"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Uğur  Aktan
Uğur Aktan
@uguraktan

Kabustan sonrası

28/05/2019

Fenerbahçe için kabus gibi geçti dersek abartmış olmayacağımız bir sezonu geride bıraktık. Takım sezonun büyük bölümünü diplerde geçirdi, bazen düşme hattında yer aldı. Bu sezonu nasıl hatırlarsınız dense ne diyebileceğimi gerçekten bilmiyorum. Aklıma önce Cocu'nun yaşadığı soyunma odasındaki halı krizi geliyor ardından son haftalara girilirken atılan meşhur "Erzurum'da Canısı eşliğinde küme düşüyoruz" tweeti...  Öyle ya da böyle bir şekilde bu sezonu geride bıraktık ve geleceğe umutla bakmaya gayret ediyoruz. Hatırlayacağınız gibi 2010-2011 sezonunda Galatasaray, 2002-2003 sezonunda da Fenerbahçe çok kötü bir sezon geçirmiş ancak sonraki iki yılı şampiyonluklarla tamamlamışlardı. Keza Calciopoli davasının ardından önce Serie B'ye düşen ardından Serie A'da bir süre orta sıra takımı gibi takılan Juventus da son sekiz yıldır sezonu şampiyonlukla tamamlıyor ve eskisinden daha güçlü. Yani Fenerbahçe, Galatasaray, Juventus gibi camialar ne kadar kötü durumda olurlarsa olsunlar sahip oldukları potansiyel doğru adımlarla birleştiğinde her zaman şampiyonluklara yürüyebilirler. Yeter ki atılan adımlar doğru olsun.




Fenerbahçe sezonu sarı-lacivertli takımı şampiyon yapan son teknik adam olan Ersun Yanal ile tamamladı. Sonda söyleyeceğimi başta söyleyelim Ersun hocanın Fenerbahçe'deki ikinci dönemini şu ana dek başarılı bulmuyorum. Takım kazanabileceği Türkiye Kupası'nda Ümraniyespor'a da iki maçta gol atamadan elendi ki bu bence tek maç üzerinden oynanan Pendikspor maçından daha aşağı kalır bir başarısızlık değildi. UEFA Avrupa Ligi'nde bence oldukça kötü bir dönem geçiren Zenit'e avantajlı ilk maç skoruna rağmen boyun eğdik.  Ligde son dört haftaya girilinceye dek oynadığımız 15 maçta sadece 4 galibiyetimiz vardı ki bunların tamamı Kadıköy'de alınan iç saha galibiyetleriydi. Bunu dipnot olarak eklemek istedim çünkü Fenerbahçeli taraftarların büyük bir bölümü takımın geçen sezonu 8'de 8'le bitirmesinin arkasında rakiplerin ligin sonuna doğru mücadeleyi bırakmasının yattığını düşünüyor. Bu bence çok da haksız bir düşünce değil ama bir yanda 8'de 8'i beğenmeyip diğer yandan 4'te 4'ü övünce ortaya bir dengesizlik çıkıyor, neyse... 




Ersun hoca Fenerbahçe'ye geldiğinde Fenerbahçe ligde 14 puanla 17. sırada yer alıyordu. Sezonu şampiyon tamamlayan Galatasaray ile aramızdaki puan farkı 11'di. Galatasaray'ın o dönemin lideri Başakşehir ile arasındaki fark da 8'miş. Galatasaray lider Başakşehir ile arasındaki 8 puanlık farkı kapatıp sezonu şampiyon olarak tamamlayabildiyse biz de Ersun hoca ile başarılı bir dönem geçirmemiz halinde pekala Galatasaray'ı yakalayabilirdik ama bunun için hocayı eleştirecek değilim zira çok kaotik bir ortamda göreve geldiğini unutmamak gerekiyor. Bununla beraber bu durum çok iyi bir sezon geçirmediğini söylememize de engel olmamalı. Hocanın çok iyi sonuçlar almadığıyla girmişken kendisini başarılı bulmama nedenlerimi sıralamak istiyorum... 

