"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Sinan Yılmaz
Sinan Yılmaz
@ivansshatov

Ve Terim yine kazandı!

30/04/2018



Galatasaray, Fatih Terim'den önceki son üç teknik direktörü döneminde tarihinin en başarısız derbi sürecini yaşadı. Tarihinde ilk kez art arda 11 lig maçında Fenerbahçe ve Beşiktaş'a karşı kazanamayan Galatasaray yine tarihinde ilk kez ligde Beşiktaş ve Fenerbahçe'ye karşı çıktığı son 6 derbide gol bile atamamıştı. 


Fatih Terim'in gelir gelmez farkını koyduğu konu da bu oldu. Beşiktaş, Fenerbahçe, Başakşehir ve Trabzonspor'a karşı çıktığı 4 kritik maçtan da istediği sonucu aldığı gibi bu maçlarda sadece bir gol yedi (O da Kucka'nın orta sahadan attığı absürt gol) Terim isminin, tecrübesinin ve kalitesinin direkt ve kısa dönemli yansıması bu oldu. Bu fark da büyük ihtimalle şampiyonluğu getirecek. 


Aslında zaten Tudor - Terim değişimi sonrasında beklenmesi gereken de buydu... Devre arasında kadroyu değiştirebilecek ne para, ne de zaman yokken Fatih Terim'in kısa dönemde sihirli değnek ile değiştirebileceği şey 'oyun kalitesi' olamazdı. Terim'in değiştirebileceği tek şey, bu tansiyonu yüksek maçlara tecrübesini ve kalitesini koymasıydı. Bu gibi derbi maçlar dışında Tudor da kadronun verebileceğini zaten alıyordu ama derbi ve daha doğrusu kritik maçlarda teknik adamlık tecrübesi olarak sınıfta kalıyordu. Terim kadronun verebileceği performansın üzerine çıkmadı. O konuda yani 'oyun kalitesi' konusunda "Tudor'un alamadığı katkıyı aldı, Galatasaray'ın 10 üzerinden 8 olan seviyesini 9'a çıkardı" diyemeyiz. Diyebileceğimiz şu olur, "Terim winner karakteri ve tecrübesi ile kritik maçlara etkisini gösterdi ve bu da şampiyonluk için gereken şeydi."


ŞENOL GÜNEŞ SINIFTA KALDI


Şenol Güneş kafa olarak maçta değildi. Bir kere Galatasaray'ın son haftalardaki en büyük zaafını etüt edememiş... Bu gerilimli haftalarda Galatasaray'ı oturup sakin kafayla analiz edecek dinginliği bulabildiğini de sanmıyorum. Zaten bu Fenerbahçe - Beşiktaş Türkiye Kupası eşleşmesi Galatasaray ve Başakşehir'in ekmeğine kocaman bir yağ sürmüştü. İki derbinin ekstra olaylı geçmesi de o kocaman yağın üzerine bal oldu bu iki takım için.


Şenol Güneş'in etüt edemediği şey, Galatasaray'ın son haftalarda savunmadan top çıkarmaktaki sıkıntısıydı. Sadece Alanyaspor maçını dikkatli izlese bunu net şekilde görürdü. Galatasaray Fernando ve Donk ile oynarken geriden oyun kurma konusunda ciddi sorun yaşıyor. Bu ikisi de uzun boylu, kendi ekseni etrafında ağır, topla çabuk al-ver yapacak isimler değil. O yüzden savunmadan top çıkarma konusunda Galatasaray çok zorlanıyor. Mesela Alanyaspor 0-2 yenik duruma düştükten sonra Galatasaray'a önde basmaya başladı ve Galatasaray çok bocaladı. Bir sürü pozisyon verdiği gibi doğru dürüst oyuna da giremedi. Ne zaman 2-2 oldu ve Alanyaspor 1-2 pozisyon kaçırdıktan sonra psikolojik olarak "Neyse bir puan da iyidir" diyerek koruma iç güdüsü ile davrandı o zaman kendi yarı alanında beklemeye başlayınca Galatasaray top oynayabildi ve 2-3 öne geçti. 


Şenol Güneş bunu görüp önde baskı ile başlasaydı Galatasaray ciddi sorunlar yaşardı ama Güneş geride bekledi. Galatasaray topu aldığında Beşiktaş hemen kendi sahasına geçip kümelenmeye çalıştı. Temkinli davrandı ve Galatasaray'ın geriden oyun kurma zaafından bir kez olsun yararlanmadı. Galatasaray kendi sahasında pres yediğinde sadece Mariano ile top çıkarabilen bir takımdı ve Mariano da sakatlanmışken hatta maç da 1-0 Galatasaray lehine dönmüşken bile Şenol Güneş bu taktiği hiç denemedi çünkü bu taktiği düşünmesi gerektiği sırada başka şeylerle uğraşıyordu. 


