"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Ömer Ejder
Ömer Ejder
@ejderovic

Arena Kültürü

09/04/2018

Bugün her ne kadar modern zamanlarda yaşıyor olsak da seyirci odaklı yapılan her canlı etkinlik arena kültüründen gelir. Sahnelenen oyun Antik çağlardan bu yana kitleleri etkilemek, ilgi uyandırmak ve en temelinde eğlendirmek üzerine kurulmuştur.


Modern zamanlarda bu etkinlikleri gerçekleştiren uygulayıcı ile izleyicisi arasındaki sınıfsal uçurumun giderek açıldığını kabul ederek konuşacak olursak; İzleyicinin saplantılı bir pragmatizmle aidiyet duygusunu birbirine karıştırmıyorsa eğer bulunduğu dahil olduğu etkinlikten haz duymak ister. Hele ki gelir ortalaması asgari ya da bir tık üstünde olan bir sosyolojik kitleye hitap ediyorsa sergilenen oyun kitlelerin bilet fiyatlarına ödediği fahiş fiyata dair tatmin duygusu olmadan ayrılması izleyici ile uygulayıcı arasında kopukluk yaratır.


Bugün Fenerbahçe’nin içinde bulunduğu durumu taraftarın desteğini alamamasını soyut yoldan daha nasıl ifade edeyim bilmiyorum. Aykut Kocaman maç öncesi ve sonrasında taraftarın neden gelmediğini açıklamıştı esasında. Kocaman maç öncesi yaptığı açıklamada, ‘’Deplasman karnemizin iç saha performansımızdan daha iyi olduğu bir gerçek. Nedenlerini de söylemeye gerek yok.’’ Dedi. Aynı Kocaman’ın 2.yarıda atılan gollerle kazanılan maçın ardından yaptığı açıklama ise benim yukarda bahsettiğim durumun tam tezatındaydı. Ki bu bakış açısıdır ki Fenerbahçe taraftarını Saracoğlu yollarından alıkoyan, hatta televizyon karşısında bile kanser eden. Kocaman maç sonu çok net bir şekilde şunu dedi. ‘’Futbol iyi oynamak için yapılan bir iş değil kazanmak için oynanan bir oyun’’. 


Neresinden ele alırsan al hastalıklı bir zihnin dışavurumu bu açıklama. Bugün en ucuz biletin 60 tl olduğu Fenerbahçe maçını izleyen şanssız 20 küsür binin talep ettiği şey de kazanmak esasında. Türk toplumu tutkulu aidiyetini pragmatist bir bakışa devreder, evet şampiyon ol da nasıl olursan ol der, doğru. Ancak Kocaman’ın sergilediği yönetim ve tercih ettiği oyun anlayının başarı getirmediğinde insanların daha cesur daha ezen hükmeden arenada rakibini alt eden bir takım istemeleri de en tabii olan insani refleks, nihayetinde.


Hele ki Fenerbahçe’nin 1 numaralı rakibi olan Fatih ve Şenol Hocanın kitle yönetimini ve memnuniyetini ne denli risk alma yetisi ve dominasyonuyla sağladığını düşünürsek, taraftarın talebine sitem etmek en ufak tabirle nerede olduğunu bilememektir. Terim ya da Güneş kazandığı bir maçta dahi kötü geçen bir ilk yarıyı yorumlarken, daha iyi oynamalıydık daha hücum etmeliydik minvalinde hem ekibini yöneten hem de kitlelerin gazını alan açıklamalar yapıyor. Bugün maç sonunda Kocaman’a yöneltilen Valbuena girdikten sonra maçın çevrilmesi yönündeki sorulara verdiği cevap ise; ‘’Başlayan kadar bitiren 11 de önemli’’ idi. Bu çok net bir savunma psikolojisi.  2-0’dan sonra maçın görselliğinin arttığını tüm Türkiye kabul ederken Kocaman bu durumdan hiç hoşnut değildi. Zira Kocaman, 2-0 sonrası gerek Fenerbahçe’nin gerekse Osmanlı’nın kaçırdığı golleri ‘’Türk işi’’ ‘’Kaos’’ gibi kelimelerle ifade ediyor. Ne diyelim psikolojisi bile savunma üzerine kurulu bir adamın hezeyanlarına mahkum kalmışız.


Bugün Kadıköy sokaklarında gezerken bir afiş gördüm üzerinde Ali Koç’un olduğu. ‘’The sun will rise yazıyordu.’’ Cidden güneş doğacak mı?



GÜNCEL YAZILAR