"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Sinan Yılmaz
Sinan Yılmaz
@ivansshatov

Mariano ve Nagatomo farkı

04/03/2018



Galatasaray yine, üzerine pek fazla şey yazılamayacak maçlarından birini oynadı. Zayıf ve kırılgan rakibi karşısında kaliteli ve ciddi oyuncularıyla sonuca gitti. Özellikle Mariano, Belhanda, Feghouli, Gomis dörtlüsünün topu doğru ve çabuk kullanma hızına yetişemeyen bir Karabükspor vardı. 


Karabükspor'u herkes yeniyor (Alanyaspor hariç) dolayısıyla başka bir kadro da farklı yenebilirdi ama bu kadar kolay ve büyük farklı galibiyette bu 4 oyuncu başta olmak üzere tüm 11'in top kullanma hızı belirleyici oldu. 


Özellikle 2. gol çok şık. Karabükspor duran top kullanıyor top Galatasaray ceza sahasında karambole düşüyor. Maicon hemen şuursuzca taca vurmak yerine sağdan depara kalkan Mariano'ya pas atıyor. Mariano topla sağ bekten çıkmaya çalışıyor ama önünü kapatıyorlar (zaten pek hızlı olmadığı için çok uzayamadı), topukla topa basıyor ve ters ayağı olan sol ayağı ile orta sahanın gerisinde duvar olan Gomis'e 25-30 metrelik bir pas atıyor, Gomis tek dokunuş ile merkeze Belhanda'ya topu atıp rakip kaleye koşmaya devam ediyor. Belhanda 2 adım topu sürüp ters kanada oyunu açan derin bir pas atıyor. Garry orada pas istasyonu oluyor. Arkadan Nagatomo'nun gelmesini bekliyor. Selçuk ile al-ver yapıyor ve topu kanada uzayan Japon'a bırakıyor. Nagatomo geriye yeni dönen ve yerleşemeyen Karabükspor savunmasının arasına, koşusunu sürdüren Gomis'e ortasını kesiyor. Karabüksporlu stoper topa dokunmasa Gomis atacak, dokunuyor ve kendisi atıyor. Derslik bir konta atak ama yeteneği olmayan futbolculara sabah akşam bunun dersini verseniz yapamayabilirler çünkü hep tek pas, hep milimetrik paslar ve orta... Yani beceri, kalite var.


Örneğin Linnes de bu pozisyonlarda ne yapacağını öğrenmiş akıllı bir oyuncudur ama sol bekte oynadığı maçlarda bir tane bile sağına çekip Garry'nın ilk golde, Nagatomo'nun 2. golde yaptığı ortalardan yapmışlığı yok. Bu çünkü beceri istiyor, bilmek yetmiyor. Yine keza Nagatomo'nun 3. golde depara kalkıp ters ayağı olan solla içeri gönderdiği sert ortayı da Linnes'in sol bek oynadığı maçlarda hiç göremedik. 6. golde Mariano'nun 30-40 metrelik nokta asistini zaten saymıyorum ama 7. golde Sinan'a yaptığı asisti de Linnes'in yapabilmesi oldukça zor. Evet 7 golün 4'ü bek becerisi ile geldi. Büyük takım beki böyle olmalı. 


Ayrıca Belhanda'nın bu maçtaki asist öncesi pasları çok şıktı. En çok topla buluşan oyuncu oldu ve çok iyi bir 8 numara performansı sergiledi. Bu maçta bile şut atmaya korktuğu için ben 10 numara pozisyonu olarak kendisinden ümidimi tamamen kestim artık ama 8 numara olarak çok iyi işler yaptı. 


Mariano 20 yıldır Galatasaray'da gördüğüm en teknik sağ bek. Totalde Eboue ilk sezonunda daha üst seviyedeydi. Daha hızlı, daha güçlü, daha dayanıklıydı ve daha büyük fark yaratmıştı ama Mariano'daki tekniği Galatasaray'da hiçbir sağ bekte görmedim. Galatasaray'ı her maç takip etmem yaklaşık 20 yılı bulduğu için son 20 yılda dedim. Ondan öncesinde var mı? Onu daha yaşlı ağabeylerimiz cevaplasın. Solda Ergün ve Riera gibi müthiş teknik bekler vardı ama sağda böylesini ben görmedim. 


