"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Sinan Yılmaz
Sinan Yılmaz
@ivansshatov

Fatih Terim takımı

02/04/2018


Maçın ilk yarısının sonunda, yıllardır bu kadar iyi bir Galatasaray izlemediğimizi düşünmüştüm. Maçı 2. kez bu akşam tekrar izledim ve bu konuda net kanaat getirdim. Açıkçası bu oyun kalitesinin geleceği de ortadaydı. Son Konyaspor ve Fenerbahçe maçından bugünün geleceği, Galatasaray'ın adım adım geliştiği görülebiliyordu. Galatasaray oyun olarak sezon başından beri şampiyonluk adaylarının önünde bir istikrara sahipti, bugün oyun olarak onların 2 adım önünde ama kendi hataları yüzünden yaptığı saçma sapan puan kayıpları nedeniyle zirve yarışını koparabilmiş değil.

Maç öncesi arkadaşlarla konuşurken 5-6 kişi skor tahmini yaptık aramızda. Sürpriz beklentisi olan yoktu sadece ben 5-0 biter dedim. Oyun olarak beklediğim seviyede, bitiricilik olarak ise kötü gününde olan bir Galatasaray vardı. Gününde bir bitiricilikle oynasa pekala 5-0 yapabilirdi Galatasaray.. 

Fatih Terim bu takımı, en son kendi dönemlerinde izlediğimiz seviyede bir 'devamlı baskı' takımına nasıl dönüştürdü? Evvela iyi bir takım aldı Tudor'dan. Hem transfer konusunda başarılı, hem de antrenman konusunda sağlam bir takım bırakmıştı Tudor. Tabi Terim kadar her anlamda tecrübeli bir teknik adam değildi ve çok iyi başladığı sezonda gelişerek yükselecek bazı hamleleri yapamadı ancak Terim'e çok iyi bir miras bıraktı ki, Terim de bu sayede bu kadar kısa sürede, 3. dönemindeki takım gibi bir takım yaratmayı başardı. İyi bir miras almasa Terim, ne kadar büyük hoca olursa olsun bu kadar kısa sürede, bu dominasyonla oynama şansın yok. Bir kere fiziksel olarak Galatasaray ezdi Trabzonspor'u. Fatih Terim bugüne kadar Tudor'un hakkını bu konularda vermedi ve bence doğru bir yaklaşımda bulunmadı.

Peki, ne yaptı da takımı 1-2 adım daha yukarıya çekti derseniz. Oyuncular haftadan haftaya birbirine daha yakın pozisyon almaya başladı. Oyuncular arasındaki yakınlık arttıkça, presin ve organizasyonun gücü artar. Geçmişte, yıllar önce Terim'in bir antrenmanını izlemiştim. Sürekli topun olduğu yere herkes yaklaşsın derdi. En yakındaki 1 adımsa, en uzaktaki 5 adım. 

Bek ile stoper arasında mesafe az olmak zorunda, bek ile kanat arasında mesafe de az olmak zorunda. Donk ile stoper arasındaki mesafe de, Gomis arasındaki mesafe de az olmak zorunda. Takımı hem en olarak, hem boy olarak kısalttıkça her alanda rakibinizden +1 kişi fazla gibi oynamaya başlıyorsunuz ve bu da pres gücünü çok yükseltiyor. Dün Mariano 20 kere bindirdi, Maicon orta sahaya kadar çıkmasa aralarındaki mesafe kopar Abdülkadir en çok sevdiği boş alanları bulup topla kat ederdi. Ama yakın durdular ve ezdiler aralarında Abdülkadir'i. Trabzonsporlu oyuncular birbirine yakınlaşamazken, Galatasaray her alanda rakibinden bir kişi fazla gibi oynamaya başladı. Stoperler neredeyse orta sahada ve çok konsantre oynadılar oyunu. 

HEM YETENEKLİ, HEM PRESÇİ TAKIM NASIL OLUR?

