"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Bülent Kalafat
Bülent Kalafat
@b_kalafat

Rakamlar ve Makamlar

01/12/2017

Futbol rakamlar ile incelenmesi en zor sporlardan biridir. Kimilerine göre en zorudur. Çünkü rastlantının oyunun içindeki rolü epey büyüktür. Takım hareketleri komplike, defansif hamlelerin tespiti zordur. Ve en önemli meyvesi olan gol sayıca fazla olan bir hadise değildir. Bütün bu faktörler kağıt üstündeki rakamları bazen çok anlamsız kılabilir. Bu gerçeği belki de en acı yoldan öğrenenlerden biri Alex Ferguson’dur. 2001 Ağustos'unda Alex Ferguson şaşırtıcı bir karar alarak Jaap Stam'ın Lazio'ya satılmasına göz yummuş, gerekçe olarak da Hollandalı stoperin giderek azalan rakibe müdahale rakamlarına işaret etmişti. Halbuki Stam rakibin ataklarının gelişimini doğru pozisyon alarak engellemeyi bilen bir oyuncuydu. Bu yüzden çok fazla müdahalede bulunmak zorunda kalmıyordu. Yerine transfer edilen Laurent Blanc ile başladığı 2001-02 sezonunda United şampiyon olduğu bir önceki sezondan 14 fazla golü kalesinde görmüştü (31-45) ve sezonu üçüncü bitirebilmişti. 

O günden bugüne futbolda kullanılan istatistiksel analiz metotları oldukça ilerledi. Maç değerlendirmesi, futbolcu gözlemlemesi (scouting), idman programları ve rakip takım analizi gibi pek çok alanda veri kullanımına başvuran kulüp sayısının geride bıraktığımız on – on beş yıl içinde bir hayli arttığını tahmin etmek güç değil. Ancak veri analizinin bir takımı şampiyonluğa götürebileceği 2015 ilk baharına kadar çok az kişinin ciddiye aldığı bir fikirdi. O yıla kadar Danimarka ligindeki en büyük başarısı ikincilik olan FC Midtjylland Mayıs 2015’te ilk şampiyonluğuna ulaştı. Bunun kulüp tarihindeki ilk şampiyonluk olmasından çok atılan gollerin yarısının duran toplardan gelmesi ve takımın makine gibi diye tasvir edilebilecek kadar sistematik bir futbol oynaması dikkat çekiciydi. Öyle dikkat çekiciydi ki kısa sürede istatistik meraklıları arasında Midtjylland adını duymayan kalmadı. Kulubün sahibi olan şirketin hisselerinin %51’ini 2014 yılında satın alarak başkanlığa gelen Matthew Benham daha ilk sezonunda bir devrim yaratmıştı. Şampiyon kadronun stoperlerinden konuşan Erik Sviatchenko The Guardian’a verdiği demeçte idmanlardaki duran top çalışmalarının ve özellikle devre aralarında kendilerine verilen taktiklerin ne kadar veri analizi temelli olduğunu anlatıyordu. Yıllardır Moneyball öyküsünün futboldaki tezahürünün hayalini kuran veri analistleri için Matthew Benham Billy Beane* mertebesine erişmişti. Kimilerince gayrimeşru görülen varlıklarının gerekliliğinin ispatı için ihtiyaç duydukları mesih nihayet gelmişti. 

İlginç bir şekilde FC Midtjylland’ın bu başarısı belki de veri kullanımının üst düzey liglerde yaygınlaşmasından çok futbolu “yorumlama haklarının” mülkiyeti tartışmasının büyümesine yol açtı. Futbolun yorumunda rakamlara yer olmadığı görüşünün en fanatik savunucuları televizyon programlarında veriler hakkında giderek daha acımasız sözler sarf etmeye başladılar. Bunun son örneklerinden biri Arsene Wenger’in 3-1 kaybettikleri Manchester City maçı hakkında yaptığı ve dayanağı veri olan açıklamayı eleştiren Jeff Stelling’in yorumu oldu. Youtube’a Jeff Stelling expected goal yazarsanız Stelling’in “gol beklentisi” diye Türkçeleştirilen veri için “futbol tarihindeki en işe yaramaz istatistik” demesini izleyebilirsiniz. Aynı veri hakkında ESPN FC’nin Extra Time adlı programında yorumcu olan Steve Nicol’un 28 Eylül’de dile getirdiği görüş de benzer tattaydı. Programın o günkü konuklarından Sid Lowe’u sakin kalmayı başarmasından ve Steve Nicol’a bilinçsizce eleştirdiği verinin ne anlama geldiğini açıklamaya çalışmasından ötürü tebrik etmek gerek.

