"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Sinan Yılmaz
Sinan Yılmaz
@ivansshatov

Bireysel beceri

15/04/2018



Fatih Terim'in taktikleri geçtiğimiz haftadan geliyordu. Önde Feghouli arkada Mariano ve sağ stoperde Maicon üçlüsü o bölgede yeterince tempoya sahip olabilecek, git-gel yapabilecek süratli oyuncular değil. Bu oyuncuları aynı tarafta kullandığında topla üretim açısından özel şeyler yapabiliyorlar ama oyuna tempo kazandırmak, mücadele gücü ve çabukluk anlamında sıkıntılar doğuyordu. Özellikle çok çabuk, süpürücü, çok top kapan bir sağ merkez orta saha bulmadıkça Mariano ile Maicon arasındaki boşluğu kapatmak zor. Galatasaray'da bu boşluk ilk yarıda neden hiç göze çarpmıyordu? Çünkü Badou Ndiaye gibi çok çabuk, çok tempolu bir canavar vardı ve orada gereken tempoyu da, çabukluğu da, fiziksel mücadeleyi de tek başına sağlıyordu. 


Ndiaye'nin ayrılmasıyla Mariano'nun eleştirilmeye başlaması aynı döneme denk gelir. Çünkü Mariano'nun arkasını toplayabilecek ne bir sağ merkez orta saha ne de sağ stoper yok. Aslında var ama Denayer de sakatlandı ve Fatih Terim bu sorunun çözümünü biraz geç buldu. Oradaki sorunu Tolga'yı sağ merkez orta saha oynatarak ve enerjisini artık ilk yarıdaki gibi hücumda değil savunmada kullanmasını isteyerek kısmen çözebilirdi ama orada Belhanda'yı sol tarafta da Selçuk'u oynatmaya başladı. Sağda Belhanda-Feghouli-Mariano çok güzel üçgenler kurup ataklar üretse de arkadaki büyük boşluklarda ağır ve yalnız kalan Maicon çok sırıtmaya başlamıştı.


Bir önceki Gençlerbirliği maçı yazımda en çok değindiğim konu buydu. Kendi 30 metresine kümelenen ve kontra ataktan başka şey denemeyen Gençlerbirliği orayı işlemeye çalışıyordu. Terim bu taktiği erken bulsa hemen Gençlerbirliği devre arasında Maicon - Denayer değişikliği yapar Gençlerbirliği maçını da kazanırdı. Devre arasında bunu göremedi ama Başakşehir maçında bu riski alabilecek özgüveni her zaman var ve orada Elia'nın savunma arkasına sarkmasını engelleyecek hamleyi yaptı.


İLK ÇÖZÜMÜ LİNNES'Tİ


Fatih Terim, Ndiaye'nin satılmasından sonra göze batan Maicon - Mariano arasındaki uyumsuzluğu ilk olarak Linnes ile çözmeye çalışmış ve Mariano'yu kesmişti. Savunma açısından kontra atakların sayısı azaldı ama topu kullanma açısından, oyunu kurma açısından, hücumda üretme açısından, savunmada pozisyon bilgisi açısından, kısaca tempo hariç her açıdan Mariano'nun kat be kat altında bir seviyeye sahip olan Linnes bir çözüm değil. Mariano varken Linnes'li bir plan yapmak. Kombi kullanmayı bilmiyorsunuz diye eve soba kurmaya benzer. 


Zaten Mariano o yetenekle maç boyu bir de git-gel yapabilse ne işi var Galatasaray'da! Kim bırakır Galatasaray'a o seviyede bir oyuncuyu? Direkt gider Carvajal ile rotasyona girerdi. Beşiktaş'ta Adriano'nun ne tempo, ne defansif mücadele gücü noktasında Mariano'dan fazlası yok ama Adriano'yu eleştirip ikili mücadeleye daha çok girer, koşar diye Necip sağ bek oynasın diyen uçmuş bir Beşiktaşlı görmedim. Galatasaray'da ise resmen bunu öneren uçmuş bir taraftar kitlesi var.


