"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Sinan Yılmaz
Sinan Yılmaz
@ivansshatov

Yeni sezon öncesi, dört büyükler ve Başakşehir'in son durumu

14/06/2018



Dünya Kupası başlamadan önce 5 büyük takımın geçen sezonuna ve gelecek sezon neler yapabileceğine göz atalım ve puan durumuna göre gidelim... (Birkaç gün sonra ilk 5 takım dışındakilere de ayrı bir yazıda değineceğim)


GALATASARAY'IN 2018-2019 SEZONU ÖNCESİ...


Galatasaray'ı daha önce uzun uzun değerlendirmiştik. Bence şampiyonluğun üç temel kahramanı var. 


1- Sezon başında Cenk Ergün ve scout ekibinin başarılı çalışması ve nokta atışı transfer becerileri. 

2-Igor Tudor'un (Fatih Terim ve Mustafa Cengiz kabul etmese de) fiziksel olarak sağlam bir takım yaratması (Ki yaşlı Beşiktaş ve Başakşehir son düzlükte enerjisiz kalırken Galatasaray ise Konyaspor ve Alanyaspor maçlarını son dakikalarda ayakta kalabildiği için almasını bildi) 

3- En önemli unsur olarak da Fatih Terim'in bilgisi ve tecrübesi ile yarattığı fark. 


Fatih Terim'in gerilimli, final maç oynama tecrübesi Abdullah Avcı'dan ve diğer rakiplerinden o kadar fazlaydı ki, bu maçlarda ne yapacağını çok iyi biliyordu. Bu sayede Başakşehir ve Beşiktaş'ı taraftarını kullanarak devirdi, Fenerbahçe deplasmanında ise oyunu elinden kaçırmayıp beraberliği almasını bildi. Bu üç maçtan da istediği sonucu alabildi. Şampiyonluk da böyle geldi. Tabii ki eksikleri vardı Galatasaray'ın ama hem bu sezon yeni kurulmasını, hem de Başakşehir ve Beşiktaş gibi 3-4 yıllık çok daha geniş ve oturmuş kadroları geçmesini hesaba katarsak gerçekten büyük bir başarı. Son tahlilde şampiyonlukta en büyük üç payı başta Fatih Terim'e sonra da Tudor ve Cenk Ergün ile scout ekibine vermeyi doğru buluyorum. 


Peki gelecek sezon ne olacak? Öncelikle UEFA'nın, kararını Dünya Kupası başlayana kadar açıklamamasını büyük bir amatörlük olarak değerlendiriyorum. Kulüplerden profesyonellik bekleyen bir kurumun, transfer sezonu başladıktan sonra bu işleri bu kadar geç açıklaması ciddi bir amatörlük. Art niyet yoksa burada bir plansızlık, mantıksızlık var. Ayrıca UEFA'nın FFP kısıtlamasına uymayan kulüplere ceza vermesi hatta onları turnuvalarına almaması son derece mantıklı ancak onlardan haraç kesmesinin, gelir koparmasının kulüpler için nasıl bir faydası olabilir? O halde burada bir amaçtan sapma da söz konusu. UEFA'nın Galatasaray'a bir kez daha men cezası vermesi kendi içinde tutarlı olabilirdi. "Sürekli kuralları çiğneyen başkanlarınız var, sizi bu şekilde yarışmalarımıza alamayız" demek mantıklıydı. Ancak "Size vereceğimiz paranın yarısını vermeyeceğiz" demenin bir manası yok. Galatasaray size borçlanmadı ki, Galatasaray'ın parasına hangi mantıkla konuyorsunuz?


Bu konularda yeterince bilgili değilim o yüzden çok uzatmayayım ama dışarıdan bakan bir göz olarak saçma görünüyor. Bir futbolsever veya bir Galatasaraylı tabii ki men olmak yerine 6 milyon euronun kesilmesini ister, bu doğal ama verilen cezada bir mantık yok. 


Galatasaray bu kara tabloya rağmen gelecekten umutlu çünkü futbolu her kademesinde yalamış yutmuş, bu kulübü herkesten iyi bilen, ömrünü bu kulüpte geçirmiş son derece kaliteli bir teknik adama sahip. Bu tecrübe ve kalite de, önüne konulan handikaplara rağmen Galatasaray'ı hala güçlü, avantajlı gösteriyor.


Fatih Terim'in Galatasaray'ı üzerine transfer ve kadro konuşmak hep zordur çünkü tahmin edemeyeceğiniz oyunculardan tahmin edemeyeceğiniz performanslar alır. Bu sene Linnes ve Donk'tan aldığı formu 2013'te Dany'den, Semih Kaya'dan falan alıyordu. Şapkadan bu kadar sık tavşan çıkaran bir sihirbazın gösterisinin nasıl şekilleneceğini tahmin etmek zor. Yine de ben bu tablo ile karşı karşıya olsam ne yapardım diye düşününce aklıma ilk gelen Garry Rodrigues'i satmak oluyor. 


Son yılların en başarılı, en iyi transferlerinden biri bence Garry Rodrigues. Beşiktaş'ı yazarken bu konuya ayrıntılı değineceğim. 30 yaş üzerinde çok yüksek maaşla aldığınız kaliteli transferlere verdiğiniz para o kadar yüksek ki, bu oyunculardan kar elde etme şansınız olmuyor. Negredo, Gomis, Pepe, Drogba vs bu oyunculara verilen para çok yüksek ve bu oyuncular üzerilerindeki büyük beklentileri karşılarlarsa zaten ancak onlara yapılan yatırımı çıkarabiliyorlar. Yok yapamazlarsa, Negredo gibi kariyerlerinin son döneminde düşüşlerini durduramazlarsa da büyük zarar ediyorsunuz. Aslında kulüpler şirket gibi yönetilse bu yüzden 30 yaş üstü yaşlı yıldızlara büyük ödemeler yapılmaz. Kulüpler duygusal ve sadece bugünü kazanmak için yönetildiği için Süper Lig, Avrupa'nın en yaşlı ve en yarışmacı liglerinden biri oldu. Bu yarışmacılık yerlinin değerini de çok arttırıyor ona da Fenerbahçe konusunda detaylı değineceğim. 