Takımın altıncı bitirdiği 2002-2003 sezonunu yaşı yeten Fenerbahçeliler gayet iyi hatırlar. Sezon başı bence kulüp tarihinin en sansasyonel kadrosu kurulmuştu. Revivo, Rapaic, Yusuf gibi yıldızların olduğu takıma Ortega, Ceyhun, Washington ve Oktay gibi çok sayıda yıldızın yanı sıra Tuncay gibi gençler eklenmişti ancak sonuçlar beklediğimiz gibi olmayınca bu sezon olduğu gibi o sezonu da üç hocayla tamamlamıştık. O kayıp sezonda 21 yaş alt oyuncularımızın aldığı süreyi paylaşmak istiyorum... 




Fenerbahçe 2002-2003 sezonunu belki kaybetti ama sezonu kaybederken Tuncay, Kemal, Recep-Volkan gibi gençlere süre vererek sonraki yılın şampiyonluğunda kilit rol oynayan isimleri kazanmıştı. Şimdi bir de bu sezon Ersun Yanal'ın göreve geldikten sonra gençlere verdiği süreye göz atalım...  Hoca Fenerbahçe'nin başında 19 lig maçına çıktı. Bu 19 maçta 11x90 üzerinden hesapladığımız maç başına 990 dakikasının sadece 38 dakikasını gençlere ayırdığını görüyoruz. 




Bu bence Fenerbahçe gibi genç oyuncu gelişimine önem veren ve yükselme devrini gençlerin etrafında şekillendirmeyi planlayan bir takım için çok düşük bir süre.  En basitinden Cocu bile görevdeyken gençlere Ersun Yanal'dan daha fazla süre vermiş. Hatırlarsanız kovulduğu Ankaragücü maçında ayağı kırılana dek Oğuz Kağan'ı sahada tutmuş, Hasan Ali'yi Trabzon'da orta saha oynatan Aykut Kocaman'ın düşünmediği Elif'e forma veren ilk hoca olmuş ve Barış'a önemli bir şans tanımıştı Hollandalı hoca. Yani Fenerbahçe bu kadar sezon geçirirken bile Ferdi'ye, Oğuz'a, Berke'ye hiç forma veremiyorsa ne zaman verecek? Taraftarlar bugünlerde Merih'in transfer haberleriyle kahroluyor ama bu düzende Merih de olsa süre bulamazdı ki zaten. Harun'un oynadığı, kadro dışı kalan Volkan'ın affedilip kaleyi aldığı düzende Berke oynayamıyor mesela. Skrtel'in, Serdar Aziz'in olduğu düzende Merih'e sıra geleceğini sanıyorsanız fazla iyimsersiniz. Peki bu gençler oynamadan nasıl gelişecek bir fikri olan var mı? Beğen-beğenme, sev-sevme bu ayrı konu ama Galatasaray'da Fatih Terim 18 yaşındaki Ozan Kabak'ı Şampiyonlar Ligi'nde sahaya atabildi. Biz prestij maçına bile Oğuz Kağanla başlayamadığımız gibi oyuna ancak son 7 dakikada Mehmet Topal taraftardan tepki alınca sokabiliyoruz. Ozan Kabak Fenerbahçe'nin oyuncusu olsa bugün hala U21 takımındaydı ve Oğuz Kağan Galatasaray'da olsa belki bugün Bundesliga'da oynuyordu. Bunları hiçbir zaman bilemeyeceğiz gibi geliyor çünkü bu çocukların bir şekilde bu takımın bir parçası olacağına dair inancımı her geçen gün kaybediyorum.




