"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Bülent Kalafat
Bülent Kalafat
@b_kalafat

Sıradaki lütfen!

17/12/2017

Maçın başlamasına bir saat kala kadrolar açıklandığında David Silva’nın kişisel sebepler nedeniyle oynamayacağını öğrenen Tottenham taraftarları Twitter’da mutluluklarını ifade ediyordu. Onları anlayabiliyorum. Her ne kadar City’nin David Silva’dan ibaret olduğunu ima etmek en kibar tabirle saflık olsa da Silva’nın son haftalarda De Bruyne ile beraber City’nin en formda oyuncusu olduğu inkar edilemezdi. Onun yerine oynayacak İlkay’ın performansını merak ediyordu herkes...

Tottenham maça çok agresif bir pres ile başladı. Öyle ki City maçın 5. dakikasında ilk defa birkaç pası arka arkaya yapabildiğinde bile Tottenham’lı oyuncular bunlardan iki üç tanesine dokunmayı başardılar. İlk 15 dakikada Tottenham’ın orta sahada kazanılan topları hızlı bir şekilde Kane ve Son’a aktararak City’yi gafil avlamaya çalıştığını gördük birkaç kez. Ne var ki Eriksen bu pasları istediği gibi veremedi. City ise hücum planını Tottenham sağ kanadına yüklenmek üzerine kurmuştu. Bu çok mantıklıydı zira Tottenham’ın sol savunması Winks ve Rose’a teslim edilmişken sağ tarafı Rose’a göre çok daha yavaş Trippier ve Winks’e göre defansif yönden zayıf Eriksen’e emanet edilmişti. Özellikle Sane ve İlkay bu durumu City lehine kullanmayı çok iyi becerdiler. Buna rağmen Tottenham ilk golü yiyene kadar City’ye yalnızca bir kere şut şansı verdi; o da duran toptan. Ancak Sane’nin kullandığı kornerde İlkay’ı kimse tutmayı akıl etmeyince lider 1-0 öne geçmeyi başardı. Silva’nın yerine oynayan İlkay da duran toplardaki sürpriz golcü rolünü layıkıyla devralmış oldu. Geçen sezonun tamamında duran toplardan 11 gol bulan City bu sezonun daha 18. haftasında 9. duran top golünü buldu.

Kanımca forvetin arkasında oynamaya başladığından beri skora olmasa da oyuna katkı yapmakta zorlanan Dele Alli özellikle ilk yarım saatin en etkisiz futbolcusuydu. Topla sadece 11 kez buluşabildi; ve %67 gibi düşük bir isabet oranıyla verdiği 9 pasın sadece 3 tanesi ileri doğruydu. Bunda Kane, Son ve Alli’nin maçın başından itibaren alan paylaşımı konusunda yaşadığı zorluğun ciddi payı vardı. İlk yarının sonu yaklaştıkça izleyenler City maçı seyretmenin en güzel yanını hatırlamaya başladı. Seyircinin “Keşke şimdi şunu yapsalar da keyif alsak” diye düşündüğü hemen hemen her şeyi City’li oyuncuların sahada gerçekleştirdikleri bir 15 – 20 dakika oynandı. Kevin de Bruyne’nin oyun zekası ve pas kalitesi seyir zevkinin tavan yaptığı bu sürecin başlıca yaratıcısıydı. Pochettino bunu engellemek adına Eriksen ile Son’un yerlerini değiştirdi ama De Bruyne’nin büyüsünü bozmaya yetmedi bu hamle.

İlk yarı boyunca iki takım da birbirini olabildiğince önde karşılamak ve topu hızlı geri almak için elinden geleni yaptı. Maç bu yönden de çok doyurucuydu. Başta Agüero ve Kevin de Bruyne olmak üzere yetenekli ve hücum meziyetleriyle tanınan oyuncuların bile rakipin toplarına iştahlı ve korkusuzca girdiğini görmek harikaydı. Sahadaki yirmi futbolcu da bu yoğun pres sonucu ilk yarının son on dakikasında yorulmaya başladı. Dolayısıyla presin kalitesi düştü ve ilk yarıdaki 17 faulün 8 tanesi son on dakikada yapıldı. Oyunda hiç olamayan Dele Alli çaresizliğini bu süreçte iki sert faul yaparak gösterdi. Bence ilk yarı bittiğinde oyundan da alınmalıydı. Maçın hakemi Craig Pawson ise 39. dakikada Otamendi’nin Kane’nin suratına gelen darbesini kırmızı kartla cezalandırmayarak maçtaki ilk büyük hatasını yaptı.

