"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Sinan Yılmaz
Sinan Yılmaz
@ivansshatov

Şampiyonluk iştahı!

13/05/2018



Fatih Terim'in en popüler taktiklerinden biridir. Özellikle iç sahada, taraftar desteği ile birlikte, maça baskılı başlamak. Twitterda biri yazmış. Başakşehir, Beşiktaş ve Trabzonspor gibi maçların ilk dakikalarında Galatasaray Garry Rodrigues ile hep pozisyona girmiş, bugün de Garry ile maç başında bir gol gelebilir yazmış. Gol gelmedi ama asist geldi. Şampiyonluk iştahı ile maç ilk 12 dakikada bitti. Sonrasında, bana göre ligde bütçesine göre en iyi savunma yapan takım Malatyaspor net pozisyonlara mümkün olduğunca izin vermedi ve Galatasaray da son maçlarına oranla daha iyi savunma yapıp (Malatya da organize hücum edemedi) rahat bir galibiyet aldı. Hücumda belki farkı arttırmak için yeterince bitirici ve üretken değildi Galatasaray ama savunmada da rakibine pozisyon vermedi. 


Geçmişte yazmışımdır. Bütçesine göre bence ligin en iyi savunma takımı Malatyaspor bu sezon. En başta Boutaib savunmaya çok yardım eden, çok faydalı bir oyuncu, sonra kanatlarda Adem ve Pereira da öyle. Pereira bu maçta oynamadı ve yerine Eren oynadı. Diziliş olarak da 4-1-4-1'i çok defansif oynuyorlar. 11 kişi topun arkasına geçip, yakın savunma yapıyorlar. Kanatlar beklerini asla yalnız bırakmıyor, ön libero savunmanın önünden fazla ayrılmıyor ve maçlarını genelde, bir tane atıp kazanmak üzerine oynuyorlar. Erol Bulut da Ertuğrul Sağlam da bu oyunu iyi beceren hocalar. Yeni Malatyaspor da bu sezon öne geçtiği maçları kaybetmeyen tek takım olmuş. 


İlk 20 dakika bozgununu neden atlatamadıkları biraz bek oyuncularının dışarıda kalmasında gizli. Fatih hoca, klasik taktiği baskılı başlangıcı, kanat oyuncularını içeri sokarak gerçekleştirdi. Yeni Malatyaspor'un en iyi 4 futbolcusundan ikisi bekler Issam Chebake ve Aly Cissokho çok tecrübeli, lig genelinin üstünde bir kaliteye sahipler. Takımın açık farkla en kaliteli oyuncusu ve takımı taşıyan isim olan Boutaib'ten sonra bu iki bek ve Adem... Bu 4 kişi Yeni Malatyaspor'u ateş hattının üzerinde tuttu sezon boyu ancak bu maçta bekler gafil avlandı. Sinan ve Garry içeri girince arkadan Belhanda da onlara destek verdi ve Gomis de zaten o alanda bulunuyor, Galatasaray rakibin merkezinde ve kalesine yakın 4 oyuncu ile baskı yaptı. Chebake ve Cissokho o alana girip orada duvar öremediler. 


Bekler savunmada göbeğe yaklaşamalı, stoperle arasındaki mesafeyi kapatmalı; hücumdayken de çizgiye açılmalı. Chebake ve Cissoko bu futbolun temel doğrusunu mutlaka biliyordur ama ilk 12 dakika yeterince daralamadılar. Mina - Sadık ve Azubuike üçlüsü 4 kişi karşısında eksik kaldı ve ilk 12 dakikada bu yerleşim hatasından golleri yediler. 


2. gol Galatasaray'ın geçen hafta Akhisarspor maçındaki gibi bir kontra atak golü ve bu golleri ilk 31 haftada çok çok az gördük Galatasaray'dan. Belki bir Kasımpaşa deplasmanı, bir 3-0'lık Antalyaspor maçında Garry'nin Gomis'e attırdığı gol. Hafızanızı zorlayınca çok az çıkıyor. 