Elinizde bu kadar kaliteli (ligin en kaliteli) sağ beki varsa onu nasıl kullanacağınıza dair başka planlar bulmanız gerekirdi. Bence deplasmandaki plan, Selçuk yerine Tolga'yı oynatmak, Tolga'yı sağ iç, Belhanda'yı sol iç oynatmak ve Tolga'dan ilk yarıdaki hücum görevlerinin aksine savunmada enerjisini harcamasını istemek olabilir.. 2. ve iç sahada daha çok uygulanabilir olan da Maicon yerine Denayer olurdu. Denayer geniş alanda daha çabuk bir oyuncu. Kalite olarak belki o da totalde Maicon kadar değildir ama Maicon ile Denayer arasında, Mariano ile Linnes arasındaki kadar bir kalite uçurumu yok. 


Mariano kalitesi ile önce Trabzonspor'da kilidi kırdı ardından bu maçta da kilidi kırdı. Bence Fenerbahçe maçında da oynasa kilidi kırabilirdi. Fakat Fenerbahçe maçına kadar olan süreçte yedekliği gereksiz uzadığı için son Konya maçında falan oynamaya başladı ve cezalı duruma düştü. Daha erken oynamaya başlasa o ceza da önceden tamamlanıp aradan kaldırılabilirdi. Bu planlama yapılamadı ve Fenerbahçe maçında tıpkı bu maçta attığı gol gibi muhtemel bir golden olundu. Çünkü Fenerbahçe maçında cezalı olmasa, önünde Mehmet Ekici gibi kondisyon olarak bitik bir oyuncu olacaktı ve çok boş alan bulacaktı. Linnes o alanları değerlendirememişti. Fakat Linnes için o kadar yüksek bir pozitif algı var ki 20 senedir Galatasaray'ın her maçını izliyorum Linnes kadar pozitif ön yargı ile yaklaşılan 2. bir oyuncu daha görmedim. O maç için sunulan argüman, 'Fenerbahçe'nin en zayıf halkası Mehmet Ekici'yi çok iyi savunduğu yönündeydi.' Aylardır ligde maça çıkmamış, ayağına aldığı her topu ezmiş Mehmet'i çok iyi savunmuş... Yahu ne savunması adam zayıf halkaydı. Kendi kanadını bomboş açtı. Ama nasıl bakmak istersen öyle görebiliyorsun. Doğrusunu söylemek gerekirse Terim'in Mariano konusunda hiç de doğru bir yönetim sergilediğini düşünmüyorum. Ndiaye'nin ayrılması sonrasında 1-2 maç kötü oynadı diye taktiğe çözüm bulamayıp Mariano'yu kesmek sonra bunu uzatıp da 3 maç falan oynatmamak. O sırada bir Kasımpaşa deplasmanı var. Galatasaray 3 tane pas yapamıyor, top kontrollerinde sorun yaşıyor ve ligin en teknik futbolcularından biri Mariano 90 dakika yedekte... Neyse ki Fatih Hoca Mariano konusundaki ısrarından erken döndü ve bu dönüş de Trabzonspor - Başakşehir gibi kritik maçları getirdi. Belki Trabzon o ilk gol olmasa da açılmaya müsaitti ama bu gol hayati derece öneme sahip.


DONK NE GETİRDİ - TOLGA NE GÖTÜRDÜ? 


Şimdi Linnes - Mariano değişikliğinde gereksiz uzayan süreç Fernando'da da çok uzadı. Tamam Fatih Hoca'yı Donk'u sıfırdan kazandığı için övüyoruz ama kazandığı oyuncu performansları kadar kaybettiği performanslar da göze batıyor. 


Fernando 2 ay sakattı, Ndiaye de satılmıştı ve o süreçte Selçuk'tan, Donk'tan olabildiği kadar yararlanıp o süreci fena atlatmadı ama Fernando artık döndü. Döneli de 1.5 ay oluyor. Bir zahmet artık yerine monte edilmeli. Hala kondisyon olarak toparlayamadı çünkü bir oynuyor, bir oynamıyor. Bu maçta 8 numara gibi oynuyor... 