Şahan Gökbakar'ın 10 maçta 107 gol yiyen takımın teknik direktörünü oynadığı bir skeci var. Skecin başında "Futbol bizim için iki ihtimalli. Yenilmek veya beraberlik. Biz daha üçüncü ihtimali göremedik" diyor. Transfer de aslında üç ihtimalli, 'Zarar, kar veya verdiğini alabileceğin denge noktası' 30+ transferlerde kar ihtimali yok denecek kadar az. Ya zarar ediyorsun ya da yıldızın ancak aldığını geri veriyor. Kar etme şansın neden yok çünkü satma şansın yok denecek kadar az. Sadece hormonlu bir pazar olan Çin ve Arabistan bu ihtimali bazen geçerli kılabiliyor. Bu yüzden Demba Ba, Tosic ve Fernandao transferlerinde Fenerbahçe ve Beşiktaş normal futbol düzeninin dışında gelir elde edebildiler. Bir nevi piyango oldu. Tabi bu iki üç örneğe dayanarak, yani 'Çin'e satarız' diyerek yaşlı oyuncu transferi yapılmaz. 


Galatasaray'da Gomis, aldığı çok yüksek maaşı attığı 29 gol ile karşıladı. Gel gelelim Garry Rodrigues ise 1.350 milyon euroluk maaşıyla, 3.5 milyon euroluk bonservisiyle gelerek, beklentilerin üzerine çıkarak ciddi manada kar ettirme potansiyeline sahip.


Anadolu'da bunun örnekleri daha çok oluyor. Basının sabah akşam övdüğü Eto'o ve Love'un Antalyaspor ve Alanyaspor'a bir şey kazandırdığı yok. Kazandırdıklarını zaten maaş olarak fazlasıyla aldılar. Esas transfer Bosna Ligi'nden 500 bin euroya gelip, Eto'o kadar gol atıp, 5.5 milyon euroya da Udinese'ye satılan Riad Bajic transferi. Yine 250 bin euroya alınıp 5.5 milyon euroya Lokomotiv Moskova'ya satılan ve Vagner Love kadar da top oynayan Akhisarspor'un Oumar Niasse transferi. Büyük transferler, kar ettiren transferler bunlar. 


Türk basını kapitalist sisteme, etikete yöneldiği için hep bunlar yazılıp çiziliyor ancak Avrupa basını olsa, Guardian olsa Bruma'yı 15 milyon euroya satmadan 5 ay önce Bruma'nın yerini 3.5 milyon euroya Garry ile dolduran ve Bruma'yı hiç aramayıp Garry'den en az Bruma kadar fayda alan Galatasaray'ın planlamasını göklere çıkarırdı. Bizim genç spor yazarları da şu işi bir Napoli yapsa, ne bileyim Sevilla yapsa Monchi'den başlar Ramon Sanchez Pizjuan'ın küllerine kadar gider romantik bir başarı hikayesi yazar ama aynı beceri kendi topraklarında Bajic ile Konya'da, Niasse ile Akhisar'da, Garry ile Galatasaray'da başarılınca yazmazlar. Neden? Çünkü etiketi yok, markası yok. Hep yazıyorum, yine yazacağım. Bu nesle, iyi ambalajlanırsa dışkıyı bile güzel bir çikolata olarak yedirebilirsiniz. Farketmezler, etseler de kral çıplak diyemezler etraflarındaki sosyal baskı ve kafalarındaki ezber yüzünden. Bunlar işte 6 ay boyunca Serdar Aziz, Maicon'dan daha iyi stoper diyemediler! Neden? Serdar'ın ambalajı yok, markası yok. Diğerinin CV'sinde Porto yazıyor. Bu oyunu böyle bir şey sanıyorlar. Atari oyunu gibi sanıyorlar. 


GARRY - TREZEGUET TRANSFERİ


Şimdi Galatasaray tıpkı Garry'i alırken yaptığı doğru gibi, hiç duygusal davranmadan Garry'i satarken de doğru yapmalı. Garry bana göre potansiyeline erişti. Bundan ileri gitmesi zor çünkü 28 yaşından sonra oyun zekası gelişmez. Fiziksel olarak, özgüven olarak tavan noktasında. Daha yaşlanınca daha çok para etme şansı da yok. Garry'i en yüksek bedelle satabileceğin transfer dönemi bu dönem. Bence geçen sene yapılan planlama yine yapılmalı ve en az 12-13 milyon euro civarında gelecek tekliflere Garry satılıp yarı parasına 23 yaşındaki Trezeguet alınmalı. 


Yerlinin neden pahalı ve önemli olduğunu anlatırken yine değineceğim, Trezeguet 20 yaşında Mısır'dan Anderlecht'e gelmiş. İlk sezonunda 3-5 maç çok az süre vermişler ve çıkış yapmamamış. 2. sene Mouscron'a kiralamışlar. Mouscron Belçika'nın kümede kalmaya oynayan takımlarından biri. Trezeguet burada da 4 gol 4 asist yapabilmiş ve vasatı aşamamış. 