Buradan yola çıkarak son günlerde gündemde olan Mert Günok transferine de değinmek istiyorum. Mert bildiğiniz gibi Fenerbahçe altyapısından yetişen tam anlamıyla "camianın çocuğu" olarak nitelendirebileceğimiz bir oyuncu. 2013-2014 sezonu başında da kalemizde o vardı ve özellikle Eskişehirspor maçında kurtardığı penaltı belki de Ersun Yanal'ın kariyeri için kırılma anlarından biri olmuştu. Şimdi Mert o dönem gayet formda olmasına rağmen Volkan iyileşince hoca kaleyi tekrar Volkan'a teslim etmişti. Fenerbahçe o dönem Mert ile de pekala şampiyon olabilirdi çünkü Volkan'ın şampiyonlukta öyle çok büyük bir rolü olmamıştı takım zaten maçlarını eze eze kazanıyordu. Ama hoca o dönem formdan bağımsız bir şekilde takımın içinde güçlü olanı tercih etmişti. Bu tercihin sonucunda Mert bir sezon sonra takımdan koptu.  Gittikten sonra da,  "Oynamayı hak etmeme rağmen yedek kaldığımı düşündüğüm zamanlar oldu" diyerek benim gibi düşündüğünü üstü kapalı bir şekilde ifade etti. Hikayenin devamında Volkan o sezon gelen şampiyonluğun Ersun Yanal'ın Aykut Kocaman'ın mirasını yemesiyle kazanıldığını söylüyor ama bunları şimdilik boşverelim konumuzun dışında. O sezon formda olanı değil takım içinde güçlü olanı tercih eden Ersun Yanal şimdi formayı Jailson ya da Oğuz hak ederse Topal'dan alıp onlara verebilecek mi mesela? Yani Mehmet Topal'ın durumunu daha önce zaten yazmıştım rakip yarı alanda pas yüzdesi konusunda ligin ve Avrupa'nın en kötü oyuncularından biri. Hoca bunun bir sorun olduğunu düşünmüyordu ki sakatlanana kadar ondan hiç vazgeçmedi. Şimdi Topal'ın durumu buyken bile Oğuz'u tercih edemeyen bir hoca Fenerbahçe'de yapılması gereken değişikliklere nasıl imza atacak bilemiyorum.


      


Gelelim takımın önümüzdeki sezon yapılanmasına... Fenerbahçe devre arası Tolgay, Serdar, Sadık, Zajc ve Moses olmak üzere beş transfer gerçekleştirdi. Bugün itibarıyla bu oyuncuların hangisini önümüzdeki sezonun 11'ine yazabilir durumdayız? Hiçbirini yazamıyoruz. Hadi Tolgay ve Serdar uzun süre maç oynamadan geldikleri için kısa sürede form tutamamalarını ve bir nebze anlayabiliyorum ama Chelsea'den gelen ve fizik gücüyle dikkat çeken Moses de düne kadar yedekti. Önemli bir bonservis bedeli ödenerek alınan Zajc'ın da hocanın vazgeçilmezlerinden biri olduğunu söylemek zor. Bugün itibarıyla Fenerbahçe'de önümüzdeki sezon 11'ine yazılacak tek oyuncu Elif Elmas gibi duruyor ama onun da büyük ihtimalle satılması bekleniyor.  Bizim bu transferleri yaptığımız dönemde Galatasasaray kadrosuna Marcao ve Luyindama'yı kattı. Bugün Galatasaray'ın önümüzdeki sezonki stoperleri tartışılabilir bir durum değil. Her iki oyuncu da geldi ve takıma hem de şampiyonluk yarışı verilirken adapte oldu. Fenerbahçe yarışta olmadığı bir sezonda bile bu oyuncuları henüz kazanmayı başaramadı. Moses kalmalı mı gitmeli mi tartışmaları hala devam ediyor.