Garry kadar süratli ve çabuk bir kanat oyuncusuna sahip bir takımın daha çok kontra atak golü veya tehdidi oluşturmasını beklersiniz. Galatasaray bunu yapamıyordu ama son 2 haftada bu konuda çok iyi işler yapmaya başladı. 


Garry, Fatih hoca ile çok iyi bir başlangıç yapmış sonra uzun bir durgunluk sürecine girmişti 6-7 maçta vasatı aşamadı ama Terim onu kesmedi. O dönemde bonservis bedelinin 10 milyon euronun altına düştüğünü düşünüyordum fakat bu son 3 maçtaki performansı ile de şampiyonluğu belirleyen futbolcu oldu. 3 maç, 3 gol ve 2 asist. Aslında Beşiktaş maçında da çok kötü bir bitiricilikle oynamıştı ama o maçta attığı golün getirdiği özgüven ile patladı. Son topu kullanmadaki hatalarını son 2 maçta hiç yapmadı ve daha önce atamadığı golü (topsuz arka direk koşusu), daha önce yapamadığı asistleri (doğru zamanda, boş adama pası çıkarmak) yaptı. Bu iki boş kaleye attırdığı gol son derece basit görünüyor ama o kadar hızlı gelişen pozisyonlarda doğru saliseyi yakalamak zaten mesele. Bu iki maçta bu saliseleri iyi yakaladı. 


SAVUNMA OYUNU 


Maç 2-0 olduktan sonra rakibi karşısında kontrollü oyuna geçen ve rakibini dengesiz yakalayıp farkı arttırma yoluna giden bir Galatasaray izledik. Yeni Malatyaspor ligin en kontrollü takımı. Savunmada eksik kalıp da topluca hücuma gittikleri çok çok nadir oluyor. Maç 2-0 olduktan sonra da böyle bir şeyi yapıp 5-0 yenilme ihtimalini artırmadılar. Kontralarda hiç eksik kalmadılar ve Galatasaray da yakaladığı pozisyonlarda ekstra bitiricilikler gerçekleştirip farkı arttıramadı. Buna karşın savunmada ise iyi bir Galatasaray olduğunu söylemek lazım. Beşiktaş ve Akhisarspor maçlarında çok kolay pozisyonlar veren bir Galatasaray görmüştük. Bu maçta ise Maicon ve Denayer iyi savunma yaptılar. Özellikle Denayer, ligin ilk yarısında ezildiği pivot santrfor Boutaib karşısında başarılı bir maç çıkardı. Denayer'in en önemli eksiklerinden biri ilk topa çıkamamasıydı. Bu maçta Boutaib önünde vuramasa da rakibine kolay top alma izni vermedi. Daha tatlı-sert oynamayı bildi. Bunda Fatih Terim motivasyonunun etkisi vardır muhtemelen. 


Ayrıca Linnes ve Nagatomo'nun savunmada rakiplerinin yaptığı hatayı yapmadığını ve merkezi eksik bırakmadığını da söylemek lazım. Linnes bu maçta hücumda yetenek olarak zaman zaman yetersiz kaldı. Pasları ve ortaları isabetli değildi ama oyunu doğru oynadı. Yükselen özgüveni onun daha önce yapmaya korktuğu şeyleri yapmasını sağlıyor. Hücumda her zaman doğru bindirmeleri yaptı ki bu, isabetli orta ve pastan şimdilik daha değerli. Teknik konusunda zaten hiçbir zaman çok iyi bir oyuncu olamayacaktır. Yetenekleri zaten belirli, önemli olan doğru ve özgüvenli oynamaya devam etmesi.


