun arasında belirgin bir fark olduğuna katılıyorum. Ancak bu iki platformda oynanan maçlarda ortaya çıkan bir diğer ciddi rakamsal fark da topa sahip olma oranları. Takımın maç başına yaptığı orta rakamları topa sahip olma oranına göre normalize edildiği zaman Şampiyonlar Ligi ve Süper Lig maçlarında aşağı yukarı aynı miktarda ortaya başvurduğu görülüyor.

Bir süredir Twitter’da ve bloğumda dile getirdiğim üzere, orta yapmanın futboldaki en verimsiz hücum türü olduğunu düşünüyorum. Yaptığı orta sayısının bir takımın attığı – yediği gol farkına negatif katkı yaptığını öne süren akademik çalışmalar var. Ancak bu kadar derine inmeye gerek yok kanımca. Türkiye ve Avrupa’nın beş büyük ligindeki takımların topa sahip olma oranlarına göre normalize edilmiş maç başı orta adetleri ve puan tablolarındaki yerleri çok net bir durum ortaya koyuyor: Ligin üst sıralarındaki takımlar hücumlarını ortalamaya göre çok daha düşük oranda orta ile sonuçlandırıyorlar. Bu app ortamında siz okuyucuları rakamlardan oluşan paragraflara boğmak istemiyorum. Yakında açılacak olan websitemizde görseller ile ifade etme şansım olur umarım. Ama inanın bana bu böyle: Düşük oranda orta çok puan için iyi bir göstergedir.

Adama değil alana orta yapılması arasında önemli bir fark var. Benim özellikle zararlı bulduğum bu türlerden ikincisidir. Çünkü ikinci türdeki ortalar “isabetli” kabul edilse de pek bir işe yaramıyorlar. İstatistikler orta sayısını bu farkı yansıtarak vermiyor. O yüzden yapılan ortaların niteliği konusunda gözleme dayanmak çok önemli. Bunu da ifade etmiş olmanın verdiği rahatlıkla takımın orta rakamlarından çok orta yapmaya meyilli olmasına sebep veren oyuncuya odaklanmak istiyorum. Yani an itibariyle Şampiyonlar Ligi ve Türkiye liginin maç başına en çok orta yapan oyuncusu Ricardo Quaresma’ya…

Hatırlayacak olursanız Beşiktaş’ın 15/16 sezonunda topu altı pas civarına paslarla veya driplingle getirdiği en az on gol vardı. Bunun en önemli sebeplerinden biri Quaresma’nın o sezon ligde yalnızca 1,700 dakika sahada kalmış olmasıydı. Oyuncu başına 3,060 dakikanın düştüğü sezonun yaklaşık %55’inde oynadı yani. Beşiktaş kanat hücumlarında Olcay ve Gökhan Töre’nin ceza sahasına yakın noktalardan çoğunlukla da yerden verdiği paslarla şut pozisyonu yaratıyordu. Topu sürekli ayağına isteyen bir kanat oyuncusu top sahipliğini domine etmediği için ortaya yaklaşan oyuncular seri paslarla altı pasa kadar sokulabiliyordu. Bunu yapan takımın bekleri Adriano ve Gökhan Gönül gibi iki pas istasyonu da değildi üstelik.

Beşiktaş 15/16 sezonunda Quaresma’nın hiç oynamadığı dokuz maçın yedisini kazandı; ikisini kaybetti. Kaybettiklerinden biri şampiyonluk garantilendikten sonra oynanan maçtı. Aldığı sürenin sezonun aşağı yukarı yarısına tekabül etmesine rağmen Quaresma’nın küsmesi ya da sonradan girdiği maçlarda bir şey vermemesi gibi bir durum yoktu. Bu nedenle “Oynamayınca küsüyor”, “Hocanın da eli mahkum; ne yapsın ki?” gibi son zamanlarda sıkça duyduğum lafların hiçbirine katılmıyorum. Böyle bir şey iddia etmek her şeyden önce Şenol Güneş’e büyük saygısızlık. Ha, Quaresma’nın her maç Allah’ın emri gibi sahada olması ve üç rabona, iki trivela derken yirmi küsur orta yapması saçmalık değil midir? Tabi ki öyledir; ama o eleştiridir. Mecburiyetten oynattığını ifade etmekse otoritesiz olduğunu öne sürmektir ki bu bana biraz bel altı vurmak gibi geliyor. İki senedir şampiyon olan, Şampiyonlar Ligi’nde rekorlar kıran teknik direktöre karar dayatacak kim olabilir ki?