"Evet. Ben her zaman bunu söylerim. Bizim sahamızda alan çok önemli. Futbolda nasıl olacağını sen düşün. Hep Guardiola'nın söylediğini düşünürüm. O kalecilerin de oyuncu gibi davranmasını ister. Her şey onunla başlar. Kalecinin topu dikip sonra ne olacağına bakmasını izlemek istemiyorum. Muhtemelen bu da oyunun bir parçası ama ilk pası kalecinin yaptığı futbolu izlemeyi daha çok seviyorum. Avrupa'daki büyük takımları da izlerseniz, oyunun bu tarafında baskıda ne kadar sakin kaldıklarını görürsünüz. Muhtemelen idmanda en çok bunu çalışıyorlar. Bir oyuncu içeride, nasıl pas yapacaklarını çalışıyorlar. Öyle bir noktaya geliyorsunuz ki, bizim sporumuzda futboldan daha da önemlidir, teknikten bahsetmek zorundasınız"

Günümüzde futbol artık bu ve bizim de talep etmemiz gereken şeyler böyle bir yapı. Obradovic'i en iyi yapan birçok özelliği olduğuna eminim ama her röportajında istisnasız bir şekilde yaptığı işi ne kadar sevdiğinden ve sabahtan akşama kadar çalışmaktan büyük bir mutluluk duyduğundan bahsediyor. Sloukas Fenerbahçe'ye geldiğinde Obradovic'in tam beklediği gibi, sporla ilgili her şeyden haberdar olduğunu söylemişti. Zaten koç da verdiği röportajlarda futbolla ilgili sorulara verdiği cevaplarla bunu gösteriyor ve talep etmemiz gereken şeye işaret ediyor. Şimdi futbol artık günümüzde Obradovic'in de dediği gibi kalecilerin topu dikip neler olacağını izlemekle yetindiği bir oyun değilse ve basketbol koçu Obradovic bile bunun farkındaysa Ersun Yanal neden bu konuda bir adım atmıyor bunu gerçekten anlamıyorum. Bunun kadro kalitesiyle ya da bütçeyle falan da alakası yok. Yani tabii ki çok parası olan gider Ederson'u alır ama bu oyunu oynamak için de illa Ederson'a sahip olmak gerekmiyor. Bugün Almanya 2. Ligi takımlarının kalecileri maçları 100'den fazla isabetli pasla tamamlıyor. Bu kalecilerin pas kalitesinden ziyade antrenmanlarda yapılan çalışmalarla geliştirilen saha içi yerleşimiyle alakalı bir konu tamamen. 

Almanya 2. Ligi takımlarından Bielefeld'in oynadığı oyunu, gösterdiği ezberi ve saha içi yerleşimini biz de bu bütçeyle Fenerbahçe'den talep edebilelim bir zahmet. Eminim hocamız Obradovic olsa bu konuda sabah akşam çalışıp çok daha iyi durumda olurduk ama Ersun Yanal'ın bu gibi şeyleri gözardı etmesini ve önemsememesini, en azından haftadan haftaya bir gelişim kaydetmiyor oluşumuza hiç anlam veremiyorum. Galatasaray maçında Hasan Ali'nin gördüğü kırmızı kartı hatırlayın, Harun'un vurduğu uzun topun 10 saniye sonrasında çıktı kırmızı. Ha keza son Antalyaspor maçında yediğimiz gol de Volkan'ın kaleden oyun kuramayıp uzun vurmasının ardından yendi.  Evet 2013-2014'te de böyle oynamadan şampiyon olduk ama hem o zaman bu oyun dünya futbolunda bu kadar baskın değildi hem de ligde yabancı sınırı vardı ve o dönemki yayın ihalesinin nispeten düşük gelirleri nedeniyle lig bu kadar kaliteli değildi. İyi yerlilere sahip olan Fenerbahçe ligdeki 6 yabancı kuralının da etkisiyle çok rahat bir şampiyonluğa uzanmıştı. Bugün ligden düşen Bursaspor'da Badji, Erzurumspor'da Sunu, Akhisar'da Manu gibi oyuncular oynuyor. Ligin kalitesi yükseldi ve Fenerbahçe'nin Obradovic'in işaret ettiği dünya futbolunun gerçeklerinden kopuk bir oyunla başarılı olma şansı bence yok. Hoca bu konuyu 13-14 şampiyonluğunu baz alıp gözardı ediyorsa bence hata yapıyor. 