SİNAN GÜMÜŞ VE BELHANDA ARASINDAKİ FARK


Bu maç özelinde Sinan Gümüş'e değineyim. Devamlı ilk 11 oyuncusu olması için anlık saman alevi parlamalarına değil devamlı oyunun içinde olmaya ihtiyacı var. 4-5 etkili pozisyon üretti ki bu sayı bir 90 dakika için oldukça iyi. Top taşıması, şutu, kendisine alan açması gibi meziyetleri tartışılmaz. Bu sezon şampiyonlukta da azımsanmayacak bir katkısı oldu ama bu halde bile hala 11 oyuncusu olamaz. Feghouli bu kadar beklentilerin altında kalmışken ve Sinan da son dakika golleriyle iki kez Galatasaray'ı kurtarmışken Terim onu neden 11'e koyamadı bu haftaya kadar? Bence Mariano sağlam olsa ve bu maç deplasmanda oynansa yine Sinan yerine Mariano - Linnes oynama ihtimali daha fazlaydı çünkü Sinan oyunun içinde kayboluyor. Bu seviyede böyle olmaz. 


İlk yarıda Sinan'ın kanadından bir top sol tarafa taşındı. Garry topu aldı ve sıfıra inen Nagatomo'nun önüne yuvarladı. Gomis iki stoperle birlikte ön direğe koşu yaptı ve Nagatomo da arka direğe ortayı kesti. Orada arka direkte olması gereken oyuncu Sinan ve Sinan arka direği bırakın ceza sahasında yok, taç çizgisinde yok, ceza yayında yok. Sinan 3-4 hamle önceki pozisyonda kalmış, orta sahada geziniyor! Böyle olmaz... Belhanda kötü de oynasa olur. Sinan 40 metreden yazsa da böyle olmaz. 


Belhanda sürekli oyunun içinde, sürekli sorumluluk alıyor. Bu maçta da bu sezonun en iyi 2-3 maçından birini oynadı kendi adına ama kötü oynadığı maçta da oyunun hep içinde Belhanda. Zaten futboldan anlamayanlar ilk olarak çok sorumluluk alıp, çok hata yapana küfür eder, futboldan anlayanlar ise ilk olarak sorumluluk almaktan kaçana kızar! 


Sorumluluk alan oyuncu, hata yapsa da, top kaybetse de seni öne taşır, oyunun içinde tutar. Sorumluluk almayan ise seni geri çeker, mahkum oynamana neden olur. Sinan bunu bilinçli yapmıyor. İkili mücadelelerinde daha iştahlı olduğu da göze batıyor. Ruhen çok isteklidir, rüyalarına giriyordur maçlar ama karakter olarak o gücü edinememiş. Oyunun çok dışında kalıyor. Yoksa zaten müthiş yeteneği var. Top sürme ve şut yetenekleri o kadar iyi ki sadece bu iki yetenek onu çok ciddi bir silah haline getiriyor ama oyun karakterini güçlendirmeli. Kolay değil, Fatih hoca dahi zorlanıyor bu konuda. 


3-4 yıl önce bu yetenekler bariz şekilde göze batarken insanlar o dönem Hamza hoca ve Mustafa hocaya kızıyordu. Neden Sinan 11 başlamıyor da sonradan giriyor diye. Bugün insanlar böyle olması gerektiğini kabul ediyor çünkü Sinan 11 olabilecek, o formayı alacak karakter olgunluğunda hala değil. Son 30 dakika girecek serseri silah modunda hala. Bu karakteri edinmesi kolay değil. Ağlaklığı bırakmalı, iki tepki gelince küsmemeli, gerektiğinde binlerce kişinin tepkisini göğüslemeli. Eyvah şimdi bu topu kontrol edemezsem bana küfür ederler diye 2 adım geride durmamalı. Yoksa Emre Çolak yetenek olarak Sinan'dan da iyiydi ama o da karakter olgunluğunu yakalayamadığı için olamadı. Belki yaşlandıkça olgunlaşırlar...


KENDİ OYUNCUSUNA KÜFÜR EDEN TARAFTAR


Son olarak Fatih Terim ile tartışan taraftara değinip bitireceğim. Maçın 73. dakikasında futbolculara sürekli küfür eden taraftar ile bunu duyan ve sinirlerini kontrol edemeyen Fatih Terim arasında tartışma yaşandı. Aslında bu konuda kitap yazacak kadar uzun düşüncelerim var ama bıkkınlık getirdiği için o kadar uzatmayacağım.