2016/17 sezonunda hem Sosa gibi önemli bir pas merkezinin ayrılması hem de Quaresma’nın dakikalarının artması ile bu sezonkine daha yakın bir futbol ortaya çıktı. Atılan tüm golleri izlerseniz, 15/16’dan 16/17’ye geçtiğinizde adama değil alana yapılan ortalardan gelen gollerin arttığını görürsünüz. Aslında bugünkünden farklı olarak Beşiktaş o sezon topu Quaresma’ya ulaştırdıktan sonra ona yaklaşarak ortadan başka bir varyasyon yaratma işini daha iyi yapıyordu. Ayrıca Gökhan Gönül ve Adriano’nun sürekliliği artınca topu orta sahaya olumlu şekilde aktarma konusunda daha mahir bir takım oluşmuştu. Gene de 15/16 sezonundaki akıcı hücumlar henüz seyrekti.

Devre arasında gelen Babel’in içeri kat edişleri ve Aboubakar’ın ligin son üç ayında form tutması ile takım önceki sezondakilere benzer golleri atabilmeye başladı. Talisca’nın bu dönemde dokuz gol atmış olması tesadüf değildir. Beşiktaş’ın hücumlarını orta ve uzun toplardan ziyade topsuz koşulara dayalı kısa paslar üzerinden oynadığı oranda Talisca’nın markajdan kurtulup tehlikeli noktalarda topla buluşması da kolaylaşacaktır. Bu sezonki gol sayısının düşüklüğü sebebiyle ciddi eleştiriye maruz kalmıştır kendisi; onu başka bir yazıda ele alırım artık. Ama bir oyuncu bir sezon muazzam skor katkısı yapıp sadece üç ay sonraki sezon onun çok uzağında kalıyorsa bunun sebebi oyuncuda değil oyunda aranmalıdır.

Gelelim bugüne. Beşiktaş öne geçemediği maçlarda süre daraldıkça daha fazla topu Quaresma’ya verip Cenk’in ya da Negredo’nun onun keseceği ortalardan gol atmasını umdu. Bunun en aşırı örneklerini Akhisar, Malatya, Kayseri ve Sivas maçlarında gördük. Bu durum takımın rakibe tehlike yaratacak hücum geliştirme konusunda aciz kaldığını gösterir. Hem hücumun bu derecede Quaresma’ya teslim edilmesi, hem de Beşiktaş’a geldiği günden beri elde ettiği başarılarla takım üstündeki hakimiyeti başka hiçbir teknik direktöre nasip olmayan bir seviyeye gelen Şenol Güneş’in Quaresma’dan yapıcı bir oyuncu yaratamaması ciddi teknik direktör zaafıdır kanımca. Yerine oynayabilecek Lens’e 371, Orkan Çınar’a ise sıfır lig dakikası şansı tanınması da açıklanması gereken bir durumdur.

Değiştirilmesi durmak bilmeyen yabancı sınırı ve UEFA’nın getirdiği transfer kısıtlaması geçtiğimiz sezonlarda Beşiktaş’ın Quaresma’nın yerine bir oyuncu almasını muhakkak zorlaştırmıştır. Pepe’nin transfer edilmesinde büyük rol oynayarak Beşiktaş’a belki de en büyük katkısını yapan Quaresma’nın futbol prangasından kurtulmak Beşiktaş’ın önümüzdeki transferlerindeki önceliği olmalıdır. Bu sezon şampiyonluk yarışında öne geçmek istiyorsa Şenol Güneş’in mutlaka Quaresma’nın ortalarına endeksli hücumdan vazgeçmesi ve ligde başka hiçbir takımda olmayan orta saha kalitesinden faydalanmanın bir yolunu bulması gerekiyor.

* Alican Şengül’ün dünkü yazısını okuyanlara not: İki gün üst üste birbirine çok benzer yazılar çıkması Futbolist tarihinde kaç kere yaşandı bilmiyorum ama gerçekten büyük tesadüf oldu. Onun yazdıklarından farklı birkaç fikrim olmasaydı yeni yazı yazacaktım. Bu bağlamda Quaresma ikimizin OKEK’i de olmuş sayılır herhalde.

** Alican Şengül’ün dünkü yazısını okumayanlara not: Okuyunuz lütfen.



GÜNCEL YAZILAR