"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Sinan Yılmaz
Sinan Yılmaz
@ivansshatov

İç sahada Milenyum deplasmanlarda Ortaçağ futbolu

10/04/2018



2001 yılında, 13 yaşımdayken bana futbolu öğreten maçlardan birini yaşamıştım. Hala dün gibi hatırlıyorum. Galatasaray ile Real Madrid Şampiyonlar Ligi çeyrek final ilk maçını oynuyordu. Galatasaray sahasında ilk yarıyı 0-2 yenik bitirdi ve Lucescu devre arasında herkes forvet değişikliği beklerken sağ bek Capone'u çıkarıp diğer sağ bek Fatih Akyel'i aldı. O maç Teleon'daydı ve bizim evde olmadığı için futbolla hiç alakası olmayan babamı ikna edip kahvehaneye maçı izlemeye beni götürmesini istemiştim. Adamcağız çiftçiydi, sabahın 5'inde kalkardı, 21.45 oldukça geç bir saatti ve futbolla da hiç ilgilenmezdi... Benim fazla ilgime de kızardı ama nasılsa kıyamayıp götürmüştü o maça. 


Devre arasında çok söylendiğimi hatırlıyorum. "Maç olmuş 0-2 Lucescu hala sağ bek çıkarıp sağ bek alıyor" diye çocuk aklıyla söyleniyordum. Arkamda oturan bir ağabey elini omzuma atıp "İzle evlat Fatih Akyel çevirecek bu maçı" dedi. İçimden "he he" deyip adama küfür ettim. 2. yarı başladı. Bu arada devrede mahalle imamı da kahvehaneye gelmişti. Koyu bir Galatasaray taraftarıydı. Neyse arkamdaki adamın kehaneti gerçekleşmeye başladı. Fatih Akyel çoklarına göre dünya futbol tarihinin gelmiş geçmiş en iyi sol beki Roberto Carlos'u ezip geçiyordu. Asist yaptı, onun taşıdığı toplarla goller geldi ve maç gerçekten döndü. Arkama dönüp "Maçı Fatih çevirecek" diyen adama "Ağabey büyüksün" diyecektim ama göremedim. Kahvehanenin arka kapısı da yok. Önümden de geçmedi. Adam nereden çıktı da böyle bir kehaneti söyleyip yok oldu bilemiyorum. Resmen olağanüstü bir geceydi. Hatta mahalle imamı "Gördünüz mü ulan bir 'Fatih'a okudum Fatih'e ne oldu?" diye hala unutamadığım müthiş bir espri yapmıştı. Çok eğlenceli bir geceydi ama bir o kadar öğreticiydi de. Gol atmak için sahaya daha çok santrfor sokmak gerekmediğini daha 17 yıl önce milenyumun ilk yıllarında Lucescu öğretmişti. Lucescu o zamanlar çok büyük taktisyendi. Yaşlandıkça motivasyonu düşmüştür, eski azmi, çalışkanlığı gitmiştir şimdi Milli Takımı oluştururken maçları yeterince izlediğini bile düşünmüyorum ama bizim çocukluğumuzda Lucescu çok şey öğretmiştir bizlere...


KONYASPOR MAÇINDAKİ SAĞ BEKLER 


Galatasaray geçtiğimiz haftalarda Konyaspor ile içeride oynarken de devre arasına 1-0 yenik girdi ve o maçta devrede bir sağ bek değişikliği geldi. Linnes - Mariano değişikliği. Geçen gün bir alt lig maçı izlerken dank edene kadar o değişikliğin sebebini hiç anlamamıştım. Sonuçta Konya 2. yarı kendi sahasına kümelenecekti. Kendi sahasına kümelenmiş bir takıma karşı Mariano gibi teknik ve yaratıcı bir bek yerine, Linnes gibi teknik olarak zayıf bir bekin değişikliğini hiç anlamamıştım. 


