"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Bülent Kalafat
Bülent Kalafat
@b_kalafat

Aynadaki Gerçek

16/11/2017

2018'de Rusya'da olmayacağımızın kesinleşmesinin ardından yabancı sınırı kuralı ve futbolcu yetiştirme konuları bilmemkaçıncı kez popüler spor medyasınca gündeme getirilmişti. Nedense Arnavutluk ve Romanya mağlubiyetlerinden sonra vaziyet daha farklı bir ciddiyet ile algılanmaya başladı. Öyle ki hem Türk futboluna ve sporuna yöneticilik yapması beklenenler hem de büyük futbol düşünürlerimiz anlamadığı soruyu babasına soran çocuk edasıyla Cumhurbaşkanı’ndan konuya bir el atmasını rica ettiler. O da futbolcu geçmişinden ötürü bu spora ilgi ve sevgi beslediği için geçtiğimiz Pazar bir televizyon programına katılacak kadar olayı önemsediğini gösterdi ve yabancı kuralı meselesini değerlendirdi. Salı gecesi ise bir televizyon programında Rıdvan Dilmen’in “Cumhurbaşkanı istedi diye yabancı sınırı azaltılmaz veya artırılmaz” dediğini gördüm. Sanırım trajikomikten trajiğe evrilen futbol halimiz şizofreniye doğru hızla yol alıyor.

Futbolcu yetiştirmedeki güncel durumumuz hakkında somut bilgi isteyen Cumhurbaşkanı dahil herkes Socrates'in Ekim sayısında Türkiye dahil pek çok Avrupa ülkesinde 22 yaş altı ve altyapıdan yetişmiş futbolcuların aldığı sürelere dair yüzde cinsinden verilere ulaşabilirler. Bu çalışmayı hazırlayan Kutay Ersöz ve Atahan Altınordu’nun ellerina sağlık. Dört sezon önceki durumumuzu açıklayan benzer bir çalışmamı ben de ters piramit adlı blog’umda 2013 Aralık'ında yayınlamıştım. Aradan geçen yaklaşık dört yılda yabancı kuralı üç kez değiştirildi. Oyuncu yetiştirme ve gençlere şans verme konusundaki başarımız hakkında rakamların gösterdiği gerçek ise pek değişmedi. Avrupa'da bizden kötüsü yok bu işte. Getirilen anlık ve dayanaksız çare önerileri bir işe yaramıyor. Futbolumuzu yönetenler futbolcu yetiştiren bir ülke haline gelmemiz adına yabancı sınırını değiştirmek dışında bir metot uygulayabilecek vizyona ve/veya birikime sahip değiller. Bu tanıma uyan insanlara geçmişteki icraatlarından dolayı büyük saygı duyduğum Lucescu da eklenmiş durumda ne yazık ki. 

Halbuki yetenek havuzunun kuruması derdini ne biz ilk defa yaşıyoruz ne de böyle bir duruma düşen ilk ülkeyiz. Almanya'nın hali on beş - yirmi yıl önce bizimkini andırıyordu. Bu durumdan nasıl kurtulduklarını önümüzdeki yazılarımdan birinde detaylı olarak anlatacağım. Keşke tek sorunumuz bu olsaydı çünkü çözümü o kadar da zor değil aslında. Bana kalırsa öncelikle yapmamız gereken ne bir suçlu bulmak, ne kolları sıvayıp radikal kararlar vermek, ne birini getirmek ne de kovmak. Hepimizin bir soluk alıp cesaretini toplaması ve futbolumuzun aynasına bakması gerek. Tüm aynalar gibi bu aynanın da eşsiz bir özelliği vardır. Ona bakana o anki gerçeği bütün çıplaklığıyla gösterir. Sanılanları, gösterilmeye çalışılanları, algıları ve ezberleri hiçe sayarak sadece ve sadece gerçeği... Bu aynaya bakma cesaretini gösterirsek yansıyan gerçekte şunları göreceğiz: 

- San Marino ve Kazakistan’ı saymazsak Avrupa’nın en yaşlı ligi bizimki,

- 2018 Dünya Kupası dahil son beş uluslararası turnuvadan sadece birine katılabildik,

- 2004 Ağustos’unda FIFA ülkeler sıralmasında 5. sırayı Hollanda ve Arjantin ile paylaşırken* bugün 33. sıradayız,

- 80 milyon nüfuslu ülkemizde yetişmiş Avrupa’da üst seviyede oynayan futbolcu sayısı üç, (Cenk Gönen ve Arda’yı saymıyorum; çünkü oynamıyorlar)