23 yaşına geldiğinde de Kasımpaşa istemiş. Anderlecht hem kendi bünyesinde, hem daha küçük bir Belçika takımında deneyip verim alamadığı Trezeguet'i gönderirken bu kez umudu kesmiş ve satın alma opsiyonu da koymuş. Çocuk burada 13 gol ve 7 asistle müthiş bir patlama yapınca tabi pişman olmuşlardır. Kasımpaşa da zaten İstanbul'u beğenen ve Müslüman olan çocuğu ikna etmekte zorlanmadı ve hemen kaptı. 


Şimdi bu kariyere sahip olan bir Trezeguet'i izleyen İspanyol, İtalyan ve İngiliz takımları şunu mutlaka düşünür, hesaba katar. "Bu çocuk Mısır'da Müslüman kültürde doğmuş büyümüş. 20 yaşında Belçika'ya gitmiş. Belçika'nın büyük takımında da, küçük takımında da 2 sene patlama yapamamış ve patlama yaptığı ülke de yine Müslüman bir ülke. Bu çocuğun bizim gibi Hristiyan ülkeye de adapte olamama ihtimali yüksek" Bunu düşünen bir Avrupa ülkesinin Trezeguet'i transfer etmeye çekinmesi normal ancak Galatasaray buna böyle bakmayacak. "Çocuk Mısır ve Türkiye'de coştu. Kültürü tanıyor, ligi tanıyor. Süper Lig'de futbolun nasıl oynandığını biliyor ve hemen gelip katkı verme ihtimali daha yüksek." 


Bakın her transferin tutup tutmama ihtimalleri var ve asla %100 tutacak, %100 tutmayacak diyemezsiniz çünkü bahsettiğiniz bir insan, robot değil. Futbolcunun kendisi bile bilemez. Bu yüzden kariyeri boyunca transferde yanılmamış bir tane bile teknik adam, bir tane bile menajer, bir tane bile sportif direktör, bir tane bile başkan yoktur. Herkes en az bir kez yanılmıştır. Sir Alex, Forlan'ın bu seviyelere çıkabileceğini düşünememiş olabilir. Mourinho ne hatalar yapıyor transferde... En büyük teknik adamları ele alın, Pep gitti Zlatan İbrahimovic'i aldı az daha bir çuval inciri berbat ediyordu. Transferlerin tutmama veya tutmasıyla ilgili onlarca parametre ve tahmin var. Bunlardan en başlıcaları, her ülke için; 'kültürü tanıma', 'ligi tanıma', 'dili bilme'... 5 büyük ligde, o ülkenin dilini konuşamayan hocayı binde bir ancak getiriyorlar. Tabi futbolcularda sisteme uygunluk, oyuncunun yeteneğini ve potansiyeli doğru değerlendirmek gibi parametreler de var ama her transfer doğası gereği tahmin işi.


Ben şimdi Garry'nın gelecekte bu sezonki gibi bir performans verebilmesini zor görüyorum. Bence kendi sınırının zirvesine çıktı ama çok çalışkan çocuk belki binde bir görülen bir iş yapacak ve 28 yaşından sonra oyun zekasını geliştirecek, yapamadığı topsuz koşuları yapmaya başlayacak ve beni yanıtlayacak, bilemiyoruz. Tek bildiğimiz Garry gibi örnekleri ortaya koymak. Oyuncuların yüzde kaçı bu yaştan sonra mental olarak gelişebilmiş, bunu düşününce Garry'nin de bu yaştan sonra gelişme ihtimali o kadar düşük görünüyor. 


Öte yandan Muğdat transferi... Sadece 4 gol, 4 asist yapabilmiş bir oyuncu. 4 büyükler o kadar zor duruma düştü ki, Göztepe'de bu sezon 2 gol 3 asist yapabilmiş Halil Beşiktaş'a yazılıyor. Muğdat ligin ilk yarısında Akhisarspor'da bile rotasyon oyuncusuydu ve 4 aylık 2. yarı performansı ile Galatasaray'a düşünülüyor. Onun da yaş 28. Fiziksel olarak çok zayıf bir oyuncu. Kapalı savunmalarda çok kolay eziliyor. Galatasaray'da iyi kontra atak yapabilecek kanat ve forvet elemanları yok ve Muğdat bu konuda beceriklidir ama ne kadar? Bence Terim, 3. dönemindeki Erman Kılıç transferi gibi düşünüyor bunu. Muğdat'ı alır iki kampta dener. Hazırlık maçlarında oynatır. Olacak gibiyse yedekte tutar, olmayacak gibiyse lig başlamadan gönderir. Kaldı ki Erman, Galatasaray'dan gittikten sonra başka takımlarda da başarısız oldu. Yani Terim onu göndermekte de doğru yaptı. Bence artık olgun bir adam kendisi ve gençliğinde yaptığı gibi "Aman bunu ben aldırdım illa bundan verim almaya çalışayım" diye olmayacak duaya amin demiyor. İnsanın hatasını erken görmesi de büyük bir erdem hele bu teknik direktörler, sürekli karar veren insanlar. 25 kişilik takımları, 5-10 kişilik antrenör ekipleri, scout departmanı, medya ilişkileri, yönetim ilişkileri vs günde onlarca kez önemli, önemsiz karar veren insanlar. Bu kararlarının hepsinin doğru olması zaten imkansız. İlla ki defalarca yanlış kararlar verecekler ama o kararlarından erken dönmeleri de önemli. Muğdat'ı bence bu yoklukta o Erman Kılıç transferi gibi bir deneyebilir hoca.


FENERBAHÇE VE BAŞAKŞEHİR


Geçelim Fenerbahçe ve Başakşehir'e. İkisi çok benzer iki teknik adamla geçen sezonu bitirdiği için birlikte ele almak istedim. Bence Aykut Kocaman, Abdullah Avcı ile benzer tipte, Abdullah Avcı'dan 2-3 gömlek kaliteli bir teknik adam. Argümanların neler derseniz çok var... 