Geçen gün bir alt lig maçını izlerken sebebini buldum. Ev sahibi takım daha güçlüydü, rakip öne geçmiş ve kapanıyordu. Kapanan takımın ileri ucunda ve kanatlarında çok ağır, savunma arkasına koşamayan ve kontra yapamayan oyuncular vardı. O anda içimden "Aslında baskı yemeye çok müsait takım ve stoperlerin orta sahaya kadar çıkması lazım ne işleri var kalecinin önünde" diyordum o sırada Linnes - Mariano ve Fofana - Eto'o isimleri aklıma düştü. Konyaspor baskı altına alındığında Eto'o'nun savunma arkasına koşabilecek veya uzun atılan topları toplayabilecek bir gücü kalmamış durumda. Konya'nın tek kontra tehdidi Fofana'yı soldan kaçırmak. Bunu Linnes gibi hızlı ve Mariano'dan daha çok enerjiye sahip olan bir bek ile engelleyip, Konya'yı kendi sahasına hükmetmek mümkündü ve 2. yarı bunu yaptı Galatasaray. Bir sağ bek değişikliği ile yıktı oyunu rakip sahaya ve Eto'o'nun ezildiğini gören Sergen hemen Jahovic'i soksa da Serdar onu da ezdi ve savunmayı orta sahaya kadar çıkarıp baskıyı devamlı kılan isim oldu. Evet akılcı bir taktikle çevrilmişti o maç. Arkasında bir ezber değil, akıl vardı. Bu Gençlerbirliği maçında ise o aklı göremedik ve aynı ezberi 3. kez izledik.


ART ARDA 3 MAÇTA AYNI EZBER


Galatasaray iç sahada oynadığı 14 maçın 13'ünü kazanırken sadece bir beraberlik almış bir takım bu sezon. İç sahada tek tük zorlandığı Konya maçında da Terim doğru bir taktikle maçı çevirmişti. Yine ilk yarısı 0-2 kaybedilen Akhisarspor maçı 2. yarısında da Tudor'un üçlüye dönüp tüm oyunu değiştiren taktik hamlesi de çok başarılı olmuştu ve maç 4-2 bitmişti. (Bence bu sezon Galatasaray için en iyi taktik hamleydi) Gel gelelim aynı taktik hamleleri deplasman maçlarında hem Terim, hem de Tudor gösteremediler. 


Tudor dönemine tekrar dönmeye gerek yok. Terim'e bakalım. 3 önemli deplasman maçını da kaybetti. Sivasspor, Kasımpaşa ve Gençlerbirliği. Üç maça da baktığımızda 2. yarıda Gomis'in yanına Eren'i alıp doldur boşalta başladığını görüyoruz. Daha önce iki kere tutmamış, kalu beladan kalmış, hiçbir büyük ligin, hiçbir büyük takımının artık denemediği bu çağ dışı taktiği bu sezon 2 kez tutmamışken 3. kez denedi. 


Hemen ekleyelim, Konyaspor maçında Eren sakattı. İyi ki sakatmış yoksa Konyaspor maçında da sağ bekleri değiştirmek yerine orta sahadan bir oyuncu alıp Eren'i sokabilir yine oyunu doldur boşalt gibi çağ dışı bir anlayışa dönüştürebilirdi. 


Galatasaray'da Belhanda kötüydü. Özellikle ilk 14 dakika üç kritik top kaybı yaptı. Sonra biraz oyunun içine girebildi ama üretimde sıkıntılıydı. Yine de top geldiğinde bir şeyler yapabilecek 2-3 isimden biriydi. Bunlardan diğerleri Mariano, Feghouli ve biraz da Selçuk. Belhanda'yı çıkarmak, topla bir şeyler üretebilecek oyuncu sayısını -1 yapmak oluyor. 


Bu maç hemen her isim kötüydü Galatasaray'da. Feghouli ve Mariano çok sorumluluk aldılar ama topları çok kötü kullandılar. Nagatomo az sorumluluk aldı ve daha kötü top kullandı. Garry zaten birkaç haftadır düşüşte ve böyle maçlarda zaten oyun zekası olarak sınıfta kalıyor. Gomis de hareketsizdi. Fernando da tempo olarak sıkıntılıydı ve takımı öne taşımakta zorlandı. Maçın en kötüsü ise Maicon'du. İlk yarıdaki hataları golle sonuçlanmadı ve nihayet son dakikada Mariano yanında boşken gereksiz pozisyonu zorlayıp topu kaptırdı ve golü yedirdi.


