"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Sinan Yılmaz
Sinan Yılmaz
@ivansshatov

Pragmatist Terim ve kontra atak futbolu

06/05/2018



Geçtiğimiz günlerde FCN Blog'tan Can Bedel ile kısa bir röportaj yaptık. Sorulardan biri deplasmanlarda neden sonuç alınamadığıydı ve cevabım da şu olmuştu... 


"Galatasaray deplasmanda kazanamıyor çünkü hepsinden önce kötü bir kontra atak takımı. Kendi yarı sahasında sağlam savunma yapsın, kontralarla gitsin maç alsın yok. 27 gol atan Gomis'in sadece bir tane kontra atak golü var aklıma gelen o da Konya'da orta sahadan bastı gitti penaltı aldı. Ali Turan yetişememişti yanlış hatırlamıyorsam. Feghouli - Belhanda ve diğer hücum oyuncuları da kontra ataklarda etkisiz. Misal Garry hızlı ve çabuk ama ani gelişen ataklarda sürekli hatalı kararlar verdiği için o da yeterince kontra atak golü atamadı. Bir Kasımpaşa deplasmanı geliyor aklıma belki bir iki tane daha vardır. Sonuçta Galatasaray'ın oyunu öldürüp hızlı çıkıp gol atma becerisi yok. Zaten oyunu kendi sahasında kabullenirse duran toptan çok kolay gol yeme sorunu da var. O yüzden Galatasaray için tek kazanma formülü rakibi kendi yarı sahasına hapsedip set oynamak. Feghouli, Belhanda, Gomis, Selçuk ve hepsinden iyisi Mariano set oyununda usta oyuncular. Gomis tam bir set oyunu bitiricisi. Mariano oyun rakip yarı alana yıkıldığında olağanüstü bilgili. Feghouli ve Belhanda da o oyunu iyi biliyor ama hızlı atağa çıkmayı bilmiyorlar. Nihayetinde deplasmanda oynayınca takımlar gerek taraftarı, gerek statların bozuk zeminleri, gerek zaman geçirmelerle devamlı baskı yemeye fazla izin vermezler. Galatasaray'da alternatif kontra atak oyuncusu da yok. Eren de o oyunu bilmiyor. Mesela Niasse tarzı bir kanat/forvet olsa deplasmanlarda tam oynatılacak cinsten olurdu. Böyle bir 2. forvet özellikli kanat oyuncusu yaza mutlaka transfer edecektir Terim." 


İLK KEZ KONTRA ATAK GALİBİYETİ


Şimdi buradan hareketle; Mariano'nun ve Belhanda'nın olmadığı bir maçta Galatasaray'ın oyun kurma sıkıntısı, topa sahip olma zaafiyeti yaşayacağı barizdi. Bu yüzden Terim, kapalı bir oyun anlayışı ile kontra atak futbolunu benimsedi. Galatasaray bu sezon 31 hafta sonra ilk kez, 32. haftada set oyunu oynamadığı bir maçı kazanabildi. İlk kez bir kontra atak galibiyeti aldı. %36 topla oynayabildi, sadece 182 isabetli pas yaptı ve bu ilk 11'le bundan başka bir oyun oynama şansı da yoktu. 


TERİM'İN SADECE 2 İHTİMALİ VARDI


Fatih Terim, maç öncesinde elindeki oyuncu grubunun form durumlarını, sağlık durumlarını ve tecrübelerini hesaba kattığımızda sadece iki opsiyona sahipti. Ya Selçuk'un tecrübesine güvenip bugün çıkardığı 11'i çıkaracak ve ilk kez kontra atak futbolu ile kazanmayı deneyecek. Ya da form durumuna güvenip tecrübesiz Sinan'ı sağda tercih edecek, Feghouli'yi 10 numaraya koyacak ve 4-2-3-1 ile set oyunu oynayarak kazanma ihtimalini zorlayacaktı. 