Evvela Abdullah Avcı'nın elinde baskıdan sıyrılmış çok sağlam sponsorları olan çok geniş imkanlara sahip bir kulüp var. Bu kulüpte sözü %100 dinleniyor ve transferde de çok güçlü. Öyle ki Başakşehir'de 21 kişilik kadroya giremeyen Emre Belözoğlu'nun yedeği Gökhan İnler'in yedeği durumuna düşmüş Hakan Özmert'i gönderiyorlar. O Hakan Özmert gittiği Antalyaspor'u ligde tutuyor. Sonra Adebayor'un yedeği olan Mevlüt Erdinç'in yedeği Riad Bajic'in de yedeği olmuş Chikalleshi ve Mehmet Batdal bugün serbest bıraksanız Süper Lig'den en az 10-12 takım bunları almak için yarışır. Chikallesi 2 sezon önce 4. yedeğe düştü Akhisar'a gitti şov yaptı. Takımı düşme potasından aldı 7. sıraya taşıdı. Mehmet Batdal bugün 4. yedeğe düştüğü için serbest bırakıldı, peşinde Trabzonspor ile Bursaspor var. Farkı görüyorsunuz değil mi? Yukarıda Halil, Muğdat derken bunu anlatıyorum. Başakşehir bugün yedeğe Bajic'i kiralayacak mali güce sahip. Artık Okay'ı, Emre Akbaba'yı yani Milli Takım seviyesine çıkan Anadolu'nun sivrilen yeteneklerini dört büyüklerin alacak gücü kalmadı. O yüzden Muğdat'lara gidebiliyorlar. Trabzonspor ise o kadar düştü ki ancak Başakşehir'in 4. forveti olduğu için elden çıkardıklarını transfer edebiliyor. Bu Batdal özelinde bir değerlendirme değil. Batdal Trabzonspor'a iyi bir yedek olabilir ona Trabzonspor'a gelince değinirim. Anlatmak istedğim Başakşehir'in ne kadar güçlü olduğu.


Başakşehir'in 11'ini düşünün, yanına Fenerbahçe'yi koyun. Geçen sezonki Fenerbahçe kadrosundan sadece 3 oyuncu Başakşehir ilk 11'ine girebilir. Epureanu'nun yanına Neustadter veya Skrtel, Mahmut'un yerine Josef ve Mossoro'nun yerine Giualino olabilir. Onun dışında Visca Dirar'dan çok üstün. Caicara Şener'den, Clichy Hasan Ali'den, Emre Belözoğlu Topal'dan, Elia Aatıf'tan ve Adebayor Soldado'dan üstün. Hadi kaleciler de Volkan'lar eşit olsun. Hem Başakşehir'den daha güçsüz bir kadrosu vardı Aykut Kocaman, hem iç sahada taraftarlar destek değil köstek oluyordu, hem de bu kötü kadroya bile ancak Eylül ayında ulaşabilmişti! İlk 2 ay, geç yapılan transferler yüzünden, takım oturana kadar kaybettiği puanlar yüzünden şampiyonluğu kaçırdı Kocaman.


Herkes geçen yıl Ağustos ayını hatırlasın, kadroları sezon başında incelediğimizde en zenginler Başakşehir ve Beşiktaş, sonra Galatasaray ve Trabzonspor, 5. Fenerbahçe görülüyordu. Buna karşın Fenerbahçe'de her oyuncu fiziksel olarak haftalar geçtikçe güçlendi. Tam tersi Ersun Yanal'ın Trabzonspor'da herkes fiziksel olarak berbattı. Beşiktaş ve Başakşehir'in yaşlı kadrosu da son 10 hafta gün gün fiziksel olarak düşerken Fenerbahçe ise gittikçe güçlendi. 


Geçen sezon, savunma yapıyor denilmesine rağmen ligin en çok gol atan, en çok hücum bölgesinde aksiyona giren (Kaynak: Whoscored) takımı da Fenerbahçe. Bunu Eylül ayında kurulmuş son derece handikapları olan ve bizzat kendi taraftarının köstek olduğu bir camiada başarmak bence şapka çıkartılacak bir iştir ve bana göre Aykut Kocaman çok zeki, başarılı bir teknik adam. 


Abdullah Avcı 2007'den beri Başakşehir ile Süper Lig'de. Her türlü imkanı var. Bir kısa dönem Milli Takım denemesi dışında her adımını planladı Başakşehir'in ve 10 yılda Avrupa'da gruplara kalabildiği sezon sayısı 1! Aykut Kocaman ise çok daha kötü mali yapısı olan, çok daha zor durumdaki Konyaspor'a gitti. 3 sene kaldı. Konyaspor'u iki kez Avrupa'da gruplara taşıdı! Bir kere lig üçüncüsü, bir kere de Türkiye Kupası şampiyonu yaptı. Yani Abdullah Avcı'nın Başakşehir'i 7-8 senede getirdiğe yere, Aykut Kocaman daha zayıf bir mali yapı ile 3 senede geldi. 


Basın tabi dört büyükleri çalıştıran hocaları yerden yere vurur, onlar dışındakilerin başarılarını abartır durur. Gel gelelim Aykut Kocaman'a sıkıcı, defansif futbol oynatıyor deniyor da Abdullah Avcı bu futbolun aynısını Başakşehir ile 7-8 sene oynadı! Sürekli kontra atak oynamaya çalışan bir Başakşehir vardı senelerce. 


