"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Sinan Yılmaz
Sinan Yılmaz
@ivansshatov

Fatih Terim acele ediyor

19/02/2018

Galatasaray, Igor Tudor döneminde fazla temkinlilikten puanlar kaybederken, Fatih Terim döneminde de fazla acelecilikten puanlar kaybediyor. Fatih Terim'in sürekli vurguladı 'cesur futbol', 'ofansif futbol' olgularının bu takıma layıkıyla oturabilmesi için biraz süre gerekli. Buna karşın Terim, Sivasspor maçının ardından bu maçta da bu konuda aceleci kararlar verdi ve puanlar kaybetti. Sonuçta hücum futbol, "Haydi oynayalım" denince oynanan bir iş değil. Öyle olsa herkes oynardı.

Birçok büyük teknik adam, gol arandığında savunma veya orta sahadan adam çıkarıp forvet bölgesine ekstra oyuncu koyabilir. Sonra daha uzun ve direkt toplar atmaya başlar, rakip kale önünde baskı kurar, karamboller oluşturup goller arar. Bu futbol tarihinin en eski, en bilinen taktiklerinden biri. Fatih Terim de bunu uygulayan teknik adamlardan biri. Terim dışında da bu düşünceye sahip olan çok sayıda büyük teknik adam var ama son dönemde bu düşünceden uzaklaşılıyor. Özellikle son 10-15 yılda, takımlar 'takım boyunu' kısaltmayı öğrenip daha iyi kümelendikçe, elit takımları çalıştıran teknik adamların yavaş yavaş bu düşünceyi terkettiğini görüyoruz. Örneğin bugün İzlanda gibi yetenek olarak sınırlı bir takım 30-40 metrede son derece disiplinli kümelenebildiği için açılması çok zor bir ekip ve sen bu İzlanda'ya karşı istediğin kadar 2. 3, 5. santrforu al, top şişir. O canavar fizikli ve disiplinli takım senin direkt ve uzun toplarını çiğ çiğ yiyor. Örnek bizim Milli takımın İzlanda maçları...

Mesela Mancini, Terim gibi düşünen hocalardan biri değildi. Son 10 yılda Serie A ve Premier Lig'de şampiyonluk yaşamış bir teknik adam. O Türkiye'de bunu tercih etmiyordu. Basın toplantılarında muhabirler şaşırıyordu. "Gole ihtiyacınız vardı ama değişikliklerinizi forvete yapmadınız" gibi şaşkın ifadelerle sorular soruyorlardı. Onlara göre gol lazımken forvet alınması gerekliliği o kadar barizdi ki, "Herhalde skoru bilmiyordunuz?" gibi bir tavır takınırlardı soruları sorarken. Bu muhabirler için normal çünkü muhabiri geçtim en popüler yorumcular bile bu düşünceye sahip. Türkiye'de futbol, her konuda olduğu gibi çok muhafazakar ve yeniliğe kapalı. 80'lerdeki, 90'lardaki taktiklerin hala uygulandığını, değişimin çok yavaş yaşandığını görüyoruz. Muhabirler buna şaşırıyor çünkü mesela en çok izlenen futbol yorumcusu Rıdvan Dilmen 15 senedir her maçı aynı şablon üzerinden yorumluyor. Şablon şu. "Her takım 4-2-3-1 dizilir. (4-1-4-1 dizilen Yeni Malatya dışında 4-2-3-1 dizilmeyen yok sanırım. Bir de Bursa var) 4-2-3-1'de eğer gol atamıyorsan ve gole ihtiyacın varsa merkez 2'liden birini çıkar santrforu ikile! Golü buldun mu? Tamam şimdi diğer santrforu çıkar, merkezi ikile! Bu kadar. En son bundan 10 yıl önce falan izliyordum bu programları ve Rıdvan Dilmen diyordu ki, "Senin skoru koruman lazım, çıkar Semih'i al oyuna Selçuk Şahin'i orta sahayı kapat" veya "Senin gole ihtiyacın var çıkar artık Selçuk'u al Semih'i Kezman'ın yanına" Herhalde bugün açıp izlesem yine aynı şeyi söyler. Terim de aynı şeyi yapıyor ve acele ediyor. Kadrosu bunu kaldıracak olgunlukta değil! 