Maçla ilgili söylenecek tek şaşırtıcı şey. Böyle bir müsabakada 6 tane sarı kartın çıkmış olması. Bu MHK'nın teknik olarak değil psikolojik olarak incelemesi gereken bir konu. Böyle bir maçta bile bir hakem neden sürekli ön plana çıkmaya çalışıp, zevkle futbolcu cezalandırmak ister? Bunun üzerine düşünmeleri lazım. 


MAHALLE KADINLARI


Maçla ilgili yazacak çok fazla şey olmadığında son günlerde kafama takılan şeyleri yazıp biraz içimi döküyorum. Son Bursaspor maçında da böyle yapmıştım. Şimdi de yazmak istediğim bir iki konu var. 


Şimdi ben Burak Yılmaz ve Arda Turan gibi futbolcuları karakter olarak sevmiyorum ve samimi bulmuyorum. Sevmeme nedenim de bir duruşlarının, düşüncelerinin olmaması. Ahmet Çalık'taki veya Olcan Adın'daki durum bunlarda yok. Ahmet Çalık sağcı AKP'li bir çocuk ve bunun şovunu yapmak derdinde değil. Bundan rant sağlayayım piyasa yapayım (isterse rahatlıkla yapabilirdi) derdinde de değil. O yüzden samimi. Tam tersi Olcan da solcu Atatürk'çü bir adam. Bu konuda eğrilmiyor, bükülmüyor. Tüm takım saraya ziyarete gidiyorlar o gitmiyor ama bunu şov için de yapmıyor. En çok eleştirildiği, en çok yerden yere vurulduğu dönemlerde "Dur biraz Atatürk duyarı kasayım da solcular bari beni pışpışlasın" demiyor. Bir düşüncesi var ve empoze etmek, o düşünceden nemalanmak yerine sadece kendi çizgilerinde gidiyorlar. Yarın değişirler mi bilmem ama bugüne kadar bende yarattıkları görüntü, temiz bir karakterlere sahip oldukları yönünde. Ha Olcan Galatasaray'a karşı kendisini ispat etmek için ekstra oynuyor. Son 4-5 yıldır sürekli fazla kilolu, profesyonel değil bunlar da sevmediğim davranışları ama ayrı konu... 


Burak'lar, Arda'lar samimiyetsiz görünüyorlar. Ahmet Çalık veya Olcan gibi değiller. Ben Ahmet'i de Olcan'ı da karakter olarak daha çok seviyorum ve neye inandıkları hiç ilgimi çekmiyor. Bu ADAM'lar grubu ise her konuda en önde. Evet videosunu Ahmet Çalık çekmiyor bunlar çekiyor. Arda'nın ailesi öyle Ahmet gibi dindar, sağcı bir aile değil. Ne ara siyaseti bu kadar etüt etti, kanaat getirdi de en önde koşup aktivist oldu bilmiyorum. Bir teorim var. İnsanoğlunun en zayıf noktası egosu. Bunlara 'büyükleri' aman sen bizim medarı iftiharımızsın, aman sen bizim gururumuzsun, aman sen bizim bayrağımızı dalgalandırıyorsun dedikçe bunlar uçmuş, karşılıklı sevgi beslemiş olabilirler. Sonuçta da win-win oluyor.


Bizim ülkede 'her dönemin sanatçısı' çok insan vardı. Bunlar sağcı gelse hep en önde kola kola yürür, solcu gelse hep en önde kol kola yürür, darbeci gelse aynı... ADAM'lar grubunun Türkiye ekonomisinden, Passolig'in faydalarına kadar her konuda beyanat vermeleri o sanatçıları andırıyor. Yarın hayır güçlü olsun, ilk hayır videosunu da bu ADAM'lar grubu çekecekmiş gibi görünüyor. Ama bunu yaparken de kendilerine göre samimiyetle yaparlar. Bir sol parti iktidar olsa, böyle güçlü olsa bunlarla yine "aman sen bizim medarı iftiharımızsın, aman sen bizim gururumuzsun, aman sen bizim bayrağımızı dalgalandırıyorsun" diye konuşsa bunlar bu kez "Hayır" videosu çekmeye başlayabilirler. O yüzden pek sevdiğim insanlar değiller.