Elinde tek bir şeyi (set oyunu) oynamayı bilen ve 31 hafta boyunca sadece bunu oynayan, üstelik bu oyunu iyi oynayan oyuncuları sakat veya cezalı olan Terim, tecrübeyi seçti. Defansif bir kadro çıkardı ve ilk yarı planları büyük oranda tuttu. Planların tutmasında Garry Rodrigues'in payı büyüktü. 


Eski Terim olsa bu deplasmanda 4-2-3-1'i Sinan'la oynardı. Terim eskiden Real Madrid'e bile baskı kurup 6 yemeyi göze alırdı. Fenerbahçe'den 6 yediğinde de bunu yapmıştı. Buna karşın Terim'in yaşlandıkça daha çok olgunlaştığını ve daha pragmatist davrandığını düşünüyorum. Kendisini geliştirmeyi her seferinde başarıyor Terim. Mesela Arda ile kavgasında, kebapçı ile organize edilen tuzağa düşmesinden de dersler çıkardı Terim. Yıllar önce bir basın toplantısında "Bu yaştan sonra ders almam, ders veririm" demişti ya, Terim aslında bugün bile, en büyük dersi kendi hatalarından çıkarıyor. Kebapçı olayında tuzağa düştüğünü bildiği için haftalardır susuyordu. Tetikte olanları biliyordu. 


Futbola dönersek, Fernando - Donk orta ikilisine geçerken kendi felsefesine uygun bir futbolun oynanamayacağını da çok iyi biliyordu ama şampiyonluk için daha gerçekçi yolun bu olduğuna kaybettiği üç deplasman maçı (Sivasspor, Kasımpaşa, Gençlerbirliği) sonrası karar vermişti. 


Pragmatist Terim'i ilk kez 2011-2012 sezonu Süper Final'in son maçında görmüştük. Beraberlik için oynamış ve ihtiyacı olan beraberliği alıp şampiyon olmuştu. Bu maçta da sadece kazanmak için oynadı ve istediğini aldı ancak şunu söyleyelim ki, Garry'nin doğru gününe gelmesi bu galibiyeti getirdi. Bir hafta önceki Garry bugün sahada olsa bu galibiyet çok zor olurdu.


RAKİP YARI ALANDA OYNAMAK İMKANSIZDI


Maç öncesi twitterda, Terim'in elinde sadece bu iki opsiyonunun olduğunu ve Terim; Donk-Fernando-Selçuk orta üçlüsünü seçerse, teknik adamlık anlayışının değiştiğine, artık eski Terim olmadığına tamamen kanaat getireceğimi yazmıştım. 


Terim eskisi gibi davranmadı. Lucescu gibi davrandı ve bu şekilde de kazanmasını bildi. Bu noktada da Garry Rodrigues'ten büyük destek aldı. 


Öncelikle Garry Rodrigues ile ilgili sürekli yazdığım konu şuydu... Sağ kanattan orta kesileceği zaman ceza sahasının dışında kalıyor, ceza sahasına arka direğe koşu yapıp 2. forvet olamıyordu. Bu şekilde atabileceği bir çok gol pozisyonu olmuş ama hiçbirini değerlendirememişti. Nihayet bu maçta, bekin sırtına yapması gereken koşuyu yaptı ve önüne geçip çok kolay, çok akıllıca bir gol attı. Çünkü en akıllıca gol, boş kaleye atılandır. (Bunu sözü ben uydurdum. Cruyff'un sözü "En güzel gol boş kaleye atılandır" şeklindeydi çünkü rahmetli oyunda sürekli akıl arıyordu) Bu golde Feghouli'nin kalitesine yakışan bir top kestiğini ve Linnes'in de ona çok güzel bir pas çıkardığını söylemek gerek. 