Maçı izledikten sonra aklıma gelen ilk şey; oyun kurma, yaratıcılık ve teknik olarak bu kadar zayıf bir Galatasaray'da Mariano'nun 90 dakika boyunca nasıl yedek oturduğu oldu. Tamam 2-3 maç kötü oynadı bir hafta dinlendirilir ama bu oyuncu mevcut yetenekleriyle sadece sağ bek değil, sağ önde de oynar en güzeli merkez orta sahada Ergün Penbe'nin sol iç oynaması gibi sağ iç de oynar. Bu kadar topa basamayan, bu kadar alelacele ve direkt oynayan Galatasaray merkezine Mariano gibi bir oyuncu girse fark yaratacağı çok bariz. Mariano kalitesinde bir oyuncuyu, diğerlerini kazanacağım diye kullanmamanın da mantığı yok. Ben bu tavukları kazanayım diye eldeki kazdan olmak da bir garip.

Linnes üzerine koyarak devam ediyor. Kasımpaşa karşısında da iyi oynadı ama Linnes'in maksimumu, Mariano'nun normaline denk geliyor. Defalarca bindirmesi çok iyi, temposu çok iyi fakat hem savunmada tecrübesi, hem hücumda yaratıcılığı eksik. 28. dakikada Kasımpaşa ilk yarıda gol dışındaki tek pozisyonunu buldu. Orada Linnes arkasındaki adamı unuttu (tecrübesizlik) ve Koita (o pozisyon sola geçti Trezeguet ile yer değiştirdiler) net bir fırsatı kaçırdı. Hücumda da ortaları isabetsizdi. Bal yapmayan arı tabirini sevmem, savunmada aksayıp, hücumda da üretken olamasa da faydalı olabilir bir oyuncu. Linnes de öyleydi. Tempo kattı, rakibi baskı altında tutacak kadar çok bindirdi. Hiç orta kesmeyen oyuncu herhalde 10'a yakın orta kesti. 10'u da isabetsiz olsa da, onunda da rakibi kendi sahasına hapsetmiş olursun. O yüzden bu bal yapmayan arı lafını sevmem. Arı gibi oyuncun varsa, bazen bal yapıp bazen yapmasa da değerlidir. Bu maçların yarısında telefonuyla oyun oynayan yeni nesil herkesi Quaresma gibi şovmen olsun istiyor hayır futbol eskiden Serkan Balcı gibi ve bu Linnes gibi oyunculara da kucak açar. Gel gelelim elinde Mariano varken değil! Galatasaray'ın bu maçta en kötüsü Nagatomo ve Linnes ile ikisi belki 15-20 tane orta kestiler ama isabet? Mariano ile 15 değil de 10 orta kes ama 3 tanesine de isabetli olsun daha iyi.

GOL ARADIĞINDA YARATICILIK 

Açıkçası ben de Mancini gibi gol arandığında forveti değil orta sahayı kalabalıklaştırıp dominasyonun arttırılmasından yanayım. Denilebilir ki, Mancini gol aradığında forvet almadı da sonuç alabildi mi? Hayır. Fakat Mancini'nin bunu Türkiye'de uygulayamamış olması, düşüncesinin yanlışlığını da ispatlamıyor. İngiltere'de, İspanya'da, İtalya'da, Almanya'da üst düzey takımlar gol aradığında haydi orta sahamızı boşaltalım ne kadar santrfor varsa sokalım demiyorlar. (Kemal Özdeş maç sonu açıklamasında kibarca söyledi bunu. Fatih hoca sağolsun merkezi boşaltınca işimize yaradı dedi lisanı münasiple) Ben gol arandığında öndeki değil gerideki oyuncuların daha teknik ve yaratıcı oyuncular olması gerektiğini düşünüyorum. Zira rakip kendi 30 metresinde kümelenmeye başlıyor ve o kümelenmeyi fiziksel iteklemelerle, top şişirmelerle, karamboller oluşturarak açmaktansa teknik ve yaratıcılıkla açmak günümüz futbolunda daha geçerli oluyor. İşte İzlanda'yı itekleyerek açamazsın. Geçmişte uzun iki pivota top şişirip karamboller oluşturarak gol aramak mantıklıydı ancak artık en zayıf takımlar bile sıfıra inilmeden yapılan olgunlaşmamış ortaları savuşturabilecek kadar birbirine yakın oynamayı ve kümelenmeyi biliyor. Bu atla deve değil, öğrenilmeyecek bir iş değil. Süper Lig takımları da bunu yapabiliyor. Bence kendi 30 metresine kapanan takımları artık iyi top atan, iyi şut atan, iyi dripling yapan yaratıcı oyuncuların açması daha makul. Özellikle oyun sıkışmışsa, Rakip Kasımpaşa gibi kendi yarı sahasına hapsolmuşsa,.. Böyle durumlarda Tolga tarzı dar alanda yetenek eksiği yaşayan oyuncuların değeri ciddi manada düşüyor. Tolga kapalı savunmaya karşı ne verkaçlarla delici driplingler yapabilir. Ne ince ara paslar atar, ne uzaktan sağlam şutları var... Dünkü Kasımpaşa'yı açacak oyuncular Feghouli, Belhanda, Mariano gibi ince işleri yapmayı bilen, teknik ve sakin oyuncular olurdu ama 59'da 2. çıkan da Feghouli oldu! Evet vasattı ama gol ararken en son çıkacak oyuncuydu bence!. 