Bunlar kendilerini gerçekten seven insanların dertlerini değil, birlikte kol kola yürümek için kendileri üzerinden reklam yapan iktidar sahiplerinin dertlerini önemsediler. Ben mesela Arda'yı severdim. Mlada Boleslav maçını ben bilirim. Arda'nın en acayip özelliklerinden birinin kayarak top çalmaları olduğunu ben bilirim ama Arda benim gibi bir futbolseverin soyulmasını sağlayacak Passolig'in propagandasını konu hakkında hiçbir fikri olmadan yapabilecek kadar duyarsızlaşmış bir insan. İlk çıktığında 7 lira olup, iki yıl içinde 35 lira kart aidatı olan bir şey bu passolig. % kaç zam oluyor bu? Hiçbir maç izlemesem bile 35 TL'yi her yıl kime vereceğim? Bu hangi vicdana sığar? Bu yüzden Süper Lig ve 1. Lig maçlarını izlemiyorum ve Arda çıkıp benim gibi bir futbolsever için "Passolig sayesinde tribünler temizlendi" diyor. 


Yine de bir insanı sevmemek, onun için linç girişiminde bulunmayı, iftira atmayı gerektirmiyor. 


Bizim eğitim seviyesi yerlerde olan ülkemizde insanlar sürekli komplo teorisi üretiyor, sürekli bir büyük resim görme, sürekli bir işin içindeki gizli noktayı ortaya çıkarma ve bu sayede kendisini zeki sanma duygusunu yaşamak istiyor. Bu insanlara hitap eden kitle de televizyon önünde bunları sürekli tekrarlayan insanlar... Bazen beni okuyan arkadaşlar "Neden televizyonda senin gibileri göremiyoruz" diyor. Göremezsiniz çünkü sıkıcıyım :) Kendi inanmadığım şeyleri anlatamam. İnsanlara iftira atamam. Bu adamların (isim vererek yazayım Erman Toroğlu, Ahmet Çakar ve bunların yeni modeli Serdar Ali Çelikler) haberlerini neden yapıyorsunuz sorusunun cevabı da aynı. Çünkü bu talep ediliyor. Piyasa arz-talep dengesi üzerine şekilleniyor. Dürüst ve kaliteli yorum talep edilmiyorsa, dürüst ve kaliteli yorum arz edilmez. Goygoy ve komplo teorileri talep ediliyorsa, Serdar Ali Çelikler arz edilir. 


Sadede geleyim. Alanyaspor - Trabzonspor maçının son dakikasında Burak Yılmaz bir hava topuna dirseği ile çıktı ve sarı kart gördü. Beşiktaş maçında da cezalı duruma düştü. Bu pozisyon için Serdar Ali Çelikler'in yorumu "Burak Yılmaz Beşiktaş maçında oynamamak için bilerek sarı kart gördü, bu işler böyle, geçeceksiniz o işleri" oldu. Bakın Burak maçın son saniyesinde gördü sarıyı. Onur degajı diğer tarafa vursa Burak sarı kart göremeyecek maç bitecek. Adamın gördüğü sarı kart sonrası üzüntüsü de belli oluyor. Kaldı ki Beşiktaş'a karşı diğer takımlarla kaç kere maça çıkmış bu adam... Böyle bir yorum olur mu? 