FATİH TERİM'İN DERBİ TAKTİĞİ


Fatih Terim, kendisiyle özdeşleşmiş olan savunma hattını öne çıkarma felsefesini bu maçta da uyguladı. Maicon'a rağmen uyguladı ve Şenol Güneş buna da bir hücum planı üretemedi. Negredo, Babel, Talisca ve Quaresma. Bu dört oyuncu da set oyununu oynamayı çok seviyor ama kontrada savunma arkası koşuyu seven oyuncular değiller. Buna rağmen Maicon'un alamadığı kafa topunda Denayer de zamanlama hatası yaptı ve Negredo birden kaleci ile karşı karşıya kalabildi. Maç 0-0 iken o gol olsa belki başka bir maç oynanacaktı ancak oyun olarak Galatasaray'ın üstünlüğü ortadaydı ve dakikalar geçtikçe Galatasaray'a karşı bir taktik geliştiremedi Şenol Güneş. Hem de kulübesinde alternatif de vardı.


23'te Galatasaray öne geçerken 35'te Negredo çıkmak zorunda kaldı ve o dakikada Vagner Love girse Galatasaray savunması önde pozisyon aldığı için Love'un sevdiği alanları bırakacaktı. Vagner Love bu ligde o alanlara Burak Yılmaz'dan sonra en iyi koşu atan futbolcu ve Şenol Güneş yedekte o dururken Lens'i aldı.


Doğrusu Beşiktaş, Atiba'nın eksikliğini ciddi anlamda hissetti. Medel bir yere kadar. Atiba'nın boyu ve fiziği ile kapattığı alan olsun, sakinliği ve topu tutması olsun çok fark ediyor. Atiba'nın olmadığı bir maçta ben olsam formsuz santrforlarımı illa 11'de oynatmakla uğraşmazdım. Medel - Tolgay - Oğuzhan üçlüsü ile başlar Talisca'yı önde serbest bırakır 4-6-0 ile merkezi kalabalık tutar ve önde basardım. Ayrıca Fatih Terim'in baskı kurmak için Maicon gibi ağır ve Denayer gibi pozisyon alma sıkıntıları olan iki stoperle orta sahada oynama riskini aldığını gördüğümde de ilerleyen dakikalarda Vagner Love'u da oyuna alıp maçı koparmayı düşünürdüm. Beşiktaş'ta savunma aralarına en iyi pas atan futbolcu Oğuzhan ve savunma aralarına en iyi koşu atan futbolcu Vagner Love Şenol Güneş'in maç planında yoktu!


Şenol Güneş ne Galatasaray'ın en büyük zaafı olan savunmadan top çıkaramamayı, ne de en büyük ikinci zaafı olan savunma arkası boşluğu değerlendirecek hiçbir hamle yapamadı. Böylece Terim maça hem oyun, hem de psikolojik üstünlüğünü koyabildi. Bu herkesçe dillendirilen 'ligin en iyi futbol oynayan takımı' etiketine sahip Beşiktaş'a karşı savunmayı orta sahaya çıkarmak ancak Terim kadar cesur ve tecrübeli teknik adamların alabileceği bir riskti.


STOPERLER KÖTÜYDÜ


Buna rağmen bireysel hatalar Galatasaray'a maçı kaybettirebilirdi. Maicon söylenenlerin aksine hava toplarında kötü bir stoper. Bunu Chedjou zamanlarında da Kamerunlu için defalarca yazmıştım. Cepheden gelen topa savunmacı olarak kafaya çıkmak başka, kenardan gelen ortaya kafa şutu vurmak için çıkmak çok başka işler. Chedjou mesela çok iyi bir zamanlama ile çıkıp hücumdaki kornerlerde kafaları çok iyi vuruyordu ama koşarak zıplamak ile olduğun yerde zıplamak çok faklı işler. Chedjou savunmadaki hava toplarında geç hamle yapıyordu veya fiziksel olarak şarj gelince dağılıyordu. Maicon da onun gibi. Serdar ise boyuna göre savunmadaki hava toplarında çok başarılı. Denayer ise hava toplarında sıçrama değil de pozisyon alma ve zamanlama sorunları yaşıyor. O bu konuda hem savunmada, hem hücumda sıkıntılı çünkü zamanlaması çoğu zaman hatalı. 