Bu tribündeki insandan sosyal medyada, kahvehanede, statta binlerce var ve bu insanların takım tutma şekli beni taraftarlık hissiyatından soğuttu. Bugün maçları taraftar gibi izleyemiyorum, daha çok bir futbolsever olarak izleyebiliyorum. 


Kendi futbolcusuna, kendi teknik direktörüne, kendi kulübüne emek vermiş insanlara, sırf haklı çıkacağım, egomu tatmin edeceğim, çevremde öne çıkacağım, beni parmakla gösterecekler diye küfür ve hareket eden insanların çığ gibi büyümesi beni taraftar olma hissiyatından uzaklaştırdı. Ellerinde telefon, sosyal medyada teknik direktörcülük oynayan ve sahadaki futbolcuları kendilerinin paralı kölesi sanan bu insanlar, yeni Türkiye'nin zenginleri. Bu insanlar numaralı tribünden bilet alabilen belli bir ekonomik düzeyin üzerindeki insanlar. Belli ekonomik standartlarda oldukları için de sosyo kültürel olarak kendilerini gerçekleştirmelerini bekliyorsunuz. Edep, ahlak bilir diye düşünüyorsunuz ama öyle olmuyor. Toplum devasa bir çöplüğe dönüşüyor ve zengininden fakirine herkes ahlaken çürüyor. Bu taraftar kitlesi imkanı olsa parayla gladyatör dövüştürür ve keyifle izler. Olaylara yaklaşımları bu ve her yerdeler. Bursaspor altyapısından çıkan iki çocuk var. Biri stoper Ertuğrul, diğeri Emre Taşdemir. Ertuğrul stoper ve geçen sezon adam yokluğunda bir maç sağ bek oynattılar. Çocukta 1.90 civarı boy var, bildiğin tekniği kısıtlı stoper ve sağ bekte pas geldi. Neden adam geçip, orta kesemiyor da geri dönüyor diye 20 yaşında çocuğu maç boyu ıslıklayıp ağlattılar. 


Bugün Emre Taşdemir, yıllar süren bir sakatlık atlattı. 2-3 sene önce Emre Taşdemir çok iyi bir çıkış yapmış ve Milli Takıma kadar yükselmiş bir bekti. Bir maçta bileğinden çok kötü sakatlandı. O maçı da canlı izliyordum, ayağı çime takıldı ve rakibinin ayağının altında kaldı. Bileği koptu herhalde diye düşünmüştüm. O kadar feci bir sakatlıktı ve tam 2 sezon sonra yeni yeni dönüyor. Son 3 maçta 15-20 dakika şans verdiler ve bugün 2 yıl sonra ilk kez 11'de çıktı. Öyle bir ıslıklandı ki hocası ilk yarıyı bitiremeden oyundan çıkarmak zorunda kaldı! 


Bu gençlerin hak ettiği tepki bu mu? Çok para kazanıyorlar diye hakaretler ve küfürler mi etmek gerek. Bu gibi olayların önüne cezalar ile hatta en ağır cezalar ile geçileceğini de sanmıyorum. Böyle olaylar ancak iyi eğitilmiş insanların olduğu toplumda görülmez. Bu ülkenin tartışmasız en ama en büyük sorunu eğitim. Kendi öğretmenlerimi ve okuldaki ders konularımı hatırlamaya çalışıyorum. 80'lerden beri bu ülkede yetişen insanlara eğitim yerine ne verildi anlamıyorum. 15 yıl okudum ben 15 yıl boyunca 100'lerce ders kitabının binlerce sayfasında tek bir kez Einstein ismi görmedim. 2. Dünya savaşı sadece Üniversitedeki tarih dersinde vardı. Lise mezunu olsaydım ve film izlemeyip, kitap okumasaydım bu ülke müfredatı bana dünyada 2. dünya savaşı olduğunu bile söylemeyecekti. O kadar dünyadan uzak, yabancı bir yaratık gibi yetiştirdiler. Müzik derslerinde Mozart'ın ismini bir kere duymadım. Üniversite döneminde Amadeus filmini izlerken hayatını öğrendim. Resim derslerinde Picasso'nun ismini duymadım. Beden Eğitimi derslerinde bana ilham verecek efsane bir sporcunun adını, hikayesini duymadım, öğretmediler. Ne öğrettiler Beden Eğitimi dersinde yağmur falan yağdığında? Bir futbol kalesinin yerden yüksekliği, basketbol çemberinin çapı! Müfredat bu! Kerim Abdül Cabbar değil, basketbol çemberinin çapı! 