Linnes beni şaşırtmaya devam ediyor. Terim, Linnes ve Donk'a büyü falan yapmış. Bambaşka oyunculara dönüştüler. Linnes, geçmiş dönemlerde bu goldeki gibi hücumda ikiye birleri oynamayı hiç beceremiyordu ama bugün birkaç kez bu işleri güzel yaptı. Linnes'e yine döneceğim kontra ataklara devam edelim...


İlk golde bu üç oyuncunun kontra atak oyununu çok iyi oynaması golü getirirken 2. gol tamamen Garry'nin geçmişte çok kötü olan bitiriciliğini bu sefer harika şekilde konuşturmasıyla oldu. Selçuk topu gevelemeden hemen Rodrigues'e aktardı. Garry hızıyla Dany'nin hatalı duruşundan yararlanıp çalımı attı ve son vuruşu harika yaptı. İlk yarının sonlarında üst direkten dönen şutunda da son vuruşu çok iyiydi. Bugünkü son vuruş becerisi derbide olsa; Galatasaray, Beşiktaş'a karşı 4'ü 5'i bulurdu.


BU STOPERLERLE KAPANAMAZSIN


Galatasaray ilk yarıda kontra atakları hücumda çok iyi kullandı. Az ama öz çıktı ve çok iyi bitirdi. Buna karşın savunmada vasat altındaydı. Aslında bu oyunda; iyi pozisyon alan, ebatlı, uzun stoperler daha verimli olabiliyor. Rakibi bekleyeceğin için kenarlara inip sana uzun toplar atacaklar ve o topları doğru pozisyon alan uzun stoperlerle karşılamak daha makul olacaktı. Buna karşın Terim'in elinde iki tane baskı stoperi vardı. Bu iki stoperi kendi kalesine yaklaştırdıkça karamboller doğacağını biliyordu. Seleznov fizik olarak ikisine karşı da üstündü. Bu yüzden savunmayı da kendi 30 metresinden sonra kurdu. Galatasaray 11'i uzun süre çok dar alanda pozisyon aldı. Savunma geride değil ama orta saha ve forvetler oldukça geride bekleyince stoper hattı 30 metrede, Gomis 60 metrede oynadı ve 11 oyuncu o 30 metreye sıkıştı. Eğer Serdar ve Denayer iki pozisyon alan oyuncular olsaydılar ve bekler de onlarla yakın durmayı bilseydi bu duruş zaten optimum savunma duruşu. Şampiyonlar Ligi'nin en güçlü takımları da rakiplerini karşılarken böyle duruyor ama onlarda stoper olarak Denayer ve Serdar, beklerinde de Linnes yok. Bu üç oyuncu da bu oyunda çok tecrübesiz. Nagatomo İnter'den tecrübe etmiş biraz ama bu üç oyuncu aralarına çok top kaçırdılar. Mesela ilk yarıda Muslera'nın soluna yatıp kurtardığı top olsun (Serdar kademede geç kaldı), penaltı pozisyonu olsun, ikinci yarıda Muğdat'ın ayağından Muslera'nın aldığı top olsun, savunma arkasına fazla adam kaçırdılar. Galatasaray savunması derbide de kötüydü, bu maçta da kötüydü. Bu savunmayı Şampiyonlar Ligi'nde affetmezler. Denayer'in ciddi pozisyon hataları devam ediyor. Serdar ile de birlikte fazla oynamadıkları için birbirleri ile uyumlu değiller. 


2. yarıda Galatasaray ilk yarıdaki gibi kontralara çıkamadı. Terim güzel bir değişiklikle kontraya çıkabilecek oyuncu sayısını arttırdı. Yasin - Sinan ve Garry, Akhisar'ın savunmasını öne çıkarıp baskı kurmasına engel olacak hıza sahip tehditlerdi. Özellikle Yasin'in iyi iş çıkardığını söylemek lazım. Sene sonu çok büyük ihtimalle gidecek ve kırgındır, belki kendince haklıdır ama profesyonelce davrandı. 


