"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Çağrı Siretli
Çağrı Siretli

Tarihin Belki de En Büyük Golcüsü: Josef

08/02/2018

2 ayrı ülkenin de tarihine geçmeyi başarmış çok sayıda
futbolcu  yoktur. Yine çok az oyuncu,
savaşın gölgesinde parlamayı sürdürebilmiş ve Pele, Puskas ve Müller gibi oyunculardan
daha çok gol atmayı başarmıştır. Bahsettiğimiz isim, çok özel bir futbolcu:
Josef Bican!



Josef ‘Pepi’ Bican, 530 maçta 805 gol atmış ve ligde 12 kez
gol krallığına ulaşmış. Bu başarısı sayesinde, Uluslararası Futbol Tarihi ve
İstatistikleri Federasyonu (IFFHS) tarafından 20. yüzyılın altın ayakkabısıyla
onurlandırılmış. 100 metreyi 10.8 saniyede koşabilen, penaltı vuruşlarını her
iki ayağıyla da yapabilen oyuncu, tam bir gol makinesiymiş. 27 yıl süren
(1928-1955) kariyerinin bir benzerini daha bulmak neredeyse imkansız. Peki, bu müthiş
futbolcu, ne oldu da Wunderteam’in bir parçası olduğu, doğduğu yer Avusturya’yı
bırakıp, anne ve babasının vatanı Çekoslovakya’ya geçmişti?


Çek Kalbi



Bican, 25 Eylül 1913’de, 1. Dünya Savaşı’nın ilanından 10 ay
önce Viyana’da dünyaya gelmiş. Babası Frantisek Güney Bohemyalı, annesi Ludmila
ise Çek asıllı bir  Viyanalı'ydı. Bundan
5 yıl sonra, 50 milyondan fazla insanla birlikte yaşadığı Avusturya-Macaristan
İmparatorluğu tarihe karışmıştı. Yine aynı savaş sonrası dönemde, yaklaşık 6.5
milyon nüfusa sahip Çekoslovakya kurulmuştu. Avrupa kimliğinde olmaya başlayan
radikal değişimler, Bican ailesini de etkileyecekti.



Genç Josef’in hayatında futbolun çok önemli bir yeri vardı.
Babası, yerel bir kulüp olan Hertha Wien’de kaleciyken, hayatın güzel bir tesadüfü
olarak Wunderteam’in büyük yıldızı ve belki de Avusturya futbolunun en büyük
ismi Matthias Sindelar ile aynı sokakta yaşıyordu. Geleceğin 2 futbol yıldızı,
birlikte Viyana sokaklarında top peşinde koşturarak büyümüşlerdi. Top deyince
aklınıza bildiğimiz toplar gelmesin. Bican’ın kelimeleriyle, sabahtan akşama
tüm gün boyunca, çaputtan yaptıkları toplarla oynuyorlarmış. Viyana’nın önemli
bir bölümünde görülen yoksulluktan muzdarip Bican ailesinde, genç Josef futbol
yeteneğini geliştirmişti. Güzel ayakkabılardan yoksun kalmış oyuncu, bu sayede
top kontrolünü mükemmelleştirmişti.



1921 yılına geldiğimizde, baba Frantisek, Hertha için
oynarken böbreğine ölümcül bir darbe almış. Ameliyatı reddettikten kısa bir
süre sonra ne yazık ki hayatını kaybetmiş. Ludmila’nın mutfak çalışanı olarak
kazandığı para, savaş sonrası ambargolara maruz kalmış ülkede onlara
yetmiyordu. Toplumdaki huzursuzluğun arasında, Bican ailesi, yazları
Çekoslovakya’daki büyükannelerinin yanına gidiyormuş. Bican’a kulak verelim:
“Çek Kalbi adı verilen bir trenle yolculuk ediyorduk. Yüzlerce çocuk her yaz birkaç
aylığına bu trende yer alıyordu. Büyükannem gerçekten çok fakirdi, ama orada
geçirdiğim 2 ay kendimi cennette gibi hissediyordum.”