Ha bu iki hocanın ortak eksiği ne? İnsan oyunu olan futbolda insan ruhuna dokunamamak gibi büyük bir zaafları var. İkisi de futbolcuları robot gibi görüyor ve kritik anlarda ağırlıklarını koyamıyorlar. O 'Fatih Terim effect' dediğimiz şeyin 10'da birine sahip değiller. Bu da final maçlarını kazanma noktasında onların işini çok daha zorlaştırıyor. Takım sporlarında bir antrenörün motivasyon becerisine sahip olamaması çok büyük bir eksik. Terim'de bu beceri dünya çapında, Kocaman ve Avcı'da ise çok eksik. 


AYKUT KOCAMAN DEVAM ETMEZSE...


Neyse bugüne geldiğimizde Ali Koç'u beklediğimden zeki buluyorum. Aykut Kocaman'ın kalitesinin farkındalar ve taraftarın bu kadar yoğun bir baskısı olmasa kesin devam edecekler ama bu pozitif havayı da bozmak istemiyorlar. 


Bana kalırsa iki ucu çıkmaz sokak. Getirilecek yabancı bir teknik adam ile ligi ilk 3 ayda kaybetme ihtimali yüksek. Aykut Kocaman ile ise Şampiyonlar Ligi ön elemesinin kaybedilmesi sonrasında gelecek kaos yine tribünlerin kaybedilmesini beraberinde getirebilir.


NEDEN ZİCO'DAN BERİ YABANCI TEKNİK ADAMLAR ŞAMPİYON OLAMADI?


Gelelim yukarıdaki yerlilerin değeri konusuna... Bilindiği üzere 2007'den bu yana 11 yıldır Süper Lig'de yabancı bir teknik adam şampiyon olamadı. Bunun sebebi olarak, geçmişteki onlarca örneği önüme alıp baktığımda, günden güne yükselen yarışmacılık seviyesi olduğunu görüyorum. Türkiye 2002 Dünya 3.'lüğünün ardından günden güne yetiştirmeyi bıraktı ve yarışmaya başladı. Oyuncu satarak ayakta kalan Anadolu kulüpleri sadece yarışarak, üç puan alarak TFF'den alacakları gelirleri düşünmeye başladılar. Yani sadece başarı ile ayakta kalabiliyorlar. Bu durum sürekli bugünü düşünmeyi, sürekli kısa vadeli planları zorunlu kıldı. Son 15 yılda yarışma gittikçe kızıştı ama milli takım da günden güne eridi çünkü futbolcu yetişmedi. Bugün gurbetçi futbolcularımız olmasa Bulgaristan'dan, Gürcistan'dan hiçbir farkımız yok.


Havuz sisteminin değişmesi sonrasında Süper Lig'in kendine ait bir iklimi ve şartları oluşmaya başladı. Türkçe bilmek bir yabancı için zaten çok zor olduğundan buraya gelen bir yabancının dil sorununu aşması için, Müslüman bir ülkeye kültür olarak adapte olabilmesi için çoğu zaman 2-3 ay gerekiyor ve o 2-3 ayda kaybedilen puanların geri dönüşü olmuyor. 


Belçika, Romanya gibi liglerde play-off var. Ligin ilk etabı o yüzden genç ve gelecek vaat eden oyuncuları oynatma adına avantaj sağlıyor ama bizde ilk hafta da, son hafta da çok değerli. 2 aylık sallantı takımları şampiyonluktan düşürebiliyor, Anadolu takımlarında da küme düşme sebebi olabiliyor. 


Son yabancı şampiyon Zico'nun da çok sayıda vatandaşı, Brezilyalı oyuncu grubu ile bunu başardığını hatırlayalım. Ligi bilmek, kültürü bilmek, dili bilmek o kadar mühim ki, en kariyerli teknik adamlardan Rijkaard'ın halini gördük. 2 aylık bocalama işi bitirdi. Advocaat yine keza çok iyi gidiyordu 2 aylık süreçte işi bitti. Mancini benzer, Skibbe bir şeyler kurmak istiyordu, oyun olarak güzel şeyler vaat ediyordu ama ona da zaman yoktu. 


Bakın futbolcu transferinde de teknik adam transferinde de bu çok mühim. Bir şeyler inşa etmek için, ligi tanımayı bekleyecek zaman hiç yok. Bu yüzden Anadolu takımları da günden güne yabancı teknik adamdan uzaklaştı. Seneye Fenerbahçe hariç 17 takım da yerli ile gidecek gibi görünüyor. Bunun sebebi geçmişteki örnekler. Yabancının kalitesi değil ama adaptasyonu ve öğrenme hızı büyük bir soru işareti.


2 sezon önce Karabükspor son derece ucuza kadro kurdu. Yabancı futbolcu transferlerinin hepsi Süper Lig'de oynamış takım arayan oyunculardı. Neredeyse çöpten toplanan adamlarla kurulan kadro, sırf ligi bilen yerli ve yabancıların oluşumu sayesinde ilk 2-3 ayda hemen lige adapte oldu ve topladığı puanlarla ligde kalma korkusu yaşamadı. Karabükspor'dan çok daha zengin ama yeni kurulmuş kadrolar vardı ve fakat 2-3 ay lige alışana kadar yaşadıkları düşüşle Karabükspor'un altında kaldılar. Bunu gören Göztepe bu sezon aynısını yaptı. Ligin tecrübeli yerli ve yabancılarını topladı ve hemen 6. oldu. İlk 2-3 ay en hazır takımlardan biriydi çünkü. 