Liseyi bitirdikten sonra üniversite için başka bir şehre gitmesem ve tanıştığım bir kaç kişi bana film izlemeyi, kitap okumayı öğretmese tam bir cahil olarak hayatımı sürdürecektim. 11 yıl boyunca hiçbir öğretmenden geleceğe dair, hayata dair dişe dokunur tavsiye almamak inanılmaz değil mi? Onlara da öğretmemeyi öğretmiş olmalılar! 


Patates ve Domates'in Amerika'nın keşfinden sonra bulunduğunu, Avrasya'da domates, patatesin 16-17. yüzyıla kadar bulunmadığını, Fatih'in Kanuni'nin hiç domates, patates yemediğini öğrendiğimde 27-28 yaşındaydım ve acayip şaşırmıştım. Tüm insanlık tarihinin kaderini değiştiren yeni dünyanın keşfini, yani Amerika kıtasının keşfini tarih derslerinde 5 dakika bile anlatmadılar! 


Hala unutmuyorum liseden sonra üniversite sınavı için dershaneye gittiğimizde arkadaşlardan biri şunu söylemişti "Abi hala anlamıyorum. Güney yarımküredekiler neden yere düşmüyor, Allahın işine bak" demişti. Alay etmiştik ama alay edilecek hiçbir şey yoktu çünkü yer çekimini öğretmediler ki kardeşim! 11 yıl boyunca fizik dersinde yer çekimi yerine başka her şeyi anlattılar. Geçen yıl hanımın köyüne gittiğimizde (balıkçı köyü Trakya'nın Karadeniz kıyısında) üniversite mezunu bir çocuk "Şu koskoca gemiler nasıl batmadan suyun üzerinde duruyor, Allahın işine bak" demişti. Küçümsemiyorum çünkü 15 yıl suyun kaldırma kuvvetini öğretmediler ki çocuğa. 


Öğretseler de elma düşmüş kafasına yer çekimini bulmuş, hamamdayken işte tas suyun üzerinde durmuş suyun kaldırma kuvvetini bulmuş diye hikaye anlatırlar onu da mistik bir olay olarak sunarlar. 


Merak ettirmeyen, düşündürmeyen bir eğitim sistemi ile George Orwell'ın 1984 adlı kitabındaki gibi hödük, hayvani dürtülerle yaşayan, böcek sürüsü gibi kendi varlığından habersiz bir nesil yetiştirdiler. Geçen gün 10 yaşında yeğenim, "Gece olduğunda neden düşmüyoruz" diye sorduğunda çok sevindim çünkü merak ediyor. Birkaç tek tük insan, kendi başına merak eder ve kendisine sunulanın dışında bir şeyler öğrenebilir, araştırabilirse ne ala! Onlar dışındakiler, kasıtlı düzenlendiğini düşündüğüm bir cehalet havuzunun içinde yüzüyor ve insan gibi değil hayvani dürtülerle acımasız bir vicdanla hareket ediyor. Ben Bursasporlu değilim, 20 yaşında çocuğun ağlamasına vicdanen çok üzülüyorum. O Bursaspor taraftarı ne hissediyor anlamıyorum, empati yapamıyorum. Galatasaraylı da aynı, Fenerbahçe de aynı... Herkes aynı cehalet havuzunun içinden...



GÜNCEL YAZILAR