YASİN KONUSU


Yasin konusunda benim fikrimin bir önemi yok, bu maçla da bir ilgisi yok ama pek bilinmeyen bir konu var ve merak edenler için onu yazmak isterim. Yasin 14-15 sezonu başında transfer edilirken Galatasaray yönetimi kendi açısından çok akıllıca bir hamle yaptı ve o günkü kuru sabitledi. O gün Euro 2.8'di. Bugün 5'i geçti. Yasin normalde 1.1 milyon euro alıyor gözükse de 1.1 milyon euroyu 2.8 ile çarpıp Türk Lirası üzerinden maaşını Yasin'e veriyorlar. Bu durum da zamanla Yasin'i çok zarara uğrattı. Bugün itibariyle Yasin Galatasaray'ın en az kazananlarından biri. Tarık Çamdal'ın üçte biri kadar para kazandı Galatasaray'dan! Sanırım Eray'dan sonra takımın en az para alan oyuncusu. Tabi burada Yasin, Galatasaray'a değil de bu anlaşmada zararı öngöremeyen menajerine kızacak. Ben Yasin yerinde olsam böyle düşüncesizce anlaşma yapan menajerimi kovardım. 25 tane adam Galatasaray'a gelirken euroyu sabitlememiş, bir tek Yasin'e sabitlenmiş. Bu da onu yıllarca kemirdi. Haksızlığa uğradığını düşünüyordur ve kendince haklılık payı var. 4. yıldızda büyük pay sahibi oldu ama Koray Günter'ler, Tarık Çamdal'lar ondan daha fazla kazandı. Galatasaray, Aysal döneminde de sonrasında da Selçuk'lara, Eren'lere, Serdar'lara hepsine bol kepçeden verdi, Yasin'e gelince en zeki pazarlığı yaptı. Yasin'e yapılan pazarlık tüm futbolculara yapılsa bugün Galatasaray senede yaklaşık 30 milyon euro sadece oyuncu maaşlarından kar edecekti. Yasin'in son 4 yıldaki katkısı Selçuk'tan az değildir ama kazandığı para Selçuk'un çeyreği kadar bile değil. Neyse artık Yasin dönemi geçti. Yaşı geldi ve yaza ayrılacaktır. Galatasaray'da aldığından çok da alamaz çünkü en iyi dönemleri de geçti. Burada Yasin'in kızması gereken bence kötü pazarlık yapan menajeri ve kendisi... Kendisine kızmalı Yasin ama bugün kızgınlığı, küskünlüğü bırakıp doğru iş yaptığı için de helal olsun. Eski Yasin, rakibini yere yatırdığı pozisyonda al da at diye Gomis'e vermez kaleye vururdu. Aferin, böyle olsun, insanlar kendisini iyi hatırlasın. Benim düşüncem bu.


MARTİN LİNNES'İN GELİŞİMİ


Son olarak Martin Linnes ile bitireceğim ama öncesinde Fernando - Donk ikilisinin merkezi iyi kapattığını da söyleyeyim. Böyle temposu düşük maçlarda Donk daha da verimli oluyor çünkü oynadığı alan daraldığında fizik gücünü daha çok kullanabiliyor. 


Geçelim Linnes. Linnes için geçmişte hep kontra atak beki yazdım. En önemli özellikleri hızı ve yorulmak bilmemesi... (90+2'de ceza sahasında penaltıyı alma nedeni hiç yorulmamış olması. Bu kadar dayanıklı olma ve hiç yorulmama nedeni de çok profesyonel olması... Kendisine çok iyi bakıyordur, çok doğru besleniyordur, uyku düzeni çok doğrudur bu yüzden 90+2'de o ekstra koşuyu rahatlıkla yapmıştır) 