Nasıl Linnes'in maksimumu ile Mariano'nun vasat hali denkse, Fernando - Donk arasındaki fark da öyle. Kimse kusura bakmasın Galatasaray skoru aldı diye iyi konuşmanın bir manası yok. Etkili pozisyon üretmekte, topu rakip yarı alana taşımakta ve orada tutmakta çok zorlanan bir Galatasaray vardı. 


Bu zorlanmanın nedenlerinden biri de Donk - Fernando ikilisinin aynı anda oynatılması oldu. Bu ikili Başakşehir'in ekmeğine yağ sürdü. Takımın ağırlık merkezini geri çektiler ve pas isterken çok hareketsiz kaldıkları için Galatasaray geriden oyun kuramadı. Başakşehir'de Arda gibi temposu bitik bir forvet arkası yerine İrfan veya Mossoro gibi çabuk oyuncular olsa Denayer ve Serdar maçın en kötüsü ilan edilebilirdi çünkü bu iki stoper topu alıyor ne Fernando, ne Donk gelip top almayı düşünmüyor. Oyun kurmada o kadar ağır kaldılar ki zaman zaman Belhanda gelip top çıkarmaya çalıştı. 


Donk bu maçta bazıları tarafından beğenilmiş mesela ama ben beğenmedim. Tempo olarak orta sahada yetersiz kalıyor. Pası stoperlerin yanına gidip değil, orta sahada boşluklara çıkıp alması gerekiyor. 2. yarıda bir pozisyon oldu Serdar sinirlendi itti Donk'u. Galatasaray kendi sahasında duran top kullanacak. Donk gelmiş Serdar'in önündeki duran topu kullanıyor. Serdar da itti onu 'Git önde pas iste bunu ben kullanırım' dedi. Duran topu kullanmak kolay, hareketli topta boşa çıkman gerek. Üstelik 2. yarıda çok lüzumsuz fauller de yaptı Donk. Ha iyi bir yedek olarak yine çok iyi kazanım ama artık Fernando'yu oraya tek başına koyup önüne de Tolga - Belhanda ikilisini yerleştirmek lazım. 


TOLGA YOK OLDU


Fatih Hocanın Garry'i biraz daha yukarı çekmesini, Selçuk İnan'ı futbola geri döndürmesini övdük. Sinan biraz kıpırdandı, Eren biraz kıpırdandı. Linnes de yükseldi... Bazı yedekler kendisini yukarı çekti bunlar güzel ama mesela Yasin yok oldu. İlk yarıda çok büyük katkı sağlayan Tolga da resmen silindi gitti. Hadi Yasin önemli değil ama Tolga gibi bir jokere ne oldu yahu? Ndiaye'yi 16 milyona, Tolga'yı bedavaya satmış gibi Galatasaray. Bu iki oyuncu da ilk yarıda büyük katkı sağlayan isimlerdi. 


İlk yarının önemli bölümünde sakatlığı yüzünden oynayamayan Tolga Ciğerci sadece 10 maçta 6 gol atmış bir orta saha oyuncusuydu ilk yarıda ve Terim ondan 6 değil bir gollük katkı bile alamadı. Üstelik Ndiaye de gitmişken, Tolga gibi çift yönlü bir oyuncuya ihtiyaç barizken.


Bugün ve bundan sonraki maçlarda Galatasaray kadrosu için en optimum 11'in şu olduğunu düşünüyorum.


Geri dörtlü: Mariano - Denayer - Serdar - Nagatomo 

Orta üçlü: Geride Fernando sağ iç Tolga, sol iç Belhanda

Hücum üçlüsü: Sağda Feghouli, solda Garry, ileride Gomis


İlk yarıda Ndiaye'nin hücuma katkısı neden düşük diye sorulduğunda hep "Defansif yükü çok fazla. Onun sayesinde Galatasaray kendi yarı sahasında rakiplere aman vermiyor" diyordum. Tolga da ilk yarıdaki rolünün tam tersine Ndiaye gibi savunmada enerjisini harcayıp Mariano - Feghouli gibi yaratıcı sağ taraf oyuncularını rahatlatabilecek bir isim olabilir. 