Basit bir düşünce ile şöyle diyebiliriz... "İyi bir pres takımı çok çalışan oyunculardan kurulur. Yani Tolga Ciğerci gibi 11 futbolcudan iyi bir pres takımı yaratılacağı aşikar fakat bu takımın teknik olarak, yaratıcılık olarak zaafiyet yaşayacağı da aşikar." Hep derim, Pep Guardiola için herkes pas hocası diyor ama bence hepsinden önce pres hocası. Kaptırdığı topları en hızlı geri kazanan takım hep onun takımları. Pep Guardiola Yaya Toure gibi bir canavarı gönderip Busquest'i oynatan ve yine de müthiş pres yapan bir takım yaratabiliyor. Peki, Xavi ile İniesta ile Messi ile yani bu kadar yumuşak oyuncularla nasıl böyle bir pres takımı oluşturabiliyordu? Ondan önce Xavi için "Çok teknik ama orta sahada zayıf kalıyor" yorumları yapılıyordu. Onun döneminde Xavi neden hiç zayıf kalmadı? Çünkü hiç yalnız kalmadı. Yalnız kaldığı anda ikili mücadelelerde zayıflığı ortaya çıkardı ama Pep bireysellikten uzak, kusursuz bir birliktelik takımı kurmuştu. Herkesin birbirine örümcek ağı gibi bağlandığı bir takım. O yüzden İbrahimovic onun takımına uymadı. Fatih Terim'in, Şenol Güneş'in aslında bütün büyük teknik adamların yapmaya çalıştığı bu. Bireye değil, takıma bağımlı oyun.

Şenol Güneş ne yapmıştı? Quaresma kadar az çalışan, Babel kadar az çalışan iki oyuncuyu kanatlara koydu. Talisca Benfica'da az çalıştığı için orta sahada oynatılamamış gönderilmişti. Bu kadar çok yetenekli ama az çalışkan oyuncu ile nasıl bir dominasyon kurabildi? Yine aynı. Oyuncular birbirine hep yakındı. Herkes birbirinin kademesindeydi ve Beşiktaş belki de tarihinin en iyi futbolunu böyle oynadı. Ha her dönemin sonu vardır. Önce rehavet, sonra takım içi hiyerarşi derken bazı şeyler bozulabilir. Oğuzhan gibi takıma çok şey vermiş futbolcular senelerce 1.5 milyona oynarken Negredo gibi dün gelmiş bir oyuncuya 4.2 milyon euro verirsen Oğuzhan der ki "Tamam arkadaş benim sözleşmem sene sonu bitiyor. Ben gideyim madem" Kaldı ki Oğuzhan çok büyük takımlara da gider. Neyse, Güneş zamanla kendi elinde olmayan bazı sebeplerle bu örümcek ağındaki bazı delikleri kapatamamaya başladı ve takım olgusu bozuldu.

Şimdi bakıyorsunuz bu Galatasaray'a. Feghouli çalışkan değil. Donk değil, Selçuk değil, Mariano değil. Gomis 32 yaşında elinden geldiği kadar yapıyor. Garry çalışıyor, Belhanda çalışıyor, Nagatomo çalışıyor o kadar. Normalde 3-4 çalışkan oyuncu var ama Galatasaray çok iyi pres yapıyor çünkü birbirine sıkı bağlandı. 

YARIN GARRY DE DEĞİŞİR

Galatasaray'da dün bireysel olarak beğenmediğim tek oyuncu Garry'ydi. Onun dışında Belhanda için, Feghouli için eleştiriler okudum ama bence Garry Rodrigues dışında herkes çok iyi oynadı. Selçuk İnan da ilk 55 dakika çok iyi oynadı ama son 35 dakika yorulduğu için oyundan düştü. 5-0 olmama nedenlerinin başında Garry geliyordu. Set oyununda, topla ne yapacağını hiç bilemiyor. Böyle maçlar onun için daha önce de sıkıntılı olmuştu, yine benzer bir maç oldu. Garry'nin fayda sağlayacağı maçlar da oluyor. Kayseri deplasmanı, Kasımpaşa deplasmanı veya Beşiktaş, Fenerbahçe gibi derbilerde özellikle kontra atak oyunlarını yapabilme imkanı doğduğunda yine Garry hızı ve çabukluğu ile çok faydalı maçlar çıkarır ama Trabzonspor 90 dakika kendi sahasında kümelenince Garry'in zaafları ortaya çıktı. Set oyununda çok eksik ve gelecek sezon bence ilk 11'de Garry'nin de yeri değişir. Sezon sonunda satılmazsa (ki bence satılmalı çünkü mali olarak bu şart) Galatasaray'ın gelecek sezon ideal 11'inde Garry olmayabilir. Rotasyonda her türlü faydalanılır ama ideal 11'de, Galatasaray liginde 34 maçın 28-30'unu dün akşamki gibi rakip yarı alanda, set oyununda oynar. Bu oyunda da Garry'den çok Feghouli gibi zeki ve yaratıcı hücum oyuncularına ihtiyaç var. Bence sol tarafa da bu tip bir oyuncu alınacaktır. 

Garry yerine ise rotasyona Garry gibi bir kontra atak kanadı bulmak çok zor değil. Garry'ı 10 civarında bir paraya satıp yine 3.5 milyon euro civarında bir ücretle yeni bir Garry hamle oyuncusu olarak bulunabilir. 