DENAYER - MAİCON DEĞİŞİKLİĞİ


Devre arasında "Aslında tam Denayer - Serdar ile savunmayı orta sahaya çıkarmayı deneme maçı." yazdım twitterda. Maicon bu kadar kötü günündeyken Denayer ile onu değiştirip başlardım ben 2. yarıya. Evet sadece stoper çıkarıp başka bir stoper sokarak. Fakat bu çok şeyi değiştirirdi. Denayer ve Serdar gibi iki hızlı stoper ile rakibi daha da sahasına hapsetmek ve kontraları daha iyi süpürmek. 


Mariano ligin en kaliteli sağ beki. En yaratıcı, en teknik ama La Liga zirve takımlarında değil Galatasaray'da oynamasının bir nedeni var. Temposu düşük, enerjisi 90 dakika git-gel yapabilecek durumda değil. Öyle olsa zaten La Liga'da kafaya oynayan takımların sağ beki olmaya devam ederdi. 


Mariano bu durumdayken ve onun enerjisini hücumda kullanmasına Galatasaray'ın ihtiyacı barizken bir de onun arkasına pozisyonunu sürekli kaybeden, çok ağır bir Maicon koymak, oradan bol bol alan vermek anlamına geliyordu. Nitekim Manu aslında sahanın en kötülerindendi. Herhalde sakatlıktan çıkmış veya fazla kilosu var çünkü ona çok alan açılmasına rağmen pek değerlendiremedi ama sonunda 90 dakika boyunca çözüm üretilmeyen noktaya giren sol bek golü attı. Orayı o kadar çok açtı Galatasaray ve Manu o kadar değerlendiremedi ki en sonunda sol bek gelip çekilin şuradan deyip golü attı. 


Halbuki devrede Denayer - Maicon değişikliği gelse. Denayer çabukluğu ile Mariano'nun arkasını süpürür ve atak devamlılığı sağlanırdı. Orta saha çıkarıp santrfor alarak değil, stoper çıkarıp yerine stoper alarak Galatasaray daha çok hücum ederdi. Galatasaray adına maçın en iyisi yine Serdar bu arada. 


İLK YARI SADECE SAĞ TARAF İŞLEDİ


Fatih Terim'in kötü bir maç çıkardığını söyleyebileceğimiz 2. bir neden de ilk 45 dakikaya hiç müdahale etmemesi. Galatasaray ilk yarı boyunca sadece sağ tarafından topu rakip yarı alana taşıyabildi ve üretirse de sadece bu tarafından pozisyon üretebildi. Tüm topu Mariano - Belhanda - Feghouli üçlüsü kullanırken sol tarafta Nagatomo - Selçuk ve Garry üçlüsü son derece etkisiz ve verimsiz kaldılar ve Fatih Terim de 45 dakika bunu izledi. Galatasaray sağdan bu üç oyuncu ile gelip orta kestiğinde de sol kanatta boş boş duran bir Garry Rodrigues vardı. "Bu adamlar sağ taraftan orta kesiyor, ceza sahasına koşayım da ortalardan biri gelirse vurur gol atarım" diye düşünemiyor. Oyun zekası bu kadar düşük. Orada hiç kullanılamayan Garry yerine Sinan Gümüş bile olsa hiç değilse bu ortalarda 2. forvet olabilirdi. 


Fatih Terim maçtaki tek doğru hamlesini devrede Feghouli - Garry ikilisinin yerini değiştirerek yaptı ve böylece 2. yarının ilk 15 dakikasında Galatasaray biraz daha dengeli, sol tarafından da top getirebilecek bir takıma dönüştü ki Fatih hoca dayanamadı ve 60'ta Belhanda - Eren değişikliği ile "Bırakın top taşımayı ileri şişirin" dedi. 


Bundan sonrasını konuşmaya bile gerek yok. Zorlayacak, zorlayacaksın. Artık en zayıf takımlar bile kendi sahasında uzun stoperlerle kümelenip top uzaklaştırmayı biliyor. Karamboller üreteceksin, topu rakip kaleye itip kakmaya çalışacaksın ve senin girdiğinden daha tehlikeli kontra atak pozisyonlarına rakibin girecek. Bu filmi daha önce 2 kez izlemiştik şimdi 3. kez izlemiş olduk. 