FERNANDO - DONK İKİLİSİ


Bu maça çıkan bu ikili birkaç haftadır konuşulan bir ikiliydi ve Gençlerbirliği maçının son bölümünde de denendi. Bu ikilinin kafama hiç yatmadığını o maçın yazısında da şu cümlelerle belirtmiştim. "Fernando ve Donk bence birbirine alternatif olabilecek fazlasıyla tek yönlü, aynı şeyleri yapıp, aynı şeyleri yapamayan defansif orta saha oyuncuları. Bu ikili yan yana olduğunda topu öne taşımak oldukça zorlaşacaktır çünkü rakip yarı alanda pozisyon almayı bilen isimler değiller. Bu ikili Galatasaray'ın ağırlık merkezini geri çekmesine yol açacaktır o yüzden ben bu ikilinin birlikte oynamasını mantıklı bulmuyorum."


Açıkçası tam beklediklerim oldu. Bu ikili ile rakip yarı alanda baskı yapılamadı. Takımın ağırlık merkezini geri çektiler ve en önemlisi topu öne taşımada büyük bir sorun yaşandı. Ben üç büyüklerde böyle bir ikili en son Selçuk Şahin - Deniz Barış'ta görmüştüm.


Mariano şapkadan tavşan çıkarmasa Galatasaray'ın organize bir pozisyonu yoktu ve 0-0 çok daha muhtemel bir sonuçtu. O yüzden tutmayan taktiği övmenin veya gizlemenin bir manası yok. Aslında maçı Terim'in tecrübesi ve Galatasaray taraftarının gücüyle almasını bekliyordum ben ama ikisini de formsuz buldum. Açıkçası Trabzonspor maçında çok daha baskılı bir seyirci vardı. Üstelik Trabzonspor Galatasaray'ın direkt rakibi de değildi. Bu maçta taraftarlar pek oyuna etki edemediler. Fatih hoca da oyunun seyrini değiştirebilecek taktik hamleleri gösteremedi ama bireysel yetenek çıktı. Şapkadan tavşan çıkardı ve 3 puanı getirdi. Fatih Terim açısından övülecek pek bir şey olmadığı gibi Abdullah Avcı açısından da yoktu. Defansif açıdan organize pozisyon vermediler ama ofansif açıdan da hiçbir şey üretemediler. Özellikle 1-0'dan sonrasını berbat oynadılar çünkü bu konuda zaten çok yetersizler. Duran toplara bağımlı, fazla abartılan kendisinin 20'de 1'i bütçeye kurulmuş Ludogorets'e Avrupa Ligi'nde elenen bir takım Başakşehir.


