"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Çağrı Siretli
Çağrı Siretli

Futebol - Brezilya Tarzı Yaşam

28/02/2018


Literatür Yayınları 2003 yılında harika bir kitabın çevirisini yayınlayarak, futbolseverlerin kütüphanelerini eşsiz bir kitapla zenginleştirmişti: "Futebol - Brezilya tarzı yaşam". Portekizce futbol anlamına gelen kelimeden ismini alan kitap, futbolla yatıp kalkan bu kendine has ülkenin yaşamına dair okuması oldukça keyifli hikayeler içeriyordu. 

The Guardian ve Observer gibi gazetelerin Rio de Janerio temsilcisi olarak görev yapan Alex Bellos'un elinden çıkan kitap, sadece bir futbol kitabı olma özelliği taşımıyor. Aslında şöyle söylemek daha doğru olacaktır: Brezilya'dan bahsederken konu futbola; futboldan bahsederken de konu Brezilya'nın diğer kendine has özelliklerine geliyor.  Örneğin; Ronaldo, Garrincha, Denilson ve Pele gibi oyuncuları düşündüğümüzde aklımıza samba gelirken, sambayı düşündüğümüzde de bu oyuncular geliyor. Bu, kesinlikle kaçınılmaz bir durum. 

Brezilya ile tanışması 1998 yılına denk gelen Bellos, çeşitli röportajlarla zenginleştirdiği harika bir araştırma yapmayı başarmış. O dönemler Brezilya hala güzel futbolu en güzel oynayan ülkeydi. Benim çocukluğuma denk gelen yıllarda Ronaldo, Romario ve Denilson gibi oyuncuları izleyebilmek, Bolşoy'da bir operaya tanıklık etmek gibiydi. Bellos da içinde bulunduğu dönemin coşkusunu kitabına başarıyla yansıtmış.

Kitabın içeriğine gelirsek; İngilizler tarafından futbolla tanıştırılan Brezilyalılar başta siyahi oyunculardan yoksun olsa da, ilerleyen yıllarda durum tersine dönecekti. Bu dönemde yaşananları kısa ve öz bir şekilde okura sunmuş Bellos. Akabinde İzlanda'da futbolculuk yaşantısını sürdüren Brezilyalı oyuncuların hikayesine tanıklık ediyoruz. Bambaşka bir iklim, bambaşka bir coğrafya ancak bir Brezilyalı her yerde bir Brezilyalı gibi oynamalıdır. Sonraki bölümde 2014 yarı finaline kadar Brezilya tarihinin en trajik maçı olan 1950'deki Uruguay karşılaşmasına gidiyoruz. Tesadüfen final maçı olma özelliği taşıyan maçta yüz binlerce Brezilyalının önünde kazanan Uruguay, bir neslin tüm neşesini alıp götürmüştü. O gün Brezilya kalesini koruyan Moacir Barbosa, yıllar boyunca ülkesinde istenmeyen adam ilan edilmişti. 

Ülkede hala ulaşılamamış kabilelerin olduğu söyleniyor. Amazon'un balta girmemiş ormanları hiç tanımadığımız topluluklara ev sahipliği yaparken, ülke çapındaki Kızılderililer de futbola kendilerince katkıda bulunuyorlarmış. Hatta öyle büyük bir futbolcu çıkarmışlardı ki, birçok Brezilyalıya göre Pele'den daha iyiydi: Garrincha - çarpık bacaklı bir melek. Futbola belki de en çok neşe getiren oyuncuydu. Brezilya futbolunu tanımlamak gerekirse, onun ismini vermek çoğu zaman yeterli olabilir.

Kitabın ilerleyen bölümlerinde Brezilyalıların yaşamına derinlemesine giriyoruz. Birlikte yürütülen güzellik yarışmaları ve futbol karşılaşmaları (kabul etmeliyiz ki sambacı kızlar da sambacı futbolcular kadar övgüyü hak ediyor), Hollywood kültüründen etkilenerek ünlü oyuncuların isimlerini çocuklarına koyan aileler (Allan Dellon'u hatırlar mısınız? Ünlü Fransız aktör Alain Delon'un Brezilyalı bir aile ve nüfus memurunun katkısıyla ortaya çıkan isim. Fena fuıtbolcu da değildi Dellon.) ve daha niceleri...

Kitabın son iki bölümü, 1998 Dünya Kupası öncesi Ronaldo'nun başına gelenleri anlatmaya ve doktor Socrates'in harika röportajına ayrılmış. Ronaldo'ya o gün neler olduğunu henüz bilmiyoruz, belki hiçbir zaman da bilemeyeceğiz. Ancak sonuç ne olursa olsun, o gördüğüm en iyi futbolcuydu. Socrates röportajı da kitabın kaymağı olmuş desem yanılmış olmam. Brezilya futboluna dair bir kitap, böyle bir futbol sanatçısıyla sonlandırılmalıydı ve öyle de oldu.

Brezilya'yı merak ediyorsanız, futbolu sevin ya da sevmeyin, bu kitabı okumalısınız. Hepinize keyifli okumalar dilerken, bir sonraki yazımda Latin Amerika'nın başka topraklarına uğrayacağımızın sözünü vereyim.



GÜNCEL YAZILAR