Bican futbola ilk adımlarının babasının yolunda atmıştı.
Henüz 12 yaşındayken Hertha Wien’in genç takımında oynamaya başlamıştı. Attığı
her gole karşılık aldığı her şilin, annesinin finansal yükünü bir nebze de olsa
zayıflatıyordu. Ludmila yoğun çalıştığı için Josef’in genç takım maçlarının çok
azına katılabiliyordu ancak bunlardan birisinde varlığını hissettirmişti. Josef’e
gelen sert bir darbeden sonra, belki kocasının başına gelenleri de hatırlayarak
kendini sahaya atmış ve faulü yapan oyuncuyu şemsiyesiyle dövmeye başlamıştı.
Bu olaydan sonra sahaya girmemeyi öğrenmişti (Büyük ihtimalle uyarılmıştı da).
15-18 yaşları arasında yerel firmalar Schustek ve Farbenblutz’da çalışmış, aynı
zamanda onlarınfutbol takımlarında da oynamış. Burada oynadığı 43 maçta attığı
71 gol,dönemin Rapid Wien ve Avusturya takımının yıldız savunma oyuncusu Roman Schramseis’ın
ilgisini çekmişti.  Roman genç Bican’ı Rapid’in
antrenörü Dionysius Schönecker’e önermişti. O da Josef’i genç takıma almayı Kabul
etmişti. Yıldız adayı forvet, kısa sürede kendini göstermeyi başarıyordu…



Politik Komedi



1931’de şehrin en büyük kulübü Rapid Wien’in A takımında
bulmuştu kendini Bican. Bu transferle birlikte haftada 150 şilin kazanmaya
başlıyordu. “İyi bir işçi 20-25 şilin alıyordu.” diyor Bican. 2 yıl, 24 maç ve
21 gol sonrasında maaşı 600 şiline çıkıyordu. Müthiş geçen 1933/34 sezonundan
sonra (22 maç, 28 gol), 20 yaşındaki oyuncu efsanevi Hugo Meisl’ın çalıştırdığı
Avusturya milli takımına alınmıştı. Futbolun profesyonelleşmesinde  ve ‘Central European International
Championship’ (CEIC) ile ‘Mitropa Kupası’nın (Sırasıyla, Avrupa Şampiyonası ve
Şampiyonlar Ligi’nin öncüsü olan turnuvalar) düzenlenmesinde çok önemli bir rol
oynayan Meisl, yerel itibarını Avusturya tarihinin en iyisi, Wunderteam’i
çalıştırarak kazanmıştı.



Bican’a geri döndüğümüzde, ilk milli maçına Kasım 1933’de,
İskoçya’ya karşı Hampden Park’ta çıkmıştı. Gol atmayı başaramamış ama 2-2 biten
maçtaki 2 golü de hazırlayan isim olmuştu. İlk milli golü ise, bir ay sonra
oynanan Hollanda maçında geliyordu.



Zarif ve çok yetenekli forvet, kaptan Sindelar ile onu Anton
Schall ile Josef Smistik’in desteklediği Wunderteam, 1932’de CEIC’yi kazanmış
ve 1934 Dünya Kupası’na 14 maçlık bir yenilmezlik serisiyle gidiyordu. Meisl’ın
ekibi neredeyse tüm rakiplerini silip süpürürken, 1933 yılında kadroya Bican’ın
da katılmasıyla takım gücüne güç katmıştı. Avusturya, gerçekten de kupaya favori
olarak gelmişti ama faşist İtalya’nın rüşvet ve tehditle ördüğü yolda mağlup
olmuştu.



Bican’ın uzatmalarda attığı gol, Fransa karşısında 3-2’lik
galibiyeti getirirken, sonraki turda dönemin en iyi ekiplerinden Macarları 2-1
ile geçmişlerdi. Ancak yarı finalde rakiplerikarşısında hiç şansları yok gibi
görünüyordu. İlk turda son Dünya 3.sü ABD’yi 7-1 ile geçen İtalyanlar, sonraki
turda İspanyol direnciyle karşılaşmıştı. 2. maça giden eşleşmede galip zor da
olsa İtalya olmuştu.Söylentilere göre Mussolini hakemler üzerinde büyük baskı
kurarken, yarı final maçı öncesinde hakem İsveçli Ivan Eklind ile bir akşam yemeğinde
bir araya gelmişti.