TOLGA FATİH TERİM İLE NEDEN VERİMLİ OLAMIYOR?

Fatih Terim'i şimdiye kadar kazandığı alternatif futbolcularla hep övdük. Kendi transferini kendisi yaptı dedik. Linnes, Donk, Selçuk gibi isimler ciddi bir yükselişe geçti ancak Terim'den önce ciddi katkı veren Tolga ve Mariano da düşüşe geçti. Açıkçası normali 5, maksimumu 7-8 olan Linnes'ten sürekli 7-8'lik performans almak büyük iş olsa da, normali 7, maksimumu 9'luk başka bir sağ beki bunun için yedek bırakmak da garip oluyor. Sivas ve Konya maçlarında oynamadı zaten ve bu kadar kesik yeterli olmalı... 

Tudor'un Tolga'dan 8-9'luk performanslar aldığını hatırlıyoruz sene başı. Şimdi neden sergileyemiyor derseniz sanırım oyun çok direkt oynanmaya başlandığı için. Fatih Terim döneminde Galatasaray'ın topa sahip olma oranı net şekilde düştü. Tudor döneminde 10 maçın 7'sinde Galatasaray %60'ın üzerinde topa sahip olarak oynamış. Fatih Terim döneminde ise geride kalan 6 lig maçının sadece birinde, Osmanlıspor'a karşı %60'ın üzerine çıkılabilmiş. Geçen haftaki Antalyaspor maçında bile Galatasaray'ın topa sahip olma oranı %46'lar. Şöyle bir topa basıp, bu sahanın sahibi benim havası vermek yerine paldır küldür, alelacele bir hücum anlayışı var. Ve bu düşünce yapısı oyuna, topa sahip olma oranına yansıdığı gibi oyuncu değişikliklerine de yansıyor. Stoperim sakatlandı, haydi 2. santrforumu alayım diye düşünüyor. Halbuki daha koskoca bir 45 dakika var. Biraz sakin. İlk 45 dakika tamamen senin kontrolünde. Gol dışında sadece bir pozisyon vermişsin. Devam et bu şekilde... 

Tolga'ya döneyim... Ben de maç öncesi 11 çıkarsam bu 11'de sadece Linnes yeirne Marinao'yu değiştiririm. Benim düşüncem oyuna hakim, dengede tutan bir Galatasaray olurdu. Kanatlara indiğinde de merkezden Tolga gider Gomis'in yanına ve çift forvete dönülür. Sağdan Mariano - Feghouli isabetli keser. Soldan Garry-Nagatomo içe kat eder diye düşünüyordum. Feghouli çizgiye hiç açılıp orta kesmedi. Linnes isabetli kesemedi ve hepsinden önemlisi çok acele hareket edildiği için Tolga, Gomis'in yanına 2. forvet koşularını yapacak zamanı bulamadı. Galatasaray ligin ilk yarısında %60'la topla oynadığı maçlarda rakip yarı alana bir yerleşiyor, bir soluklanıyordu. Herkes soluklanırken Tolga durmuyordu bir bakıyorduk 30 metre ileri gitmiş Gomis'in yanında vurmuş, gol atmış veya kaçırmış, ıskalamış vs. Ee şimdi Tudor döneminde her maç gol atan, atmazsa bile 2-3 gol pozisyonuna giren Tolga'yı ceza sahasına bile sokamıyorsun çünkü çok acele hücum ediyorsun. Topa basmıyorsun, sağlıklı yerleşmiyorsun.