İşte yabancı teknik adam bu yüzden büyük risk. Geçen sezon en büyük potansiyel vaat eden takım Beşiktaş'tı. İlk devre önemsedikleri maçlarda inanılmaz seviyeye çıktılar. Müthiş top oynadılar ama ilk devre takımın fazla yaşlı ve doymuş yıldızlardan oluşmuş olması maç seçmelerine neden oldu. Monaco, Porto, Leipzig gibi galibiyetler sonrası kaçan deplasman puanları affediliyordu kolayca ama bu şampiyonluğa mal oldu. İlk devrede 2-3 aylık salmışlık 2. devrede Beşiktaş kendisini sıksa da, puan kayıplarını olabildiğince aşağı çekse de fayda etmedi ve o 2-3 ay Beşiktaş'ı 4. yaptı. Çünkü yarışma seviyesi çok yüksek ve kimse senin 2-3 aylık duraksamanı affetmez. Süper Lig'de geçen sezon ligin 2. yarısının lideri 41 puanla Beşiktaş. Hiç fena bir puan değil. İlk yarı da o kadar toplasa 82 puanla güle oynaya şampiyon olacaklardı ancak 2. yarı sıktılar, 41 gibi çok iyi bir puan topladılar fakat Galatasaray da sıktı. Galatasaray da 40 topladı. Fenerbahçe de 39 topladı. Zira yarışma çetin. 


Şimdi Fenerbahçe'nin getireceği en kaliteli Rijkaard gibi üst düzey yabancılar bile büyük risk. Ligi, kültürü ve dili tanıyana kadar 'Bor'un pazarı geçebilir.' 


Başakşehir'e kısaca değinirsek. Ligin mali olarak en güçlü takımı. Kadro kalitesi ve zenginliği de çok yüksek. En oturmuş ve en istikrarlı takım, 10 yıldır oluşturulmuş bir yapı. Seneye yine ilk 4'te olacaklardır. Şampiyonlukları da, 4.'lükleri de şaşırtmaz. 


BEŞİKTAŞ'IN HANDİKABI PEPE


Beşiktaş'a değinelim. Sezon öncesi oldukça yaşlı ve geniş bir kadro kuruldu. Bu kadro ve Şenol Güneş'in oyun anlayışı ilk etapta uyuşunca Beşiktaş asırlık tarihinin en iyi futbolunu oynayarak, Avrupa'da en büyük başarısını yakaladı. Bazı yaşlı ağabeylerimiz Milne dönemi Beşiktaş'ı daha iyi oynuyordu diyor ama o dönem Beşiktaş Avrupa'da ilk turlarda elenmiş. Adana Demirspor'u 10-0 yenmekle; Monaco, Porto, Leipzig'i yenmek arasında da fark vardır diye düşünüyorum. Öte yandan kendi sahasında 3-0 yendiği Galatasaray maçını da ekleyelim. Beşiktaş ligin ilk yarısında çok üst düzey bir takımdı ama hem maç seçecek doymuş oyunculara, hem de maç temposunu kaldıramayacak yaşlı oyunculara sahiplerdi


TECRÜBE NE DEMEK?


Ayrıca Şenol Güneş de yaşlı ama üç kulvarda takım yönetme tecrübesine sahip bir teknik adam değil. Lig ve kupada doğru rotasyonu yapamadı. Bizde tecrübe ile yaş sürekli doğrusal ezberlenmiş. Benim yazılarımda veya günlük konuşmalarımda en çok kullandığım kelimelerden biri tecrübedir, en değer verdiğim olgulardan biri ve bence en iyi öğrenme metodu. Gel gelelim yaşla değil deneyimle oluşuyor. 


Şenol Güneş'in daha evvel Trabzonspor'da bir sezonu vardı ve Beşiktaş'ta da bir iki sezon bunu yaşamış oldu. Üç kulvarda nasıl gideceğini kurgulamayı, senede 60 maça çıkmayı deneyimlemiş 24 yaşındaki bir Premier Lig futbolcusu, bunu 64 yaşındaki Şenol Güneş'ten iyi biliyor olabilir. Örneğin Tuncay Şanlı, rotasyon kullanımını Şenol Güneş'ten daha iyi deneyimlemiş olabilir. 


Yaş ortalaması bu kadar yüksek bir kadroyu ilk devrede üç günde bir maça çıkararak bitirmek doğru değildi. 


İkinci konu Pepe transferi... "Drogba'nın Galatasaray transferinin stoper olanı" demiştim ben ilk geldiğinde. Bu iki oyuncunun ismi, tanınırlığı Galatasaray ve Beşiktaş'tan büyük. Kazandıkları kupalar Galatasaray ve Beşiktaş'ın tarihinde kazandıkları kupalardan daha prestijli. Bu oyuncular Galatasaray ve Beşiktaş'ta Şampiyonlar Ligi maçlarını oynarken kendini kasıyor da Gaziantep'e deplasmana gidince sahada geziniyor. Hatta öyle ki Pepe son Galatasaray derbisinde bile ruh gibiydi. Pepe'nin son Galatasaray performansını Fatih Aksoy, Mitrovic falan oynasa çocukların kariyeri biterdi. Bizde bir de, markaya gereğinden fazla saygı da var. Kapitalist sistem böyle ezberletmiş. Ambalaj ve marka pahalıysa, güçlüyse eleştirmeye korkuyor günümüz insanı. Drogba Real Madrid'i deviriyordu gidip Antep deplasmanında sahada yürüyordu, ofsaytta dinleniyordu. Sonra ne oluyor? Topluyorsun 65 puan, iki yıllık şampiyonluk serisi bozuluyor. Ee Drogba bugün var, yarın yok. Olan senin gelişimine oluyor. 