İtalya turnuva boyunca hakemlerin taraflı yönetiminden büyük
avantaj sağlamıştı. İzin verilen darbeler, ofsayt gerekçesiyle sayılmayan
goller, kaleciye faul yapılarak atılan goller… Ancak yarı finalde Eklind’in tuhaf
kararları, Bican’ı oldukça yıldırmıştı. “Sağ kanada pas attığımda, bizden Karl
Zischek topa koşmuştu ama hakem topu İtalyanlara vermişti. Bu gerçekten
inanılmazdı.”diye anlatıyor Bican. Guaita’nın, Avusturya kalecisi Rudolf
Viertl’a bariz faulün yapıldığı pozisyonda attığı golle maçı İtalya 1-0 kazanıyordu.
Sonuç, Bican’ın ilk kez uluslararası bir oyuna şahit oluşuydu: adeta bir
politik komedi!



İşgal ve Sürgün



Bican, 1935-37 yılları arasında 2 farklı takımla üst üste
lig şampiyonluklarına ulaşırken, dahil olduğu maç sayısında, hukukü
uyuşmazlıklar ve cezalar dolayısıyla düşüş olmuştu. Rapid, 1935 sezonunu
namağlup şampiyon olarak tamamlamış ama Bican yalnızca 3 maçta forma giymişti.
Kulüple ters düşen Bican, Slavya Prag’dan gelen teklifi reddederek Rival’in
rakibi Admira Wien’e geçmişti. Rapid’de forma giydiği dönemi, 61 resmi maçta 68
gol atarak kapatıyordu. Admira’ya geçtiğinde, Rapid’le olan sözleşmesine
uymadığı için ceza almaktan kurtulamamıştı. Yeni takımıyla 2 sezonda toplam 26 çıkmış
ve ancak 18 gol atabilmişti.



1934 Dünya Kupası’ndan sonra milli takımda da ancak 9 kez
forma giyebilen Bican için ayrılık vakti yaklaşmıştı. 1935’de Slavya’dan gelen
teklifi oyun stilleri Rapid’e benzediği için reddeden Bican (Rapid’den
ayrılmasının temel sebeplerinden birisi de oyun anlayışlarının uyuşmamasıydı),
1937’de Hitler’in panzerleri ülke sınırında boy göstermeye başlayınca, Çek kulübünden
gelen yeni teklifi kabul etmeyi tercih etmişti. Admira bu tekliften hiç hoşnut
kalmamıştı. Bican’ı salmak istemeyen Avusturya ekibi, birkaç yıl önce Rapid’in
yaşadıklarını yaşıyordu. Sonunda kazanan taraf, ekstra ödeme yapmayı kabul eden
Çek ekibi olmuştu. Bican, 2. vatanına gidiyordu…


Bican, Slavya’ya verdiği paranın  karşılığını katbekat ödeyecekti. Çek
taraftarlar onu sadece maçlarda görmek için değil, aynı zamanda antrenmanda
seyredebilmek için bile tesislere koşuyordu. Bir şehir efsanesine göre, kale
direğinin üzerine şişeleri dizer, sonra da uzaktan attığı şutlarla onları
vurmaya çalışırmış. Kötü bir gününde, 20 şişeden yalnızca biri hala direğin üzerinde
duruyormuş.



Slavya, son 10 sezonun 7’sinde şampiyon olmayı başarmıştı.
Bican için arkadaşlarının saygısını kazanmak pek kolay olmamıştı. Özellikle
birkaç Slavyalı oyuncu, onu kötü ifadelerle çağırıyordu. Ancak, Slavya ile
çıktığı ilk 2 maçta da dörder gol atınca, Bican’ın değeri açıkça ortaya
çıkmıştı. Slavya’da geçirdiği 11 sezonda toplam 5 şampiyonluk, 3 Çek Kupası, 1
Bohemya Kupası kazanmıştı (1941’de üç kupayı birden kazanmışlardı.). Ekibin en
büyük başarısı, 1938’de kazanılan Mitropa Kupası’ydı. Bican, bu zafere 10
gollük katkı sağlamıştı. 1938, aynı zamanda Avusturya ile bağının koptuğu yıl olacaktı.