GARRY - NAGATOMO - SERDAR TARAFI


Galatasaray sağından üretirken solundan da savunuyor bir süredir. Bu üç oyuncu da harika savunma yaptılar ve Başakşehir'in Caicara - Viscalı sağ kanadını çok iyi savundular. Özellikle Serdar ile ilgili bir şey yazmak istiyorum. Geçen bir yorum gördüm. "4.5 Milyon Euroya transfer edildiğinde eleştirdiğimizde haklıydık, şimdi Serdar o günkü durumunun üstüne koydu. Bu o zaman yazdıklarımızı haksız çıkarmaz" gibilerinden bir yorum. Bu tam bir Jose Mourinho kafası :) Mourinho bugün 150 milyon euroya alamayacağı Salah'ı sadece 2 sezon önce 15 milyon euroya satmıştı. 3 sezon önce 35'e sattığı Lukaku'yu bizzat kendisi 3 sene sonra 85'e almıştı. Oscar - De Bruyne arasında tercih yapıp De Bruyne'u göndermişti ve bu tercihleri için eleştirildiğinde de "Ya o zaman öyleydi" demişti. Ulan o zaman öyleyse 'potansiyel değerlendirme' bir oyuncunun gelecekte çıkabileceği seviyeyi doğru tahmin etmek ne demek? Bu arkadaşlar Mourinho gibi egolu, yanıldık diyemeyen, problemli arkadaşlar. Yanıldık dememek için rezil oluyorlar. Beni o zaman "Serdar Aziz transferi çok doğru transfer, 4.5 milyon euro da Serdar'ın ederi zaten, daha ucuza Serdar kalitesinde stoper çok zor bulunur, çok iyi transfer" vs diye sayfalarca yazı yazdığımda linç etmişlerdi. Bugün o linç edenler yine haklı çünkü o zaman öyleymiş :) Hayır öyle değildi. Çocuk bağıra bağıra geliyordu, Türkiye'yi UERO 2016'ya sokan gizli isimdi, sen göremedin ama vizyon vizyon diye ağladın. Şenol Güneş de ısrarla istedi alamadı. Bizim Galatasaray taraftarları "Vizyon transferi Mitrovic, biz gittik Serdar'ı aldık" diye yorumlar yapıyordu ve Serdar hepsini yanıltınca hala yanıldım demek yerine o zaman öyleydi diye yazıyorlar. Yahu bu transfer işinde yanılmayan bir tane bile menajer, bir tane bile sportif direktör, bir tane bile teknik adam yok. Mourinho'sundan, Ferguson'una, Guardiola'sına kadar herkes yanılmış sen de yanıl. Yanıldığını söyle. Bu kadar da zor olmamalı.


ADEBAYOR'A KARŞI SERDAR - DENAYER OLUR MU? 


Son söz... Gençlerbirliği maçından sonra 2001 yılında Lucescu'nun bana öğrettiği bir taktik değişikliği yazmıştım. Bu maçtan sonra da Rijkaard'ın 2009-2010 sezonunda bana öğrettiği bir taktiği yazayım.


Galatasaray sezonun ikinci yarısında, o dönemin formda takımı Kayserispor deplasmanına gitmişti. Kayserispor'da Makukula son derece formdaydı. Çok uzun boylu ve güçlü bir santrfordu. Onun fizik kapasitesine yakın olarak da Galatasaray stoperlerinden Servet vardı. Herkes Makukula - Servet eşleşmesinden ne çıkacağını merak ederken, Rijkaard o maça Makukula'dan 10'ar cm daha kısa iki stoper Emre Güngör ve Lucas Neill ile çıktı. 


Emre Güngör ve Neill dev Makukula'ya karşı ezilecek sanıyorduk. Hiç de öyle olmadı. O maç boyu savunma çizgisini 40-50 metreye çıkaran Rijkaard, Makukula'ya Galatasaray kalesine yakın top aldırmadı. Galatasaray kalesine en yakın orta sahada topla buluşan Makukula Galatasaray ceza sahasına giremeden bitirmişti maçı. Sonuçta ağırdı, savunma arkasına koşular yapıp sarkamıyordu. Teknik kapasitesi de çok yüksek değildi. Topu alıp sağa sola servislerde de zorlanıyordu ve Galatasaray o maç çok iyi savunma yapmıştı. Hücumda etkili olunamamış ve maç 0-0 bitmişti ama bana taktik açıdan önemli bir ders vermişti o maç.


Servet oynasaydı Makukula çok sevinirdi çünkü onun istediği tarz oynanmış olacaktı. Makukula kafaları vuramasa, Servet'e vurdursa bile Kayserispor'u Galatasaray kalesine yakın yerleştirebilecekti çünkü Maicon gibi, Servet gibi stoperlerle rakibi orta sahada karşılama şansınız çok az. 


Adebayor, Makukula'ya göre çok daha özellikli. Teknik kapasitesi de yüksek olduğu için bugün topla kaleye çok uzak buluşsa da zaman zaman iyi servisler yapabildi ve bir kez de savunma arkasına sarktı ama Mariano iyi yetişti. Sonuç olarak Denayer - Serdar ikilisinin Adebayor'u fena savunmadığını söylemek lazım. Özellikle Adebayor, Başakşehir'in en kilit oyuncusu. Maicon oynasa Adebayor'un çok daha fazla tehlike üretebileceğini düşünüyorum.



GÜNCEL YAZILAR