İkinci yarıya da ilk yarıya olduğu gibi Tottenham iyi başladı. Trippier rakip yarı sahada ilk yarıya oranla çok daha fazla boy gösterdi. Bunun sonucunda Delph, Mangala ve İlkay’ın savunması gereken alanı baya zorladılar ve Eriksen ile Kane etkili yerlerde topla buluşabildi. Zaten Tottenham’ın maçta çektiği toplam 7 şutun 3 tanesi ikinci yarının ilk 15 dakikasında geldi. İkinci yarının ilk bölümü biterken Tottenham’ın yüksek presini kırma konusunda Ederson’un isabetli uzun topları City’nin çok işine yaradı. 66. dakikada Sane’nin Trippier’i ilk yarı bittiğinden beri ilk kez teke tekte yakalamasıyla yaratılan tehlike City’yi silkeledi ve tekrar oyunu ele geçirmelerinin başlangıcı oldu. 51. dakikada Sterling’in baldırına basan Kane’i oyundan atmayarak ikinci büyük hatasını yapan Pawson, 67. dakikada De Bruyne’nin sol bileğine tabanıyla giren Alli’nin pozisyonunu da sarıyla geçiştirdi.

Dakikalar 70’i gösterdiğinde eminim maçı izleyen herkes “İyi ki çocuk sakatlanmamış” demiştir. Çünkü Kevin de Bruyne 3 dakika önce gaddarca bir faule maruz kalan sol ayağıyla bir füze çıkararak Lloris’in elini kırarcasına bir gol attı ve City’yi rahatlattı. Cuma günkü yazımı okuyanlar hatırlayacaktır; büyük bir Kevin de Bruyne hayranıyım. O kadar yetenekli ve akıllı bir oyuncu ki topu her ayağına aldığında takımının hücumunu şekillendirebiliyor. Ama bazen de “Bir asılayım bakayım şu topa ne oluyormuş” dercesine şutlar çıkarıyor. Sanırım De Bruyne’yi izlemeyi keyifli kılan en önemli detaylardan biri bu benim için. Bu sezon bu şutlarına çok daha sık tanıklık ediyoruz. On dakika sonra De Bruyne orta sahada Dembele’den çaldığı topu ileri taşıyarak İlkay’a aktardı. İlkay soldan Sane’yi arapasla ceza sahasına soktu. Sane de arka direkteki Sterling’e vererek bu sene izlemeye alıştığımız boş kale gollerinden birini daha yazdırdı City hanesine.

Maç 3-0’dan sonra biraz halı sahaya döndü. Maçı çevirmek adına son şansını 76. dakikada Winks ile harcayan Tottenham üçüncü golden sonra City karşısında resmen diz çöktü. City’li oyuncular ise maça nasıl bir hırs ve arzuyla başladılarsa son on dakikayı da aynı şekilde oynadılar. Dier ve Lloris’in hediye ettiği dördüncü gol ve Eriksen’in “Madem bu kadar süre sahada kalabildim, bir tane yazayım bari” diyerekten attığı avuntu golünden sonra bile City’li oyuncular koşarak Tottenham stoperlerine ve kalecisine pres yapıyordu. Ülkemizde yıldız diye geçinen “yetenekli” oyuncuların City’nin bütün maçlarını izlemesi ve kendine bir bakması lazım.

21 Ekim’deki Inter – Napoli maçından beri izlediğim en yüksek kaliteli ve keyifli maçtı bu. O maçta Spaletti takımına Sarri’nin tempolu pas oyununa boyun eğmeyi yasaklamış ve inatla ayağa oynama talimatı vermişti. Dünkü maçta da Pochettino’nun oyuncularına benzer bir talimat verdiğini gözlemleyebildik. Bundan ötürü kendisine teşekkürü borç bilirim; sayesinde çok tempolu ve eğlenceli bir maç seyrettik. Guardiola’ya ise yıllardır takımlarına oynattığı güzel futbol için mi yoksa Kevin de Bruyne’yi bir maestroya dönüştürdüğü için mi teşekkür etmeliyiz; ondan emin değilim işte. Bakalım bu sezon daha kaç rekor kıracaklar?



GÜNCEL YAZILAR