1938’de Avusturya, Nazi Almanya’sı tarafından işgal
edilince, Alman milli takımından teklif almıştı Bican. Golcü oyuncu, büyük bir
cesaret göstererek bu teklifi reddetmişti. O, Çekoslovakya için oynamak
istiyordu. Çekoslovaklar, 1934 Dünya Kupası’nı 2. bitirmişti. Avusturya gibi,
onlar da hakem Eklind’in kurbanı olmuştu. Fransa’daki 1938 Dünya Kupası öncesi
oldukça iyi durumdaydılar. Josef Meissner’in takımı, eğer büyük bir aksilik
olmasaydı, kupanın favorilerinden birisi rahatlıkla olabilirdi ama Bican’ın Çek
vatandaşlığı için yaptığı başvuru zamanında sonuçlanmayınca, büyük forvet Dünya
Kupası’nda oynama hakkını kaybetmişti.


Savaş Yılları



Çekoslovakya’daki kulüp kariyerinin bir benzeri, yeni milli
takımında da yaşanıyordu. Ülkesi için oynadığı ilk 3maçta 8 gol atmayı
başarmıştı. Ne acı ki 2. Dünya Savaşı’ndan dolayı tekrar milli olabilmesi için
aradan 8 yıl geçmesi gerekecekti. Hitler’inn1933’te iktidara geçmesiyle
birlikte, Çekoslovakya’nın Südet bölgesinde yaşayan Almanca konuşan topluluk,
Nasyonel Sosyalistlerin tüm Almanca konuşanları tek bir birlik altında yaşamalarını
öngören “yaşam alanı” düşüncesiyle etkilenmişti. İngiltere ve Fransa’nın bu
konuda herhangi bir hamle yapmakta gecikmesiyle de, Hitler 1938’de Südet
bölgesini işgal ediyordu. Bundan 1 yıl sonra, tüm Çekoslovakya Nazilerin işgali
altına girmişti.



İşgal altındaki Çekoslovakya’da Bican, ilk ve son kez bir
milli maça çıkıyordu. Bohemya ve Moravya adıyla anılan ülke, kaderin tuhaf bir
oyunuyla işgal altındaki Avusturya’yla, daha doğrusu Nazi propagandasının andığı
ismiyle, Ostmark ile karşı karşıya gelmişti. Bican’ın bu maçta neler
hissettiğini tarif etmek olanaksız ama bildiğimiz şu ki bu maçı çok önemsemişti
ve 4-4 biten maçta 3 gol atmayı başarmıştı.



Savaş süresince ligde oynadığı 105 maçta inanılmaz bir
şekilde 229 gol atmıştı. Zorunlu hizmet ve gönüllü olarak askere gidenler
yüzünden Avrupa takımlarının kadroları büyük değişiklikler göstermişti ama
Bican gollerini atmaya devam ediyordu. O, savaşmak zorunda kalmamıştı. Bunun
yerine 5 sezon boyunca (1940-44) Avrupa futbolunun en golcü ismi olmuştu.
Bican’ın kariyerine göz attığımızda: Savaş öncesi 105 maçta 110 gol, maç başına
1,04 gol; Savaş sırasında 105 maçta 229 gol, maç başına 2,19 gol; Savaş sonrası
121 maçta 147 gol, maç başına 1,21 gol. Belli ki savaşın çirkin yüzü, Bican’ın
hücumunu olumlu yönde etkilemiş, belki de savaşa olan öfkesini rakip
kalecilerden çıkarmıştı.



Savaştan sonra 4 yıl daha Çek futbolunun en golcü ismi
olmayı sürdüren Bican, Avrupa krallığındaki yerini ise zamanla Macar
futbolcular Ferenc Deak ve Ferenc Puskas’a bırakmıştı. Naziler mağlup
edildikten sonra Çek milli takımı, eski görünüşünü almaya başlamıştı. Bir süre
sonra Juventus, Bican’ı Serie A’ya getirmek istemişti ama İtalya’da Komünizmin
gelişmesinden korkan forvet, bu teklifi reddetmişti. Ancak Bican’ın hesapları
yine tutmamış, 1 yıl içinde Komünizm Çek topraklarına girmişti.  Hitler’in Nazilerine direnmiş olan Bican,
Gottwald’ın Komünistlerine de aynı mesafede duracaktı…