Bunlar vitrin topçuları. Bunlarla geleceğini inşa edemezsin. Efendim Drogba altyapıdaki gençlere model olacakmış da, sadece saha içi değil, saha dışı için de değerliymiş de, forma sattıracakmış da boş, içi dolmayan, soyut hikayeler. Gomis'in Galatasaray'a ihtiyacı vardı. Kariyerinde şampiyonluk yaşamamış Drogba'nın bir iki seviye altı ama büyük oyuncuydu. Bu adam Antep deplasmanında da, Erzurum deplasmanında da yırtınır. Pepe'yi, Drogba'yı bu deplasmanlara motive edemiyorsun. Ama parayı verirken 'ben senin sadece Şampiyonlar Lig paranı vereceğim' de demiyorsun. Erzurum için de para alıyorlar ama Erzurum'da yoklar. Sonra Gomez'in Gomis gibi Beşiktaş'a ihtiyacı vardı. İlla yıldız alacaksan sana ihtiyacı olan adamı al. Gomez yeniden doğmak için Beşiktaş'a ihtiyaç duyuyordu o yüzden o da deplasman, iç saha ayırt etmiyordu. 


Üç büyükler topçu alırken vitrine manken değil, sahaya savaşçı almalı. Evet Drogba'nın çok kritik maçlara kalitesini koyduğu olmuştur, Pepe'nin de bu sezon Şampiyonlar Ligi'ndeki katkısı büyüktü. Beşiktaş'ı gruptan çıkarmada başrol oynadı ama 5-10 maç için de 10 milyon euro para verilmez. Sen Şampiyonlar Ligi'nde o sezonki başarıyı sağlayıp, ligde ertesi sezon takımı Şampiyonlar Ligi'ne katılma hakkından mahrum edersen olmuyor. 


Hiç ambalaja kanmadan düşünelim şimdi Marcelo'nun lig performansı mı, Pepe'nin lig performansı mı daha çok katkı sağladı? Gomis'in, Elmander'in lig performansı mı yoksa Drogba'nın lig performansı mı daha çok katkı sağladı? Pepe Marcelo'nun, Drogba Elmander'in 4 katı maaş aldılar!


Beşiktaş için Vietto haberi okudum bugün. Fotomaç haberiydi muhtemelen yalandır ama doğru metot o tip bir transfer. Vietto potansiyelli, hala 24 yaşında ancak geçen sezon La Liga'da sadece 2 gol atabilmiş bir oyuncu. Bunu 8 milyon euroya almaktan bahsediyordu haber. Son derece doğru bir tercih. Evet 2 gol attı ama zaten 12 gol atsa o adamın o yaşta Beşiktaş ile adı anılmaz. Yeni bir Cenk'i ancak Vietto gibi transferlerle üretebilirsin. 


Cenk'ten gelen 22-25 milyon euroyu Negredo'ların, Vagner Love'ların sadece maaşlarına yedirmektense sattığının 3'te 1'i fiyatına yeni Cenk yapabileceğin oyuncular noktasında risk almalısın. En başta dediğim gibi Negredo da Vagner Love da iki ihtimalli transfer. Ya zarar ya da nötr. Vietto üç ihtimalli. Her transfer bir riskse böyle bir risk daha mantıklı. 


Tabi gençleşmek çok daha zordur o da zaman ve sabır ister. Bu yarışma düzeyinde o zaman ve sabra da yer yok gibi. Galatasaray Drogba'larla yaşlandırdığı kadroyu birden gençleştirmek istediği 2013 ve 2014 yılında sadece bonservis 71 milyon euro harcadı. (Kaynak: Transfermarkt) Maaşlarla birlikte bu para 150-200 milyon euroyu buluyor. Bugün 4-5 yıl sonra hala UEFA'dan böyle yaptırımlar gelmesinin temeli bence oraya dayanıyor. Birden sağda solda bütün gençleri Endoğan Adili'sinden Ontivero'suna, Hajrovic'inden, Salih Dursun'una herkesi toplayayım da gençleşeyim gibi bir mantık da yok. Beşiktaş hazırı yedi, kadrosunu yaşlandırdı, tüketti şimdi önünde çok zor bir yol var. Mitrovic'i, Fatih Aksoy'u, Utku'yu, Larin'i, Orkan'ı ve yeniden Oğuzhan'ı ile Töre'yi kazanması lazım. Dört büyükler arasında rakiplerine kıyasla geleceği daha zorlu görünen bir Beşiktaş var. 


TRABZONSPOR


Trabzonspor, en kilit oyuncusunu da 6 milyon euroya kaybetti. Celta Vigo için Okay mükemmel transfer. Zaten Lobotka'sı, Sisto'su çok iyi araştırıyorlar. Okay'ı da çok iyi kaptılar. Rodallega, Dame N'Doye gibi yüksek maaşlı oyuncular gidiyor ama Burak Yılmaz, Olcay Şahan, Sosa gibiler de gitmeli ve çok daha uygun maaşlarla çok daha genç ve orta sıralarda mücadele edecek bir takım kurulmalı ilk etapta. 


Burak Yılmaz 2014-2015 sezonunda yaşadığı kasık sakatlığının ardından geçen 4 sezonda, sezon içinde 2-3 kez sakatlık yaşayan bir oyuncu. Gerçekten kendisine çok iyi bakıyor, sakatlıklarından sağlam dönüyor ve hem Çin'de hem döndüğünde Türkiye'de performansını korumayı biliyor ama senede 25 maçı geçemiyor. Bu 25 maçın yaklaşık 5'i de sakatlık dönüşü olduğu için yine verimsiz olabiliyor. Sağlıklı 20 maça 23 gol sığdırabilecek kadar özel bir golcü ama 33 yaşında, sürekli sakatlık sıkıntısı olan Burak Yılmaz ile uzun vadeli ve yüksek maaşlı sözleşme yapmak resmen delilik. 