Negredo'nun kaleciyle karşı karşıya kaldığı pozisyonda Maicon'un alamadığı hava topu ve Denayer'in zamanlama hatası dikkat çekiyor. İlk yarının sonlarında Adriano'nun soldan ortayı kesip Talisca'nın yandan auta vurduğu kafa topunda da Denayer'in hatalı pozisyon alması ve Talisca'yı bomboş bırakması dikkat çekiyor. 2. yarının başında Maicon'un geriye doğru kafa vurup Babel'i Muslera ile karşı karşıya bırakması da büyük hata. Yani sadece stoperler Beşiktaş'a üç tane net gol pozisyonu yaratmıştı ama Beşiktaş bitiricilik noktasında kötüydü. Gerçi Galatasaray bu konuda daha da kötüydü.


ÜRETİM YÜKSEK, BİTİRİCİLİK ZAYIF


Beşiktaş için, yukarıdaki üç pozisyona son dakikalarda Talisca'nın kafasını da eklersek 4 pozisyon sayabiliriz. Bu dört pozisyon, siyah beyazlılar iyi savunma yapabilse aslında galibiyet için yeterli bir hücum aksiyonu olabilirdi ama Beşiktaş savunmada hiç direnemedi. 


Garry Rodrigues, Belhanda ve Feghouli'nin ortak bir özelliği var. Çok pozisyon üretip, çok kaçırıyorlar. Feghouli normalde daha iyi bir bitirici ama bu maçta o da Garry ve Belhanda'ya uydu. Aslında penaltı pozisyonunda Gomis'in önüne attığı bombeli pas olsun, yine ilk yarıda Gomis'i kaleciyle karşı karşıya bırakmadan önce çaldığı top olsun önemli pozisyonlar üretti. Belhanda da çok hareketliydi yine bir türlü marke edilemedi ve o da pozisyon üretimine katkı sağladı. Garry zaten her maç çok hareketli. Bu üç oyuncuyu marke etmek zor. Tempolu ve hareketli bir oyun oynadılar ve çok ürettiler, çok da kaçırdılar. Kaçırdıkları sadece şut değil, son pası, son ortayı da çok kaçırıyorlar ama Galatasaray'ın Beşiktaş karşısında bu kadar çok pozisyona girmesinde de başrol bu üç oyuncuya ait. 


Özellikle Garry'nin bitiriciliği çok sıkıntılıydı. Aslında golde de çok kötü bir bitiricilik yaptı ama top önündeki iki oyuncunun içinden geçip gol oldu. Tabi bu da futbolun bir kuralı. Çok pozisyona girer çok şut atarsanız, topun birine çarpıp girme ya da kötü şuta rağmen gol atma şansınız artıyor. 


BEŞİKTAŞ İÇİN TEHLİKE ÇANLARI


Şenol Güneş ve Beşiktaş için gelecek sezon daha zorlu olacak. Bu maçın ardından Şampiyonlar Ligi ihtimalini oldukça azaltan Beşiktaş gelecek sezon Türkiye Kupası'nda da oynamazsa rotasyonda sıkıntı yaşayacak. Durup dururken kaybedilen Oğuzhan muhtemelen ayrılacak ve seneye oldukça yaşlı bir Beşiktaş kadrosu olacak. Avrupa Ligi'nden gelecek sınırlı para Pepe'nin Negredo'nun maaşını karşılayacak mı? Daha doğrusu şöyle demek lazım. Sadece lig ve Avrupa Ligi oynarken yedek stopere 3 milyon, yedek santrfora 4 milyon euro maaşı nereden ödeyeceksin? Gelecekte kazanılması muhtemel başarıdan gelebilecek olan parayı elinde sanıp ona göre kadro kurmak bizim takımların yaptığı en büyük yanlış. Bunu geçmişteki yazılarımda yüzlerce kez yazmıştım ve geçtiğimiz aylarda da Fikret Orman'ın Ünal Aysal'ın yaptığı hataların aynılarını yapmaya başladığını yazmıştım. Nihayetinde evet, bugünkü Beşiktaş kadrosu, 2013-2014 sezonu Galatasaray'ına çok benziyor. Yaşlı, doymuş ve değiştirilmesi zor, yüklü maaşlar bağlanmış bir kadro. 'Feda' diyerek kurdukları genç ve ekonomik kadroyu alınan başarıların verdiği gazla 2 senede son derece yaşlı, pahalı ve doymuş bir takıma çevirdiler. Cenk'i satarken 2. bir Cenk olabilecek yeni ismi aramadılar. Veli sakatlığa kurban gittiğinde yeni genç bir Veli aramadılar. Yeni Gökhan Töre'yi, yeni Olcay Şahan'ı aramadılar. Yeni Oğuzhan da olmayacak gibi. Ellerinde yüksek maaşlı, yaşlı oyuncular kalacak bu gidişle.


Ayrıca Şenol Güneş geçmişte, kötü gidişatı iyiye çevirme başarısını hiç gösteremedi. Birçok açıdan büyük bir teknik adam ama geleceği planlamada işi yönetime biraz fazla bırakıyor. Hatırlarsanız Trabzonspor'u ilk 1-2 sene ciddi anlamda yükseltmişti ancak Selçuk, Engin, Egemen gibi oyuncuları kaybedince yerini dolduramamış ve düşüşü çevirememişti. 