Güvenliği için endişe duyan Bican, Prag’dan ayrılmış ve
Ostrava’daki demir-çelik işçilerinin desteklediği 2. Lig ekibi Vitkovicke
Zelezarny’e transfer olmuştu. 2 yıl kaldığı takımda, ilk sezon 1. lige
yükselmişler, ikinci sezonda ise takım ligi 4. bitirirken Bican da son kez gol
kralı oluyordu. Kariyerinde sona yaklaşırken, kısa süreli Hradec Kralove macerasına
girmiş ancak partinin baskılarıyla buradan da ayrılmak zorunda kalmış. Son
olarak, artık Dinamo Prag olarak anılan eskilerin Slavya’sına dönüyordu. 42
yaşındaki Bican, 29 maçta 22 gol atmayı başarmış ve sezon sonunda muhteşem kariyerine
veda etmişti.



Bican’ın emeklilik günleri, 1989’a dek oldukça zor
geçecekti. Savaş sırasında ve Viyana’daki günlerinde, Bican’ın ünlü aktörlerle
olan arkadaşlığı ona futbol yıldızlığı dışında bir itibar sağlamıştı. Bican’ın
popüleritesi ve ‘Komunistická strana Československa (KSČ)’ ye katılmayı ısrarla
reddetmesi, onu Komünizm karşıtlarının tarafına çekmişti. KSC ülkedeki
hakimiyetini arttırdıkça, popülerliği başına dert olmaya başlamıştı. Slavya’nın
çoğunluğu orta sınıf olan destekçilerinden gelen yardımla, burjuvanın bir parçası
gibi resmedilmesi, Bican’ın itibarını zedelemişti.



Oğlunun geçirdiği zor dönem hakkında konuşan anne Ludmila:
“Arkadaşlarımızı kaybetmiştik. Telefonumuz çalmıyordu. Pepi derneği ziyarete
gittiğinde, herkes ona selam bile vermeden orayı terk ediyordu. Kimse bize
destek vermiyordu.” diyor. Bican, 64 yaşına dek teknik adamlık yaptıysa da,
Komünist Parti’nin onun etkisini azaltmak adına verdiği uğraşlar yüzünden önce
alt liglere, daha sonra da ülke dışına çıkmak zorunda kalmıştı. Çekoslovakya’ya
geri döndüğünde, Bohemya ekibi SK Benesov’a dönse de, daha sonra 1989’a dek
Holesovice demir yollarında çalışmak zorunda kalmış ve yeniden yoksulluğa adım
atmıştı. 1989’da konuştuğunda diyor ki: “Sağlığını kaybetmek bir yana,
fakirleşmek, bir kimsenin başına gelebilecek en kötü şeydir.”



1989’dan sonra Bican’ın hayat kalitesi daha iyi hale
gelmişti. Sahip olduğu mülkü geri verilmiş, itibarı yeniden kendisine iade
edilmişti. Ve ayrıca başarıları tanınmıştı. Bican’ın reddettiği bir ödül
yüzünden savaş sırasında attığı goller geçersiz sayılmıştı ancak 2000 yılında,
IFFHS ona yüzyılın altın ayakkabısını vermiş ve o dönem attığı 220 golü de
saymıştır.



Aralık 2001’de kalp rahatsızlığı dolayısıyla 88 yaşında
hayata gözlerini yumdu büyük golcü. 100. doğum gününü kutlamak maksadıyla 2013
yılında Slavya taraftarları, bir Prag derbisi sırasında onu mozaikler ve
pankartlarla anmıştı.



Savaş sonrası yoksulluk içinde Viyana’da dünyaya gelen
futbolcu, o günlere nazaran çok daha rahat bir şekilde devrim sonrası Prag’ında
hayata veda etmişti. Hayatı, birçok açıdan ders niteliği taşıyordu. Avrupa’nın
en kanlı 2 savaşından etkilenmiş bir yaşam…Hangi tarafta olursanız olun, Bican’ın
asla tartışılmayacak yanı, onun müthiş golcülüğüydü. Bugün Cristiano Ronaldo ve
Lionel Messi gibi süper golcülere hayranlık duysak da, Bican’ın yaptıkları, onu
sonsuza kadar büyük bir hayranlıkla anmamıza yeter de artar bile.





GÜNCEL YAZILAR