Fenerbahçe'yi izlerken oyunun haftadan haftaya geliştiğini görmek istiyorum ama bunu maalesef göremiyorum. Bunla ilgili her zaman verdiğim bir örneği tekrarlamak istiyorum. Skrtel ile yaptığımız bir röportajda yanında Kjaer oynadığında savunmadan genelde uzun paslarla çıktığını ama Neustadter ile oynadığında Alman oyuncunun daha çok kısa pası tercih ettiğini ve bu durumun teknik adam tercihi olup olmadığını sormuştum. Skrtel çalıştıkları hocaların bunla ilgili bir direktif vermediğini bu değişkenliğin oyuncuların kendi tercihleri olduğunu söylemişti. O zaman savunmadan çıkış gibi önemli bir konunun oyuncuların o anki tercihlerine bırakılmasını çok anlamsız bulmuştum ama bu röportajdan sonra Fenerbahçe'yi izlerken durumun hep bu şekilde geliştiğini fark ettim. Yani Fenerbahçe'de oyuncular antrenmanlarda defalarca tekrarlanan düzenlerden çok daha çok kendi tercihleriyle oynuyormuş gibi geliyor. Dolayısıyla Topal yerine Tolgay girdiğinde ya da tam tersi olduğunda oyun da olması gerekenden daha fazla değişkenlik gösteriyor. Başakşehir'de işler daha çok oyunla yürürken, Fenerbahçe'de işler oyuncularla yürüyor yani. Galatasaray devre arası yaptığı transferlerden sonra oyunla kazanan takım olma yolunda önemli bir mesafe kaydetti. Abdullah Avcı'nın bu konuya ne kadar kafa yorduğu zaten malum ve eğer Beşiktaş'a giderse onlar da bu konuda önemli bir yol alacaktır. Rakiplerde durum buyken Fenerbahçe'nin oyununun oyuncuların tercihleriyle şekillenen doğaçlama bir yapı olması bence gelecek adına olumsuz bir tablo oluşturuyor. 

Günün sonunda Fenerbahçe'nin önünde sözleşmesi biten oyuncuların da etkisiyle 8-10 oyuncu alacağı bir transfer dönemi duruyor. Elde oynamayan ve yatırım yapılan gençler, kapıda FFP problemi derken nasıl bir kadro kurulacağını ben de merakla bekliyorum. Hocanın 13-14'te şampiyonluğu getiren 3-4-3'ünden farklı bir yapı kurgulayacağını düşünmüyorum ve yazının sonunda biraz da buradan gidelim istiyorum. 



Harun'un büyük takım kalecisi olduğunu düşünmüyorum. Milan 16 yaşında Donnarumma'yı, Real Madrid 18 yaşında Casillas'ı kaleye koymaktan çekinmemişti ama Ersun Yanal, Berke'yi prestij maçlarında bile oynatmaktan çekindiği için Berke'nin oynayacağını da sanmıyorum dolayısıyla bence bir kaleci transferi mutlaka gerçekleşmeli. Benim gönlümden geçen gelip tartışmalara yer vermeyecek şekilde kaleyi teslim alacak bir isim olması. Adı geçen isimlerden Begovic bence olur ama esas istediğim isim Fabri. Mert Günok konusu ise karışık. Mert Bursaspor'da Harun, Başakşehir'deki ilk sezonunda ise Volkan Babacan'ın yedeğiydi. Mert'i bu sezon ön plana çıkartan şey Başakşehir'in pas oyununa yüksek pas kalitesiyle yaptığı katkı oldu. Ama işte yukarıda da dediğim gibi Ersun Yanal'ın takım geriden oyun kursun gibi bir çabası-isteği olacağını zannetmiyorum dolayısıyla Mert'in bu özelliğini de Fenerbahçe'de fazla göremeyiz. Yani Avcı gelip Mert'i istese bunu tıpkı Guardiola'nın Ederson, Sarri'nin Jorginho transferleri gibi bir oyun transferi olarak görebiliriz ama şu durumda Mert'i almanın ne katacağı konusunda emin değilim. Yine de Mert'i çok sevdiğim için mutlu olurum bu ayrı. 

