"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Bülent Kalafat
Bülent Kalafat
@b_kalafat

İlkin Heyecanı

21/11/2017

Beşiktaş’ın Avrupa kupalarındaki maçlarından belki de en önemlisinin başlamasına yarım saat kala Vodafone Park’ta bir sessizlik vardı. Futbolculara oleyler çektirilmiş, rakip takım ıslıklanmış, son dualar edilmişti. Beraberlik yeterliydi; ama tribündeki on binler bundan biraz daha fazlasını bekiyordu. Sessizliğe yüklenmiş umutlar maksadın ötesindeydi.

Beşiktaş maça beraberliğin yeteceği bir takımdan beklenenin aksine panik halinde başladı. Orta sahada topa sahip olmaya neredeyse hiç çalışmadı. Dakikalar 25’i gösterdiğinde Pepe’nin kullandığı uzun top sayısı dokuzdu. Cenk’in ve Babel’in çabaları sayesinde bunların çoğu isabet bulmuş olsa da Beşiktaş topa rakip yarı sahada sahip olmakta bocalıyordu. Tribünden görebildiğim kadarıyla sahadaki futbolcuların istek ve arzusunda bir noksan yoktu. Ancak tarihteki ilk Şampiyonlar Ligi grup liderliği olasılığının getirdiği heyecan tribünlerden sahaya intikal etmiş gibiydi. Tosic, Tolgay ve Pepe ilk yarım saat boyunca uzun toplar oynayarak hem üzerindeki yükü hafifletmek hem de olası hatarladan doğacak Porto ataklarına imkan vermemek istediler. Bu uzun top kullanımı Beşiktaş’tan çok Porto’nun işine yaradı. Quaresma ve Babel’in arkasına top atma konusunda biraz daha maharetli olsa Porto çok daha verimli bir ilk yarım saat geçirebilirdi.

İki takımın da birbirine pek üstünlük sağlayamadığı ilk yarım saat geçilmek üzereyken Tosic kontrolsüz savaşçı karakterinin kurbanı oldu ve taç çizgisine dönük rakibine arkadan faul yaparak Porto’ya yüzünü kaleye dönme imkanı verdi. Tolgay ve Quaresman’nın tahmin edemedikleri bir çalışılmış serbest vuruş organizasyonunda Porto’nun golü geldi ve İnönü birkaç dakikalığına sessizliğe büründü. İlk yarının sonlarına kadar rakibine üstünlük sağlamakta çok zorlanan Beşiktaş orta sahada Talisca-Atiba-Tolgay üçlüsü ile Herrera-Danilo-Pereira üçlüsüne karşı ciddi bir direnç zafiyeti gösterdi. Öyle ki bu 6 futbolcunun girdiği ikili mücadelelerden 7/22 oranında Beşiktaş galip çıkarken 14/19 oranında Porto galip çıkıyordu. Ne olduysa 41. dakikada oldu. Savunmadan Cenk’e uzun top oynandığı sırada tribünde yanımda olan arkadaşım “Adam bu topu ne yapsın?!” dedi. Cenk o topu savunmacısından göğsüyle saklamakla kalmadı top önünden açılmasına rağmen kayarak Tolgay’a kazandırıp sol çizgiden hareketlendi. Tolgay-Babel paslaşmasından nisbeten zor bir havadan top Cenk’e doğru tekrar geldiğinde Cenk Bergkampvari bir hareketle savunmacısının üzerinden topu aşırıp ceza sahasına girdi. O anda herkesin şut beklediği Cenk topu boş kaleye doğru koşan Talisca’nın önüne yuvarladı; ve o ana kadar sadece bir isabetli pası olan Brezilyalı Beşiktaş tarihinin en önemli gollerinden birini attı. 

İkinci yarıya sakatlanan Tosic yerine Medel değişikliğiyle başlayan Beşikaş 65. dakikaya kadar Porto’ya neredeyse top göstermedi. Savunmadan uzun top ile çıkma eğilimi yerini Tolgay-Atiba ikilisinin sıkşıtğı zaman güvenle dönebileceği bir ikili sayesinde sakin ve bilinçli bir oyuna bırakmıştı. Bu süre zarfında Beşiktaş rakip yarı alana oyunu yıkmayı başardı ve özellikle Quaresma-Gökhan kanadından Porto’ya zor anlar yaşattı. Babel’in direkten dönen muhteşem şutu o ana kadarki üst düzey oyundan büyülenmiş tribünleri tekrar harekete geçirdi. Geriye kalan dakikalarda Porto sadece Quaresma’nın ön direğe kestiği kornerlerden doğan kontra ataklardan fırsat yakalayabildi. Bu kontra ataklar dışındaki neredeyse tüm Porto ataklarında Pepe üç kez Şampiyonlar Ligi kupasını kaldırmasının haybeye olmadığını gösteren müdahaleleriyle Porto’yu adeta depresyona soktu. Son on dakikada Porto’nun baskısını artırmasını bekleyen tribünler belki de Monaco’nun Leipzig’e karşı evinde alacağı bir galibiyetten emin olan konuk takmın nisbeten tedbirli oyunu sayesinde rahat bir son izledi. Bahoz son düdüğünü çaldığında Beşiktaş Türk futbol tarihinde bir ilki gerçekleştirmişti.

Bu tarihi başarıda neden Premier Lig kulüplerinin transfer radarında olduğunu ispatlayan Cenk’ten ne kadar büyük bir profesyonel olduğunu bir kez daha gösteren Pepe’ye, gücünün son sınırına kadar kendini zorlayarak her hücumda ve savunmada ölümüne oynayan Gökhan Gönül’den gerekli hareketi gerekli zaman yapmanın ustalığını sergileyen Babel’e kadar herkesin çok büyük payı var. 

Tebrikler ve teşekkürler Beşiktaş!

Yolun açık olsun...




GÜNCEL YAZILAR