Jose Sosa gibi düşüşteki yaşlı bir oyuncu ile bu sözleşmeleri yapmak da öyle. Kucka da öyle ve Olcay Şahan da öyle. Hatta bir kaleci için aşırı sakatlık geçiren ve çok yüksek maaş alan Onur Kıvrak için de. Trabzonspor'un bu performansları daha az para vererek alabileceği oyuncular bulması gerek. Bunlar tamam takımın en iyileri gibi görünüyor ama adamlar Gomis maaşı alıyor, Onur Fabri'den çok, Sosa Talisca'nın iki katı maaş alıyor. Belki kadronun diğer oyuncularına göre performansları iyi ama benzer seviye maaş aldıkları diğer takımların yıldızlarına göre de performansları çok düşük. Zaten düşük olduğu için de ilk 4'e giremediler. 


Muharrem Usta bunun bilincindeydi ama işin içine girince, baskıyı kaldıramadı ve söylemleriyle eylemleri gün be gün çelişmeye başladı. Sonunda Hacıosmanoğlu'nun daha güzel konuşan ama aynı işleri yapan bir kopyasına dönüştü. Şimdi Ağaoğlu da aynı şeylerin bilincinde ve o da Usta gibi tedbirli başlıyor ama başarısızlıklar onu da kısa dönemli çözümlere itip daha büyük felaketlere sürükleyebilir. 


Bundan sadece 1.5 yıl önce Trabzonspor 30 yaşındaki Olcay Şahan'a 1.7 milyon euroluk maaşla kontrat verdiğinde herkes Trabzonspor'un süper bir transfer yaptığını yazmıştı bense 30 yaşında bir Olcay ile bu kadar yüksek maaşlı ve uzun vadeli sözleşmenin hata olduğunu yazdım. Argümanım 'Olcay gibi futbolu yeteneği ile değil fizik gücü ile oynayan futbolcuların yaşlılık emarelerini daha derinden hissetmeleri' idi. Olcay gibi futbolu enerjisi ile oynayan futbolcularından biri Tuncay'ın hiç anlamadan Hindistan Ligi'ne düştüğünü gördük çünkü ne oyun zekası çok yüksekti, ne de yeteneği... Sadece enerjisi çok yüksekti. Peki o enerji yaşla birlikte düşünce geriye ne kalacaktı? Vasat bir oyuncu kalacaktı. İşte sen o vasat oyuncuya 4 yıl 1.7 milyon euro vermeyi vaat etmişsin. Ben bunları yazdığımda Olcay ilk 10 hafta beklendiği üzere döktürdü. Millet twitterda yazdıklarımı alay etmek için RT ediyordu. Üzerinden sadece 1 yıl geçti. Bu sezonun 2. yarısında Olcay Şahan 11'e girmeye bile zorlanır hale geldi. Bugün Trabzonspor'da en fazla rotasyon oyuncusu olur ama 1.7 milyon euro gibi çok yüksek bir maaşı var. Trabzonsporlular bugün gelecek sezon 11'ine sol kanada Olcay'ı yazmaz ama takımın en çok kazanan oyuncularından biri. İşte Trabzonspor böyle böyle bu hale geldi. 


Evet 1.6 milyon euroya Rodallega değil 300-400 bin euroya Mehmet Batdal'ın yedekte durması iyidir. Bir de Batdal tarzında uzun santrforların futbol ömrü daha uzun sürer. Batdal 32 yaşında ama sprinter bir forvete göre kariyerini çok daha uzun sürdürür. 


Geçen senelerde Manchester City scoutlarının bir değerlendirmesini okuma fırsatı bulmuştum... City scoutları santrforları ikiye ayırmışlar. Birincisi hareketli santrforlar... Oyunları hız ve rakip savunmanın aralarına sarkmak olan bu oyuncuların en verimli yaşlarının 24 ila 29 arasında olduğu yazılmış. Bu oyuncuların 29 yaşından sonra fiziklerine çok iyi bakarlarsa üst seviye performanslarını 33'e kadar sürdürebilecekleri belirtilmiş. (Burak iyi bir örnek) İkinci tür ise daha sırtı dönük oynayan uzun boylu, pivot santrforlar. Bu oyuncuların uzun boy dezavantaj ve avantajlarını nasıl kullanabileceklerini öğrenmeleri gecikse de futbol ömürleri daha uzun sürüyormuş. Bu tip santrforların en verimli dönemi 26-31 yaş olurken, fiziklerine iyi baktıkları takdirde kalecilerden sonra en uzun süre oynamaya müsait role sahiplermiş.


Luca Toni 25 yaşına kadar İtalya 2. Liginde oynuyordu 38-39 yaşında ise Serie A’da gol kralı olmuştu. Klose de benzer. 23-24’e kadar alt seviyedeydi o da 38-40’a kadar oynadı. Van Persie tersi bir örnek mesela çabukluğunu ve fiziksel diriliğini kaybetmeden önce dünyanın sayılı golcülerindendi ama 31 yaşında bitti. Koşması gerektiği yeri çok iyi bilse de koşamıyordu. Arif Erdem de fiziksel diriliğini kaybedince 31 yaşından sonra oynayamadı, 33 yaşında da futbolu bıraktı. Nihat Kahveci de aynı şekilde 32 yaşında futbolu bırakmak zorunda kaldı. Tam tersi Adebayor ise 33 yaşında geldi Başakşehir'e geldi 2-3 ay sağlam idman yapınca hemen toparladı. Bugün 34 yaşında ve hiç yaşlılık emaresi göstermiyor. Böyle giderse de 38’e kadar oynar Süper Lig’de. Bence Batdal da aynı şekilde rotasyonda 38’e kadar oynayabilir. Gol gerektiğinde, oyun rakip yarı alanda oynandığında sokulabilir.


Trabzonspor tabi ilk 5 arasında geleceği en karanlık olan. Seneye bence hedefleri 5.'lik değil de çok daha ucuz ve genç bir kadro ile ligde kalmak ve geleceği kurgulamak olmalı. Bunun için doğru isim Ünal Karaman mıydı? Bence hayır. 



GÜNCEL YAZILAR