Gelelim sağ bek mevkisine... Fenerbahçe'nin elinde sağ bekte kullanabileceği üç alternatif var: Dirar, Isla ve Moses. Hoca bu üçlüden en çok Dirar'ı tutuyor ama Dirar önde oynadığında skor katkısı düşük bir oyuncu olduğu için takımın onla gol sıkıntısı yaşaması muhtemel. Dolayısıyla bence doğru olan Dirar'ı sağ bekte kullanıp Isla ile yolları ayırmak. Kaldı ki Dirar'ın önde oynadığı düzende Moses'e yer bulmak da oldukça zor. Üstelik Dirar'ın Aykut Kocaman döneminden bu yana sağ bekte oynadığında kötü diyebileceğimiz tek maçı yok ama nedense her iki hoca da orada sürekli bir şekilde oynatmayı hiç düşünmedi ve ikisi de Isla-Dirar ikilisini önlü arkalı kullandı. 

Stoper konusunda yapılacak tercihlerin sezonun belirleyici noktalarından biri olabileceğine inanıyorum. Galatasaray'ın hedefleri için yetersiz bulduğu Serdar Aziz'i 11'de düşünmek pek güven verici gelmiyor. Serdar'ın üçüncü alternatif olmasını sağlayacak iki çok kaliteli stoper almalıyız ama kesin bir stoper alırız ve Serdar-Yeni stoper ikilisini Sadıkla tamamlarız. Bu bence hatalardan biri olacak. 

İsmail'in sözleşmesinin bitmesiyle beraber sol bek transferi mutlaka yapılacaktır. Atletik bir sol bekin bu takımda büyük fark yaratacağını düşünüyorum bu yüzden bu mevkiye yapılacak takviyenin de büyük önem taşıdığını düşünüyorum. 




Merkez orta saha konusunu da kısaca geçeceğim bu kadar oyuncumuz var ve sadece üç kişi oynayacak. Oğuz'un, Ferdi'nin hocanın tercihleriyle yine süre alamayacağı aşikar. Jailson'un iyi bir teklif gelmesi halinde satılacağını düşünüyorum. Topal kadroda olduğu sürece bu oyuncular arasında en çok süre alan dört isimden biri olur kesinlikle. Zajc ve Tolgay'ın bu rotasyonun neresinde ne kadar aktif olacağı kritik. Bekleyip görelim. 




Ligimizde durum üç aşağı beş yukarı bu şekilde. Yani kadronda 20-25 gol katkısı alacağın kenar oyuncularının olması epey önemli. Zaten şampiyonluk büyük oranda belli bir gol sayısına ulaşmakla ve bu gol sayısına ulaşmanı sağlayacak oyuncuları kadronda bulundurmakla alakalı bir konu Süper Lig için. 13-14 sezonunda Sow 15, Kuyt 10 gol atarken Emenike 12, onu yedekleyen Webo da 9 golle şampiyonlu getiren isimler olmuştu. Keza bu sezon Galatasaray şampiyon olurken Onyekuru-Feghouli ikilisi toplamda 23 gol kaydetti. Yani kenar oyuncularından 20 gol veya çift haneli skor üretecek 10 numara  +  toplamda 20 gole ulaşacak merkez forvet rotasyonu şampiyonluğun anahtarı gibi duruyor. 