Son olarak twitterda biraz değindiğim bir konu vardı. Mariano transfer edildiğinde de o konuda çok yazı yazmıştım. Ona da değinerek bitireyim....

20 yıl öncesine kadar takımlarda hücum oyuncuları çok yaratıcı, yetenekli ama az çalışkan oyuncular oluyordu ve arkasındaki oyuncular bu isimleri taşıyordu. Arkadaki oyuncular çok çalışkan ama az yetenekli oluyorlardı. Günümüz futbolunda ise oyuncular birbirine yakın oynamaya başladılar, 2005 Şampiyonlar Ligi finali bu konuda çok dikkat çekmiştir. Takımlar 30 metrede oynamaya başlayınca, büyük takımlarda geride oynayan futbolcuların yetenekleri ciddi bir gereksinime dönüşmeye başladı. Zira rakipler kendi yarı sahasında kümelendiğinde ve sizin hücumcularınızı kalabalık marke ettiğinde top sizin gerideki oyuncularınızın ayağında kalıyor ve onlar bir şeyler üretemezse kilitlenip kalıyorsunuz. Büyük takımlar zamanla ön liberosunu oyun kurucu yaptı, beklerini yaratıcı oyuncular yaptı ve en son kaleci oyun kuruculara kadar uzandı iş. Bugün büyük takımlar için oyun kurucudan sonra pozisyon üretiminde en önemli rol beklerde! Neden beklerde? Çünkü rakibin presinin en az hissedildiği nokta, en köşelerdeki bekler. Merkez oyuncuları topu aldıktan 1 saniye sonra pres yiyorsa, bekler 2 saniye sonra yiyor. İşte o +1 saniyeyi iyi değerlendirebilen Mariano, Adriano gibi bekler de büyük takımların kilit açıcıları haline geliyor. 

Galatasaray'ın son 5 golünün 3'ünde asisti Mariano yapmış. Linnes ne kadar özverili olursa olsun, İsla, Şener, İsmail ne kadar çalışırsa çalışsın bunlar, rakip kendi sahasına kümelendiğinde top kullanma becerisine sahip, yetenekli oyuncular değiller. Olmadıkları için de takımlarının her maç 2-3 az pozisyon üretmesine neden oluyorlar. Bence Mariano Fenerbahçe derbisinde oynasa Galatasaray'ın kazanma ihtimali ciddi oranda yükselirdi. 

Galatasaray'da Maicon'un top kullanması, Fernando'nun, Mariano'nun top kullanması iyi. Nagatomo da kötü değil ama daha iyisi bulunabilir. Galatasaray'da seneye çözülmesi gereken nokta ilerideki çalışkanlık ve hareketliliği arttırmak.. Pep Guardiola Gabriel Jesus için dünyanın en potansiyelli forveti çünkü en iyi pres yapan forveti diyor. Firmino da benzer. Brezilya milli takımına bakın? 20 sene öncenin Brezilya Milli Takımını düşünün ve şimdikini. Marcelo, Alves gibi oyun kurucu bekler, Jesus ve Firmino gibi müthiş hareketli ve çalışkan forvetler. Tabi bu forvetler aynı zamanda yetenekli de. Brezilya Milli Takımı seviyesinde sırf çok çalışkan diye Fernadao'yu oynatamazsınız. Galatasaray da aynı. Sırf daha çok çalışıyor diye Garry'i, Yasin'i oynatamazsınız. Bunun yerine Feghouli'yi daha çok çalıştırmak, koşturmak gerekir.

Galatasaray hücumunda Feghouli'nin yaratıcılığı ve zekası çok yüksek ama biraz daha hareketli ve çalışkan olmalı. Gomis de tam olarak aynı şekilde. Ve sola ise yeni onlar gibi yetenekli bir oyuncu gerekli. Fakat hem Feghouli, Gomis gibi set oyununu bilecek, topu kullanabilecek, hem de hareketli ve çalışkan bir hücumcu bulmak tabi ki çok zor. Zira çok pahalı olur ve her takım öyle bir oyuncu ister. O halde geriye bir seçenek kalıyor. Feghouli gibi yetenekli, becerikli ama kondisyonu düşük oyuncuları alıp onlara çalışkanlık, motivasyon eklemek ve/veya takımı tamamıyla birbirine yakın ve kompakt oynatabilmek. İşte Fatih Terim gibi büyük hocalar, Tudor gibi tecrübesiz hocaların devreye giremediği bu noktada sahneye çıkıyor.


GÜNCEL YAZILAR