CÜNEYT ÇAKIR FAKTÖRÜ


Sabah bir istatistik görmüştüm. Cüneyt Çakır'ın yönettiği deplasman maçlarında Galatasaray'ın çok puan kaybettiğine dair. Bu sezon hiç hakem yazmamıştım. 27 maçın hiçbirinde. Çok daha bariz hakem hataları da oldu ama onların hepsi hataydı. Bu akşam ise başka bir şey izledik ve sabahki garip istatistiğe bir anlam verebildim. Cüneyt Çakır resmen büyük takımlar karşısında ego tatmin ediyor! İlk yarıda Deniz Yılmaz'ın topa değil, Maicon'un yüzüne bakarak kafa topuna çıkıp Maicon'un yüzüne dirsek attığı pozisyon nasıl kartsız geçilebilir? Aynı şekilde Belhanda'nın sağ kanattan kullandığı bir duran topta Manu hem barajı bozup öne doğru koşuyor hem de kolları açık topu engelliyor. Bu hareketlerin ikisi de sarı kart! Cüneyt Çakır da görüyor, el veriyor ama nasıl oluyorsa son derece bariz sarı kartı vermiyor. Bu kararlar kapanan takıma, daha fazla sertlik imkanı veriyor çünkü ilk sarıları alsalar 2. hamlelerde rakibi çalımı denediğinde ayağını o kadar rahat uzatamaz. Yani hatalı kararı ben hiç eleştirmem. Normaldir olur fakat bu normal değil. Cüneyt Çakır'ın Şampiyonlar Ligi'nde bu pozisyonları kartsız geçme şansı yok. Aykut Kocaman "Çat çat çat nokta atışlarla doğradı hakem bizi" dediği bir maç vardı. Bu da biraz öyle oldu. Doğrama değil ama Gençlerbirliği'ni oyunun içinde tutmaya yardım eden bir performanstı. Yine söyleyeyim çok bariz hakem hatalarında bile hakem yazmam ben. Bu sezon hiç yazmamıştım ama bu başka bir şey!


DONK - FERNANDO MAKTIKLI DEĞİL


Son olarak Selçuk'un belli bir yaşa gelmesi ve artık kalitesinde yaşadığı düşüş sonrası, Donk'un formu ve Fernando'nun da kalitesi nedeniyle Fernado - Donk yan yana oynamalı diyen arkadaşlar oluyor. Fernando ve Donk bence birbirine alternatif olabilecek fazlasıyla tek yönlü, aynı şeyleri yapıp, aynı şeyleri yapamayan defansif orta saha oyuncuları. Bu ikili yan yana olduğunda topu öne taşımak oldukça zorlaşacaktır çünkü rakip yarı alanda pozisyon almayı bilen isimler değiller. Bu ikili Galatasaray'ın ağırlık merkezini geri çekmesine yol açacaktır o yüzden ben bu ikilinin birlikte oynamasını mantıklı bulmuyorum. 


Bu maçta ben teknik adam olsaydım yapacağım değişiklikler 45'te Maicon - Denayer olur. 55'te de skor gelmemişse Garry-Sinan'ı değiştirir ve 3. değişiklik için en az 80'e kadar beklerdim çünkü elimde bana üretim sağlayacak başka yedek bir isim yok. 80'e kadar da 0-0 devam etmişse hem Gomis hem Selçuk çok yorulacağı için duruma göre ya Selçuk-Tolga ya da Gomis-Eren değişikliği yapardım. Gemileri yakmazdım çünkü 1 puan da önemli. Fatih Terim, Sivas, Kasımpaşa ve Gençlerbirliği maçlarında gemileri yakmayıp, sadece berabere kalsaydı bugün Galatasaray'ın 60 puanı vardı ve yine liderdi.


Risk almayı sevmek, hücum futbolu sevmekle yel değirmenlerine saldırmak aynı şey değil.



GÜNCEL YAZILAR