GOMİS ÇIKMALIYDI

Bu arada Gomis'in geçirdiği baygınlıktan sonra oyundan mental olarak uzaklaştığı da ortadaydı. Gomis çıkmak istememiş olabilir, daha iyi döneceği de söylenebilir ama Gomis oyuna döndükten sonra kafa olarak konsantrasyonunu kaybetti. Bundan doğal bir şey de olamaz. Hadi baygınlık geçirdiğinde alınmadı, oyun konsantrasyonunu kaybettiği görüldüğü için devrede Eren'le değişebilirdi. Maçta Linnes ve Nagatomo'nun sayısız isabetsiz orta kesme nedenlerinden biri de Gomis'in hareketsizliği ve acele hücum edildiği için Gomis'in yanına 2., 3. adamı sokamamak. 

2. DEVRE NE YAPILABİLİRDİ?

Serdar sakatlandı. Gomis de konsantre değil. Devreye 1-1 gidilmiş. Ben olsam ne yapardım. Öncelikle rakip artık savunacak, geride kümelenecek. Geriden daha iyi top çıkarmak, daha iyi top kullanan oyuncu oynatmaya çalışmak şart. Donk'u o yüzden stopere çekmek mantıklı ama yerine giren adam da bir pivot değil de Mariano olabilirdi. İster Mariano'yu sağ kanada çekip Feghouli 10 numaraya alınabilir. İsterseniz de Selçuk derine oyun kurucu, Mariano sağ iç, Tolga sol iç 4-3-3 bir süre daha devam. Ben açıkçası 55-60'a kadar bu 4-3-3'e dönerdim. Geride Donk-Maicon-Selçuk ve Mariano ile öne daha iyi top taşıyan, daha teknik ayaklar ile 10-15 dakika daha denerdim. Gomis'e de 10-15 dakika daha bakardım. 

Gol olmadı diyelim, Gomis de aynı. Eren - Gomis değişikliği ile ön tarafın daha hareketli ve dinamik olmasına çalışırdım. 3. değişiklik için de 70'e kadar beklerdim hala gol yoksa son 20 dakika zaten Kasımpaşa komple kümeleneceğı için Tolga işlevsiz kalacak. O zaman Tolga'yı çıkarır, Sinan Gümüş'ü alır ve 4-2-3-1'e dönerdim. Sağ kanada Sinan, 10 numaraya Feghouli, solda Garry ve Mariano - Selçuk ile de orta ikili yapardım. Herhalde bu şekilde çok daha az git-gel olan, daha dengeli ve bir şekilde 2. golün geleceği bir maç olurdu. 

Fatih hoca ise Sivasspor maçında olduğu gibi gemileri çok erken yaktı. Geride hazırlık pasları yok, oyunu genişleten paslar çok az, tempoyu dikte eden topa basmalar çok az. Selçuk'u bile bir sağa bir sola koşturan bir oyun anlayışına bu kadar erken girmenin hiç gereği yoktu. 

Tabi bu arada Kasımpaşa'da kritik oyuncuların sakatlıktan dönmesi de ev sahibine galibiyeti getirdi. Koita tipi fizikli kanat oyuncularının Nagatomo'yu zorladığı gerçeği ve Olivier Veigneau'nun dönüşü çok değerliydi. Olivier Veigneau olmadığında yedek sol bekleri olmadığı için orada Veysel'i oynatıyorlardı ve savunma düzenleri çok daha bozuk oluyordu. Bu iki oyuncunun dönüşü Kasımpaşa'ya çok yaradı. İkisi de ayrıca çok iyi oynadı. 

Bakalım gelecek haftalarda hoca neler düşünecek.



GÜNCEL YAZILAR