Olur çünkü Burak şamaroğlanı. Ben sevmiyorum, sen sevmiyorsun. O zaman linç mi edelim? İftira mı atalım adama mesleği ile ilgili. Burak çıkıp yarın dese ki, "X takımın başkanı Serdar Ali Çelikler'e para veriyor o yüzden X takımı koruyan yorumlar yapıyor" ne hisseder Serdar Ali Çelikler? Ortaya bir iddia atıyorsun ama kanıt yok. Aynısını Muslera için yapıyor. "Muslera, Tudor'u göndermek için o golleri bilerek yedi" diyor. İnsanın şerefini, gururunu yaralayacak bir laf. Resmen haram para kazandı diyor. Ortam kahvehane ortamı olduğu için aklından ne geçerse söylüyor. "Kişi kendinden bilir işi" demişler... Bu futbolcular dava açıp haklarını koruyamıyor. Ahmet Çakar, Kasımpaşa - Galatasaray maçı için Veysel'e truva atı demişti. Bildiğin satılmış demek bu. Çocuk dava açtı, ne oldu? Veysel Galatasaray'a maç vermek isteyecek son kişi! Islıklarla gönderildi Galatasaray'dan ama gerçeği söylemek varken toplulukların duymak istediği iftirayı atıyor.


Olgun, aklı başında insanlar bunlara değer vermez. Kanıtsız iddialar ancak böyle kahvehane erkeklerinin masalarında veya mahalle kadınlarının dedikodu toplantılarında dolaşır. Bizim ülkemizde bu insanlardan çok olduğu için Serdar Ali Çelikler de bu aralar çok rağbet görüyor. 


Erman Toroğlu'na geçelim. Ülkeye bir linç kültürü aşılamayı başaran insanlardan biri. Arda Turan'ı ben sevmiyorum, siz sevmiyorsunuz o yüzden kolaylıkla linç ediliyor. Drogba Chelsea'ye karşı çok kötü bir maç oynadı Galatasaray formasıyla hiç bu yorumları yapamadılar çünkü görecekleri tepkiyi biliyorlar. İzlanda maçı vardı hatırlarsınız. Arda yaklaşık 60 dakika berbat bir futbol oynadı, İzlanda bizi ezdi ve ıslıklarla yedek kulübesine geçiyordu. Arda o ağır yenilgi ve ıslıklar altında kulübeye giderken gülümsemişti hatırlıyorsunuz. Ben o gülümsemeyi tanıyorum. Bende de oluyor. Bir konuda çok canım sıkılıyorsa, çok üzüldüğüm bir şey olursa bazen acı acı gülümsüyorum. "Acı acı gülümsemek" diye bir söz var yahu birçok insan böyle oluyor. Bu gibi bir anı birçok insan yaşamıştır. Fakat o linç etme arzusu bazılarının bildiği bir gerçeği saptırmasına yol açabiliyor. Sanki Arda'nın o anki durum hoşuna gitmiş, ona gülüyor, seviniyor gibi anlatmıştı Erman Toroğlu. O günlerde Arda'yı deli gibi eleştiriyordum, bir sürü ağır eleştiri yazmıştım hakkında ama böyle değil! Bir insana ne kadar kızarsam kızayım inanmadığım bir şeyi böyle söyleyemem. Bu şüphesiz art niyetli, rezil bir davranış çünkü. 


Bu hafta hoşuma giden bir söz duydum. "Sevmediğimiz insanların doğruları arasında yanlışlar, sevdiğimiz insanların yanlışları arasında doğrular ararız" Bunu hepimiz yapıyoruz. Hiçbir zaman tamamen objektif yaklaşamıyoruz ama bir ahlak sınırı olmalı. 


Hayatınızda kanıtlayamayacağınız iddialardan ve komplo teorilerinden uzak durmanız temennisiyle...


Not: Yukarıdaki sözün Dostoyevski'ye ait olduğu iddia ediliyordu ama emin değilim. Neredeyse bütün Dostoyevski kitaplarını okudum ama internette Dostoyevski'ye ait olduğu iddia edilen sözlerin %10'unu bile bu kitaplarda görmedim. Dostoyevski'nin benim bildiğim bir özlü sözler kitabı falan olmalı :) Sözün sahibini bilen varsa twitterdan yazarsanız sevinirim.



GÜNCEL YAZILAR