Gol beklentisi adlı verinin ne olduğunu açıklama cüretini kendim göstermeden önce şunu hatırlatmak isterim. Bütün diğer istatistiksel veriler gibi gol beklentisinin de salt olarak bir durumu açıklamak ya da öngörüde bulunmak gibi bir yetisi ya da sorumluluğu yoktur. Bazı gol beklentisi modellerinin takımların aldığı puanlara olan korelasyonu oldukça kuvvetlidir. Ancak korelasyon mutlaka bir neden – sonuç ilişkisi yaratacak diye bir kaide yoktur. Bu bakımdan sadece bir durum tespiti olarak değerlendirilmesi gerekir. Örneğin bir takımın bir maçta topa ne yüzdeyle sahip olduğu o takımın ne kadar iyi oynadığına değil, sadece nasıl bir oyun oynadığına dair fikir verebilir. Her veri anlamlandırılması için mutlaka bir bağlam dahilinde ele alınmalıdır. Oysa ülkemizdeki televizyon programlarında veriler çoğunlukla içeriğin kendisi olarak sunuluyor ve izleyicilerin bundan bir anlam çıkarması bekleniyor. Eğer amaç veri analizinin faydalarını örneklendirmek ve kabulünü kolaylaştırmak ise bu yaklaşım amaca zarar vermekte kanaatimce.

Özellikle Barış Gerçeker’in tweet’leri ile Türk futbolseverlerin de yavaş yavaş tanımaya başladığı gol beklentisi her şeyden önce çok talihsiz bir adlandırmaya kurban gitmiştir. İngilizce orijinali “expected goals” dur. Bu bakımdan Türkçesi’nin “gol beklentisi” olmasını eleştiremem. Ama bu terimi icat edenlerden biri olsaydım adını “yakalanan fırsatlar” ya da benzeri bir şey koyardım. Çünkü gol beklentisi sanki maç oynanmadan önce çıkan bir veriymiş gibi geliyor kulağa. Tahminimce bu ismi seçmelerinde istatistikteki “expected value”, Türkçesi ile “beklenen değer” kavramının etkisi olmuştur. Her neyse… Gol beklentisi herhangi bir şutun kaleye mesafesi, açısı, savunmacıların konumu, atağın gelişimi, hangi ayakla ya da kafayla çekildiği, çalım sonrası gelip gelmediği gibi bir takım parametrelerin hesaba katılmasıyla ve profesyonel seviyedeki yüz binlerce şut referans alınarak ölçülen gol olma ihtimalidir. Daha basit tabirle bize şunu söyler: “Bu noktadan ve bu şartlarda kaleye çekilen şutların şu kadarı gol olmuştur.” Bu özelliği itibariyle de bir takımın bir maçta çok büyük fırsatlar kaçırıp kaçırmadığının ölçümünü sağlar. Benim bildiğim kadarıyla beklentisi modeli geliştirmiş birkaç şirket var. Bunlar ham veri toplayan ve satan; buna ilaveten verilerini ürünleştirerek daha da kullanışlı hale getiren şirketler oluyor genellikle. Bu bakış açısıyla gol beklentisi bu şirketler için aslında butik bir ürün. Bunlardan bağımsız olarak Michael Caley gibi kendi gol beklentisi modellerini geliştiren araştırmacılar da var. Caley modelinde kullandığı bütün parametreleri ve denklemleri yazar olduğu bir websitesinde yayınladı. 5 büyük ligin maçlarındaki şutların nereden çekildiğini ve bunların gol beklentisi değerlerini gösteren şablonlar yayınladığı bir Twitter hesabı da var. Bu veriye merak sardıysanız kendisine bir göz atmanızı öneririm.