- Yetiştirdiğimiz milli futbolcular belli bir konuma gelince bunu hazmedemiyorlar; gazeteci dövüyorlar; otobüs şoförü tartaklıyorlar,

- Bu futbolcu grubuna her hatasında destek çıkan, günü kurtarmaktan başka bir amacı olmayan bir federasyon futbolu yönetiyor,

- Bu federasyona Türkiye’nin büyük kulüplerinden birini yok olmanın eşiğine sürüklemiş bir adam başkanlık ediyor,

- Bugün TSL'de oynayan 18 takımın son beş sezon içinde TSL'de yer aldığı tüm zamanlarda ve 17/18 sezonunda  toplam 114 farklı teknik direktör dönemi olmuş, 

- Ligde oynanan futbol kalitesi son bir iki senede bir nebze artmış olsa da* benim gibi meraklılar için bile izlenmesi hala bayağı bir özveri istiyor,

- Bu ve başka sebeplerden ötürü birkaç stad dışında tribünler dolmuyor; dolanlar da tutulan takımın iddiası sürdüğü müddetçe doluyor,

- En yeni statların bile zeminleri berbat halde; çoğunlukla daha sezon başında öyle oluyorlar,

- Maç anlatan spikerler herkesin gördüğü kabak gibi ofsaytları, çizgiyi geçmiş topları, faulleri, elleri dile getirmemeyi ekol edinmişler,

- Canlı yayınlarda tartışmalı ofsaytlar için eskiden çekilen çizgi artık çekilmiyor,

- Maç yorumcusu duayenler bizi on kişi yenmekte olan bir rakip hakkında “Bizim rakibimiz değil” gibi cümleler kurmaktan çekinmiyor, 

- Futbol programlarında sunucular asla katılımcıları zorlayacak, sınayacak ya da söyledikleri ve yaptıklarının örtüşmediğini gösterecek sorular soramıyorlar, 

- Futbolu yorumlamak hala eskiden futbol oynamış veya teknik direktörlük yapmış insanların yetkisinde olan bir şey sanılıyor,

- Bu futbolcu ve antrenör eskileri “Ben Prozone’a** inanmıyorum” gibi cümleler kurarak saygınlıklarını pekiştirebiliyorlar,

- İstatistikler ve ne anlama geldiğini hala anlamadığım ısı haritaları bir içerik dahilinde değil içeriğin kendisi olarak sunuluyor,

- Bu nedenle istatistik ve veriye dayalı analiz işe yaramaz damgası yiyor; bundan da en çok statükocu yorumcu kitlesi memnun,

- Futbolsever kitle futbolun bu sığ ve samimiyetsiz tüketimine alışmaya mecbur bırakıldığı gibi bir de her yıl buna tanıklık etmek için daha çok para harcamak zorunda bırakılıyor.

Vesaire vesaire... Mide bulandırıcı değil mi? Bence öyle. Çok sevdiğim ve milyonla seveni olduğunu bildiğim bir sporun bu şekilde içinin boşaltılmasına katlanamıyorum. 

Belli ki çok temel birşeyi yanlış yapıyoruz. Sorunu anlayıp çözmektense suçlu ilan edip dışlamak, çağın gerçeklerine uymak yerine yerel şartları zırt pırt değiştirmeye çalışmak fayda sağlamadı ve sağlamayacak. Peki hiç mi iyi yok bu aynadan yansıyan gerçekte? Nasıl baktığınıza bağlı ama mesela The Guardian geçtiğimiz ay geleceği parlak altmış 2000 doğumlu oyuncuyla ilgili bir çalışma yayınladı. Listede Berke Özer de vardı. Süper Lig ve 1. Lig’in yayın ihalesinin değeri 600 milyon Dolar’a dayanmış durumda. Ligimiz oyuncuların piyasa değeri bakımından Avrupa’nın beş büyük liginden hemen sonra geliyor. Berke’nin adına, ligimizin ihale rakamlarına ve piyasa değerine bakıp bildiğimizi okumaya devam mı edeceğiz? Yoksa aynaya bakıp, bir kısmını yukarıda saydığım gerçekler ile yüzleşecek cesareti gösterip onları düzeltmeye mi yöneleceğiz?

Karar bizim...


*Bir kez daha düşman ilan edilmeye çalışılan yabancı futbolcuların bunda ciddi oranda katkısı olduğunu düşünüyorum.

**Prozone örneğini bir yorumcu canlı yayında birkaç yıl önce kullandığı için verdim. Kendisinin ya da onun gibi bir çok yorumcunun Opta ya da başka kaynaklı verilere de “inandıklarını” sanmıyorum.





GÜNCEL YAZILAR