Fenerbahçe'nin kenar oyuncularından Moses bu sezon devre arasında gelip 4 gol kaydetti ama bu gollerin 2'si penaltıydı. Moses'in kariyerinin en golcü dönemini yaşadığı 2009-2010 sezonunda Championship'te 6 golde kaldığını düşünürsek Fenerbahçe'ye Kuyt veya Onyekuru katkısı vereceğini söylemek pek kolay değil. Ligimizde istikrarlı bir şekilde ciddi skor katkısı veren Trezeguet ve Visca gibi önemli oyuncular var. Trezeguet'i de Visca'yı da her takım kadrosunda görmek ister elbette ama bu oyuncuları alabilecek maddi gücümüz olduğunu sanmıyorum. Özellikle 24 yaşındaki Trezeguet'i orta saha rotasyonunda yer bulamayacak isimlerin yanı sıra 4-5 milyon gibi bir paraya transfer edebilsek hem önümüzdeki sezon hem de ileriye dönük harika bir yatırım olurdu. Moses'in gol sayısını vermişken ön tarafta kullanılması muhtemel Dirar'a da değinelim, Dirar'ın da en golcü sezonunda Aykut Kocaman yönetiminde 4 golü var. Yani Dirar gerçekten çok çalışkan, güçlü ve istikrarlı bir oyuncu ama attığı gol sayısı oldukça sınırlı. Onun takımın yüksek skor alması gereken öndeki üçlüden biri olarak kullanılmasının çok iyi sonuç vereceğini pek sanmıyorum. 

Tabii bir de yukarıda değindiğim çift haneli skor üretmesi gereken 10 numara konusu var ki Ersun Yanal'ın 3-4-3'ünde bunun nasıl olacağını pek kafamda oturtamıyorum. Hocanın ilk döneminde kullandığı orta sahalar Meireles, Emre, Baroni ve Holmen'di. Dördü de ön alan baskısının ardından atılan uzun toplarda ribaundları toplayan isimlerdi ve daha çok bu yönleriyle ön plana çıkmışlardı. Yani bu sekenleri toplama işi aksarsa o denli büyük bir baskı kurmak da çok zor olur ve devre arasında takıma katılarak önümüzdeki sezonun önemli oyuncularından biri olması beklenen Zajc bu profilin dışında bir oyuncu. Zajc, Moses gibi takviyeleri düşününce acaba 6 numaranın stoperlerin arasına geçtiği bir 3-4-3'ten ziyade 4-2-3-1 mi göreceğiz diye merak ediyor insan ama ben yine hocanın daha önce denediği ve başarılı olduğu düzenin dışına çıkmak isteyeceğini pek sanmıyorum. Zaten bu sezon Topal'dan vazgeçmeden aynı oyunu sahaya yansıtmayı istemesi de bunun bir göstergesi oldu. 

Bu durumda da Zajc hocanın onayı alınmadan mı transfer edildi sorusu ön plana çıkıyor. Ersun hocanın Zacj'ı ne şekilde ve nasıl kullanacağını gerçekten çok merak ediyorum. Hatırlarsanız 14-15 sezonu başında Aziz Yıldırım hocanın Diego'yu istemediği ve Brezilyalı oyuncu için, "Benim oyuncum değil" dediğini söylemişti. Yanal Kampl'ı isterken Aziz Yıldırım Diego'yu almıştı ve bu durumu Yanal gönderildikten sonra basına da açıklamıştı. Diego'yu istemeyen Ersun Yanal Zajc'ı nasıl kullanacak büyük bir soru işareti olarak duruyor ama hayırlısı bakalım.

Bir yandan mali problemler de devam ederken Fenerbahçe'de gelecek sezon birçok soru cevaplanmayı bekliyor ama Obradovic'in dediği gibi umut etmeye ve inanmaya devam etmek gerekiyor...






GÜNCEL YAZILAR