Gol beklentisi ya da internetteki popüler kısaltmasıyla xG, yeni nesil futbol istatistiklerinden biri. Ama gözle görüleni rakamlarla ifade etmekte faydalı olan tek istatistik değil. Eden Hazard’ın Lille’deki ilk sezonundan bugüne kadar çalım başarı yüzdesini 38’den 79’a getirmiş olması bir hikaye anlatıyor örneğin. Ya da Klopp’un Liverpool’unun rakiplerini kendi yara sahalarında hataya zorlamakta eskisi kadar mahir olmadığını anlatan bölge bazlı rakip pas isabet oranları. Aslında yanıtını bulmak istediğiniz soru ne kadar detaylı ya da basit olursa olsun, doğru içerik ve gözlem ile birleştirildiğinde veriler genellikle çok faydalı oluyor. Tabi ki verilerin yetersiz kaldığı hatta mantıksız geldiği noktalar var; tahminimce her zaman da olacaktır. Örnek vermek gerekirse, Burnley’in şimdiye kadarki Premier Lig performansı pek çok futbol analistini ters köşeye yatırdı. Veri şirketlerinin xG hesaplarına göre Burnley şu ana kadar rakiplerine verdiği pozisyonlardan 17 gol yemeliydi. Yediği gol sayısı ise yalnızca 10. Günümüzdeki futbol verisi modelleri gibi tıp da, astrofizik de, izafiyet teorisi de her soruya yanıt veremiyor. Ama bu onları buruşturup fırlatmamız gerektiği anlamına gelmiyor. Eksiği kabul edip, nasıl giderilebileceğine odaklanmak gerek. Gracenote Sports’tan Simon Gleave de Burnley’in durumu kendisine sorulduğunda “Demek ki kullandığımız model de önemli bir parça eksik” diye yanıtlamasını çok yapıcı buluyorum.

Bir futbol yorumcusunun görüşlerine rakamlara dayandırma zorunluluğu hissetmemesine saygı duyarım. Benim de takip ettiğim ve istatistikle pek ilgilenmeyen yazarlar var. Oyunun taktiksel ve romantik boyutunu yansıtmak için rakamlar en faydalı araç olmayabiliyor. Bunların hepsi kabul… Ayrıca futbol geleneksel mizacı da olan bir spor; ve ben bu yanını da seviyorum. Ancak “istatistik mini etek gibidir**” felsefesinin sürekli ve inatla empoze edilmesinden hiç hoşnut değilim. Bu bana özgün bir futbol bilgisine sahip bir kişiden çok rakamları makamının varlığına bir tehdit unsuru olarak gören birisinin savunacağı bir fikir gibi geliyor. Veri analizinin sadece başarı için gerekli araçlardan biri olarak değil de oyunda olup biten her şeyi açıklaması ve öngörmesi beklenen bir ilim olarak algılanması da gene bu felsefenin bir ürünü. Böylelikle veri kullanımı asla yerine getiremeyeceği bir beklentinin altında ilelebet ezilmeye mahkum bırakılıyor. 

Kendi blog’umda naçizane çıkarımlarımı yapıp veri üzerinden yorum üretmeye çalışıyorum. Buna karar verirken ilham aldığım pek çok analist ve yazarın Twitter hesapları ve basın organlarına verdikleri içerikler var. Bazıları el birliğiyle bu konu üzerine websiteleri kurup ayakta tutmak için hem güncel maçlar hem de sezon geneli üzerine analizler üretiyorlar. Sizleri spot ışıklarının pek tutulmadığı ama çok ciddi emeklerin sarf edilip çok güzel işlerin yapıldığı bu dünyaya biraz ilgi göstermeye davet ediyorum. Sürekl takip eder misiniz bilemiyorum. Ama futboldan anladığını iddia edenleri çok daha objektif bir şekilde tartma imkanı elde edeceğinizi garanti edebilirim.


* Billy Beane 1998 – 2016 yılları arasında beyzbol takımı Oakland Athetics’in genel menajeriydi. Düşük maaşlı ve yetenekleri azımsanan oyuncularla kurduğu 2002 takımı üst üste yirmi maç kazanarak MLB tarihinin en uzun kazanma serilerinden birini elde etti. Kulübün o sezonki beklenmedik başarısı Moneyball adlı kitabın ve aynı isimdeki filmin ilham kaynağı oldu. Matthew Benham Billye Beane’e benzetilmekten pek memnun değilmiş; o ayrı mesele.

** Bu sözün tamamı şu şekildedir: “İstatistikler mini etek gibidir...Size bir fikir verirler ama en önemli kısmı saklarlar”. Çoğunlukla Alex Ferguson’a atfedilse de benim bildiğim kadarıyla Aberdeen teknik direktörü Ebbe Skovdahl’a aittir. Yorumu Arild Stavrum’un bir maçta Henrik Larsson’dan daha fazla isabetli şut atmasının kendisine hatırlatılması üzerinedir.




GÜNCEL YAZILAR