"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Çağrı Siretli
Çağrı Siretli

Onun Oyunu En Güzel Olandı

13/02/2018

1970’ler bence Avrupa futbolunun zirvesine tanıklık etmiştir. 68’in taşıdığı özgürlük rüzgarını yeşil çimlerin üzerinde dahi hissettiğimiz günlerde futbol tarihine belki de en parlak beyinler olarak geçen oyuncuları izlemiş olmamız tesadüf olmamalı. Bunlardan birisi Almanların efsanevi “Kaiser”i Franz Beckenbauer iken, bir diğeri yaklaşık 2 yıl once aramızdan ayrılmış olan Hollandalı müthiş futbol adamı Johann Cruyff’tu.

Futbol sadece futbol değilse, Cruyff da asla sadece bir futbolcu olmadı. Hayatının sonuna dek özgürlük düşüncesini içinde taşıyan Cruyff, neyse ki aramızdan ayrılmadan önce bizlere harika bir miras bırakmayı başardı. 74 Dünya Kupası’nda İsveç karşısında attığı müthiş çalımdan esinlenilerek “My Turn” (Meşhur çalımın adı Cruyff dönüşü olarak anılır) ismiyle çıkan otobiyografisi, Domingo Yayıncılık tarafından geçtiğimiz sene “Benim Oyunum” dilimize kazandırıldı.

İtiraf etmeliyim ki kitabı okuyasıya kadar Cruyff hakkında önyargılarla dolup taşıyordum. Hatta kitabın ilk sayfalarında da buna devam ettim. Kibirli, başına buyruk ve geçimsiz biri olduğunu düşünmüştüm. Ama sayfalar ilerledikçe bu adamı çok sevdim. Üstelik kendimi bazı noktalarda ona benzetmekten de alıkoyamadım (Elbette futbol yeteneğimi değil).

Aslında Cruyff hakkında başta düşündüklerimin hepsi doğru. Kibirlilik derecesinde bir özgüvene ve açık sözlülüğe sahip. Ancak ne yazık ki doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar misali, çalıştığı kurumlarda  yönetim kesmiyle sık sık sorunlar yaşamış. Oysa onun istediği sadece kurumuna hizmet etmekti. Ajax’a defalarca geri dönmüş ancak her seferinde yönetimle arası açık bir şekilde ceketini alıp gitmeyi seçmiş. Futbolculuğunun dışında teknik adam olarak da çok büyük başarılar kazandığı ve bugünkü takımın temelini attığı Barcelona’da bile yönetimin kirli oyunlarıyla karşı karşıya kalmış. Bu süreçte birçok arkadaşı ve öğrencisiyle sorunlar yaşamış, ancak hiçbirine de küs olmadan hayata veda etmiş.

Kitabın içeriğine gelirsek; Cruyff’un çocukluğundan ömrünün son günlerine uzanan bir yaşam öyküsüne tanıklık ediyoruz. İlk kısımlarda babasını genç yaşta kaybedişini; onu futbola ve Ajax’a alıştıran, ikinci babası olarak gördüğü Henk amcanın aileye dahil oluşunu; daha gencecik bir oyuncuyken tarihin belki de en özel teknik adamı olan Rinus Michels’in elinde nasıl yetiştiğini; 60’ların sonlarında parlamaya başlayan ve 70’lerin ilk yarısında kor bir ateşe dönen Ajax’ta yaşadıklarını; Dünya Kupaları tarihinin en iyi ikincisi olan “Total futbol” Hollandasıyla muhteşem Ajax’ın nasıl oluştuğunu anlatmış efsanevi isim. Bu dönemleri anlatırken bol bol anılarına da yer vermiş.

Daha sonra, Ajax’tan nasıl ayrıldığına; Barcelona dönemine; 78’ Dünya Kupası’na neden gitmediğine; futbolculuğundan sonra teknik adamlık döneminde neler yaşadığına ve son olarak da Ajax’ta yaptığı danışmanlık görevleriyle birlikte en büyük miraslarından biri olan Cruyff Derneği’nin öyküsünü bize aktarmış.

Kitabın ilgi çekici birkaç noktası daha var. Birincisi, kitap adeta turuncu bir kutu görünümünde. Kapaklarla birlikte sayfa kenarları turuncu olan kitap, tam bir Hollanda ürünü olarak karşımıza çıkmış. Bir diğer ilgi çekici unsursa, kitabın tam 14 bölümden oluşması. Malum, Cruyff abimiz 14 numarayı çok severdi.

Johann Cruyff’u yakından tanımak istiyorsanız, David Winner’ın “Harika Portakal” adlı Hollanda futbolunu anlattığı kitabıyla birlikte okuyun derim. Harika Portakal’ı da bir başka yazıda tanıtma sözü verirken, büyük futbol adamını saygıyla anıyorum.



GÜNCEL YAZILAR