GOMİS'İN GÖRÜNMEYEN ASİSTİ


Bafetimbi Gomis bu sezon derbilerde etkili bir oyun ortaya koyamamış ve gol atamamıştı. Bunun hırsıyla bu maça oldukça iyi başladı ama son vuruşlarda sanki bu durumun da etkisiyle eski soğukkanlılığında değildi. Yine de maçın kırılma anlarında Galatasaray'da baş rolü oynadı.


İlk golde dikkat edin Pepe ve Tosic, penaltı noktası üzerinde bekleyen Gomis'i görüp onun önünü kapatmaya çalıştılar ve esas kapalı tutulması gereken 6 pas önünü açtılar. Oraya sızan Fernando da kariyerinin en kolay gollerinden birini attı. Burada Gomis'in kendisini penaltı noktası üzerinde unutturması ve Fernando'ya golü attırması aslında dolaylı olarak çok net bir asist ancak istatistik siteleri 30 metreden şutla atılan bir golde, yanındaki oyuncuya topu bırakan birine asist yazarken bu pozisyona asist yazamıyor. İstatistiklere %100 güvenilememe nedenlerinin başında da bu geliyor. Topsuz oyun katkısı; istatistiklere girebilen, somutlaştırılabilen bir olgu değil. 


Bu goldeki varlığı olsun, gol öncesi indirdiği kafa topları olsun Gomis Beşiktaş savunması üzerinde hakimiyetini hissettirdi. Pepe ve Tosic'in de Denayer ve Maicon gibi oldukça kötü bir maç çıkardıklarını söylemek gerek. Galatasaray'ın kazandığı penaltı pozisyonunda da Gomis çok iyi sızdı ve Tosic ile top arasına çok iyi girdi. O pozisyonda penaltı verme cesaretini gösteren bana göre Türkiye'nin açık farkla en iyi hakemi Fırat Aydınus'u da kutlamak lazım. Normalde net bir penaltı ama çoğu hakem bunları devam ettirip gol kaçtıktan sonra durdurup penaltı çalabilecek cesarette olamıyor. 


MAÇIN ADAMI LİNNES VE NAGATOMO


Son olarak maçın en iyi iki oyuncusuna değinmek gerek. Babel ve Quaresma'yı birebirde oldukça iyi savundukları gibi Galatasaray'ın gollerinde de asisti yaptılar. Maç tempolu, git-gelli oynanması nedeniyle özellikle tam Linnes'in istediği gibi bir oyuna dönüştü ve o da yorulmak bilmeyen, hızlı bindirmeleri ile fark yarattı. 


İnsanlar Terim'in en büyük kazanımı olarak Donk'u gösteriyor ama bence Donk'un öyle çok ekstra bir oyunu yok. Belli bir görevi başarı ile üstlendiğini söyleyebiliriz ve bunu Kasımpaşa'da da yapıyordu. Kendisinden beklenen görev kısıtlı ve bunu iyi yapıyor. Terim'in esasında en büyük kazanımı Linnes. Terim geldiğinden beri seviyesini en yukarı çıkaran futbolcu o. Şahsen benim gelecek adına çok az beklentim olan, çok fazla eksiği olduğunu düşündüğüm bir oyuncu ama karakter olarak da ciddi bir gelişim içine girdi. Mesela ilk yarıda Lens'in koluyla aldığı bir pozisyon var. Orada ilk topa çıkıp vuramıyor bu başından beri eksik ama daha önce Lens o topu indirdiğinde fiziksel olarak da eziliyordu ve şutu engelleyemiyordu. Şimdi Lens eliyle indirdikten sonra ayakta kalabildi ve hemen topu uzaklaştırdı. O pozisyon fiziksel olarak güçlendiğini gösteriyor. Özgüveninin çok yükseldiği de ortada. Yaptığı asistte belki pası iyi veremedi ama topu o alana doğru ters ayağı ile sürüşü sanki Mariano'dan bir şeyler öğrendiğini de gösteriyor. Futbolda takip etmeyi en çok sevdiğim şeylerden biri futbolcuların bireysel olarak gelişim göstermesi. Bir teknik adamda da ilk aradığım özelliklerden biri oyuncularının üzerine koyabilmesi, onları geliştirebilmesidir. Hatta iş hayatına atılmadan önce, üniversite dönemlerinde oynadığımız FM'de de en sevdiğim şey oyuncuların gelişimiydi. Bu yüzden, beklentimin de çok düşük olduğu Linnes'in bu gelişimini izlemek ayrıca keyif veriyor.



GÜNCEL YAZILAR