Şimdi Linnes, Galatasaray'a gelene kadar set oyunu nedir bilmedi, tecrübe edecek bir fırsatı olmadı. Tecrübe edemez çünkü takımı Molde öyle bir oyun oynamıyor. Norveç'te de öyle bir oyun oynanmıyor. Genelde takımlar birbirine daha denk, tempo yüksek, git-geli bol maçlar oynanıyor. Hem savunmada, hem hücumda ataklar sete dönüşmüyor. Kimse topa basmıyor. Linnes de Galatasaray'da senelerce topa basıp, al-ver yapmış bir oyuncu değil çünkü öyle öğrenmemiş. Linnes Molde ile şampiyon da oldu ama genelde Molde'nin yeri 5. sıra 6. sıra. Yani bu seneki Sivasspor gibi diyelim. Bu takım maçlarının büyük bölümünde Galatasaray gibi oyunu rakip yarı alanda oynayan, dar alanda verkaçlar yapan, set oynayan bir takım değil. Norveç'te kontra atak, karşılıklı atak çok oluyor. Linnes de bunu öğrenmiş, bunu tecrübe etmiş ve sivrilen özellikleri de (hız ve dayanıklılık) bu oyuna yani kontraya yatkın. Yani Linnes tam bir Norveç Ligi topçusuydu ve Avrupa'nın en yaşlı, en temposuz, halısahalık eski, yaşlı yeteneklerin ligi olan Süper Lig'de de tamamen sırıttı. 


Galatasaray'a geldiğinde bu konularda ciddi yabancılık çekti. Rakip yarı alanda verkaçları yapamıyordu ve çocuk bir yerden sonra pas istemeye çekinir olmuştu. Bildiğiniz pas gelmesin istiyor rakip kanadın arkasına saklanıyordu çünkü ne yapacağını bilmiyordu ayrıca bu mutsuzluk yüzünden ikili mücadelelerde de ayakta kalamıyordu, özgüvenini yitirmişti. Visca'nın karşısında omuz omuzada yerlerde kaldığını hatırlıyorum kaç kez... Fakat Fatih Terim gibi bir psikolog geldi (Terim insanların neye ihtiyacı olduğunu iyi biliyor ve o doğrultuda onları rehabilite edebiliyor. Terim'i büyük teknik adam yapan başlıca şey bu) Terim, Linnes'e ihtiyacı olan özgüveni, cesareti verdi. Bugün ilk yarıda 3 Akhisarlı arasında kaldı, ikili mücadeleydi ve boğuştu faul aldı. Hakem faul çalmasa da topu kaptırmamıştı. İşte Terim'den önceki Linnes o pozisyonlarda eziliyordu. 2. yarıda yine pas hataları olmadı değil ama ciddi gelişim gösteriyor. Savunmada da set oyunu noktasında ciddi zaafları var. Sadece hücumda değil, savunmada da set oynanmıyor Norveç'te. Rakip onun tarafından çizgiye indiğinde top ayağındaki kanat oyuncusuna daha çabuk gitmeli ve orta açısını kapatmalı. Bu haliyle çok geçirgen bir bek. Rakip sol kanat oyuncusu topu sağına alsa da, soluna alsa da orta kesecek açı bulabiliyor. Linnes'in daha çabuk ve yakın markaj yapıp, o orta açılarını kapatması, bu kadar kolay orta kestirmemesi gerek. Ayrıca sağ stoper ile arasındaki mesafeyi de daraltmalı ve oraya top attırmamalı. Bunları zamanla öğrenebilir. Pozisyon alma konusunda Denayer ondan da kötü. 


Terim bir Lucescu galibiyeti alıp şampiyonluğa daha da yaklaştı. Bu yaz, bu sezonki şampiyonluktan daha zor bir işi olacak. O da gelecek sezon Şampiyonlar Ligi'nde oynayacak takımı, bu kadar kısıtlı imkanlarla ve UEFA'nın muhtemel kadro kısıtlaması cezasına rağmen kurabilmek.



GÜNCEL YAZILAR