"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Cem Güvener
Cem Güvener
@GuvenerCem

Takım Sahibi Futbolcular ve ABD'de Futbol

02/10/2017

Günümüz futbolunda her geçen gün dengeler değişmekte. 1990'ların başlarına kadar her takım Avrupa kupalarında bile sadece 3 yabancı oyuncu oynatabildiği için bir çok ülkenin kulüpleri söz sahibi olabiliyordu. Nitekim o zamanki adıyla Şampiyon Kulüpler, şimdiki adıylaysa Şampiyonlar Ligi'ni Steaua Bükreş, PSV Eindhoven ve Kızıl Yıldız gibi takımlar kazanabilirken, 90'ların ortalarında ve sonlarında Dinamo Kiev, Göteborg, Rosenborg, Sparta Prag gibi takımlar rakiplerini korkuturken artık bu gibi takımların 'devler' ile kapışması giderek imkansız hale gelmekte. Evet, Barcelona ve Real Madrid gibi takımlar hala dernek olarak başkan seçip yönetiliyor ve büyük başarılar elde edebiliyor ama özellikle İngiliz ve Fransa'da artık neredeyse sadece zengin sahiplerin takımları iddialı konumlara gelebilmekte. Nitekim hem yurt dışı sermayeden gelen para hem de yayın gelirlerindeki büyük farklardan ötürü orta sıralardaki ve hatta düşmemeye oynayan İngiliz takımları bile rahatlıkla çok büyük rakamlara oyuncular alabiliyor..

Chelsea ile başlayan, daha sonra o zamanlar eski günlerini arayan Manchester City ile devam eden yabancı sermaye furyasına son olarak Southampton da katıldı ve Çinli işadamı Gao Jisheng takımın %80'ini aldı. Bu sayede Southampton rahatlıkla Virgil Van Dijk'i takımda tuttu ve Juventus'tan Lemina'yı rekor bir bedelle aldı. Fransa'da PSG'nin hegamonyasına Monaco'nun 1 sene ara vermesinin ardından PSG'nin sahibi olan Nasser Al-Khelaifi gidip Neymar'a 222 milyon euro verebiliyor ve kaleci pozisyonu için de 'kafası atarsa' 100 milyon euro verip Atletico'dan Oblak'ı alacak gibi gözüküyor. Son yıllarda eski başarılarından uzak olan İtalya da bu furyaya uydu ve 2 Milano devi de artık ağırlıklı olarak Çin sermayesinin takımları. Şu ana kadar takım alan kişiler ve şirketler genellikle ABD'den, orta doğudan ve de uzak doğudan gelmekte.

Son 10 yılda Avrupa futbolunu derinden etkileyen ve bu yıl tavan yapan bu akımın karşıt akımı da yok değil. Fakat bu akım çok da medyada kendine yer bulmuyor. Avrupa'da yıllarca oynamış ve büyük paralar kazanmış bir çok futbolcu sessiz ve derin bir şekilde kendilerine ABD'de pazarında yer açıyorlar. David Beckham, Steven Gerrard, Andrea Pirlo, David Villa, Frank Lampard gibi bir çok tanıdık isim Amerika'nın 1 numaralı ligi MLS'te yıllarca forma giydi ve hala giymeye devam edenler de var. MLS yapı olarak aynen NBA gibi ve Avrupa'dan farklı olarak düşme yok. Tabii bu nedenle bir üst lige yükselme diye bir kavram da yok. Buna karşın ABD'de NASL ve de USL adlı iki profesyonel lig daha bulunmakta fakat bunlara herhangi bir şekilde 2. ve 3. lig demek imkansız. Bu 3 lig de tamamen bağımsız ligler.

1996'daki ilk sezonunda 10 takımla oynanan MLS'te şu anda 22 takım bulunmakta ve bu sayı artmaya devam edecek. Seneye 23. takım olarak Los Angeles FC lige dahil olacakken, 2019 yılında ise 24. takım olarak Miami takımının lige katılması bekleniyor. Ayrıca MLS'in aralarında San Diego, Nashville, Indiana, Phoenix ve Sacramento'nun da bulunduğu bazı şehirlerin takımlarını zamanla ekleyip aynen NBA gibi 30 takıma çıkma amacı olduğu konuşuluyor. Lige yeni katılan takımların bazıları NASL ve USL'den gelse de bazıları tamamen yeni kurulan takımlar da olabiliyor ve NASL ve USL'deki sportif başarı bu kararı etkilemiyor. Bu karardaki kıstaslar ağırlıklı olarak ekonomik. Lige katılmak için yaklaşık 150 milyon dolar lazımken, sadece futbola özel olan bir stad da mecburi. Tabii bu giderlerin bir kısmı yerel halktan vergi olarak da alınabilmekte. Açık konuşmak gerekirse hem MLS'in yeni takımlara karar vermesinde hem de takım sahiplerinin MLS'e girmek istemesinin asıl nedeni tamamen 'duygusal'.

Bu noktada NBA'den bir örnek vermek istiyorum. 1976 yılında NBA'in yanında ayrıca bir ABA ligi vardı ve ABA finansal olarak zorlanmaya başlayınca son sezonu 7 takımla oynadı. NBA ve ABA birleşmeye karar verdi fakat NBA sadece 4 takımı almak istedi. Bu noktada Virginia Squires takımı kaparken, Kentucky Colonels takımının sahibi 3 milyon dolar karşılığında NBA'e girme hakkından feragat etti. NBA Denver, San Antonio, Indiana ve NY Nets'te karar kılınca da son takım olan St. Louis Spirits sahipleri 2 milyon doların yanı sıra bu 4 takımın her birinin NBA devam ettiği sürece TV haklarının 1/7'sini istedi ve anlaşma sağlandı. O günlerde NBA bu kadar büyük değildi fakat NBA büyüdükçe Spiritis'in sahipleri Silna kardeşler her sene oturdukları yerden çok büyük paralara sahip olamaya başladılar. Bu pasta o kadar büyüdüki 2014 Ocak ayında NBA ve bu 4 takım, Silna kardeşlere neredeyse 40 yıl önce verdikleri payı tam 500 Milyon Dolar karşılığında geri aldı.

Evet belki MLS hiç bir zaman NBA yada Avrupa'daki büyük liglerin finansal gücüne gelmeyebilir ama yine de MLS büyüdükçe pasta da büyüyecek bir çok girişimci şimdiden yerlerini almak istiyorlar. Bu isimlerin arasında ise bir çok tanıdık var... An itibariyle bir çok eski futbolcu Avrupa'da iddialı kulülplere ortak olabilecek finansal noktada değiller fakat ABD'deki kulüplerin finansal ihtiyaçları ve ilerideki potansiyel getirileri tam dişlerine göre. Bu nedenle ki David Beckham 2014 yılında Miami'de bir takım kurdu ve demin de bahsettiğimiz üzere bu takımın 2018 yılında MLS'e girmesi bekleniyor. Takımın şu an için resmi adı olmasa da Miami United olması beklenmekte. Bir başka tanıdık isim ise Galatasaray'da da oynamış olan Didier Drogba. MLS'te Montreal Impact'te oynadıktan 2014 yılında kurulan USL takımı Phoenix Rising'e transfer olan Drogba, aynı zamanda bu takımın ortaklarından. MLS'e girme hayalleri kuran Phoenix Rising takımının büyük ortaklarından biri de restorant zinciri Kona Grill'in CEO'su Türk iş adamı Berke Bakay.

MLS'e takımını taşıma hayalini kuran tek Türk ise Berke Bakay değil. Indianapolis şehrinin takımı olan Indy 11'nin sahibi de bir başka Türk iş adamı Ersal Özdemir. 2 sezon önce kadrosunda Beşiktaş'ta da oynamış olan Kleberson'u bulunduran Indy 11 ise geçtiğimiz günlerde NASL'de Miami FC'ye mağlup oldu. Fakat Miami FC'yi David Beckham'ın Miami'deki takımıyla karıştırmamak lazım. Miami FC tam olarak bir İtalyan takımı diyebiliriz. Takımın ana ortaklarından olan İtalyan futbolunun efsanelerinden Paolo Maldini, antrenörlük için ise yıllarca hem AC Milan'da hem de İtalya milli takımında beraber oynadığı Alessandro Nesta'yı görevlendirmiş. ABD'de takım sahibi olma furyasına katılan son girişimci futbolcular ise kendilerine Kaliforniya eyaletinin San Diego şehrini seçti.

Bu isimler ise çok yakından tanıdığımız Demba Ba, Moussa Sow ile beraber Chelsea'nin yıldızı Eden Hazard ve Fransız futbolcu Yohan Cabaye. Bu dört yıldız ismin kurduğu San Diego'daki takım önümüzdeki seneden itibaren Indy 11 ve Miami FC ile beraber NASL liginde mücadele edecek. Gördüğümüz üzere bir çok eski ve hala oynamakta olan Avrupalı yıldız isim yatırımlarını ABD'de yapmaya başladı. USL ve NASL liglerinde mücadele edecek bu takım sahiplerine yakın zamanda yenileri de katılabilir. Şu an için David Beckham'ın bir adım önde olduğu "MLS'de takım sahibi olma" unvanına ondan sonra bakalım ilk olarak hangi yıldız isim olarak ulaşabilecek.



GÜNCEL YAZILAR