"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Sinan Yılmaz
Sinan Yılmaz
@ivansshatov

Hagi mi, Alex mi?

02/08/2018



Bu yazıyı yazmak Dünya Kupası'nda Belçika - Fransa maçını izlerken aklıma gelmişti. Son 20 dakikada Belçika'da hiç kimse bir şey üretemezken sürekli sorumluluk alan ve didinen bir futbolcu vardı. Hazard çaresizce çırpınıyor her şeyi deniyor ama olmuyordu. Onu izlerken Hagi'yi izlemiş gibi oldum. Birçok maçın birçok bölümünde tüm ipleri böyle eline alır ve gerekirse mucizeyi bile zorlardı. (Örn: Athletic Bilbao'ya 90+2'de attığı gol. O golü mucizeyi zorlaya zorlaya atmıştı)


Futbolcuları birbirleriyle kıyaslarken hep oyunculuk meziyetleri üzerinde duruyoruz ve esas önemli, esas özel olan 'karakteri' gözardı ediyoruz. Teknik karşılaştırmalar bir uzar bir kısalır örneğin Alex ceza alanında mükemmel bir bitirici, Hagi ise uzaktan şutlarda daha güçlü ve etkiliydi. Alex kafa gollerinde de vardı, Hagi ise hiç kafa vuramazdı. Hagi çok uzun mesafe dripling yapabilirdi. 50-60 metre savunmayı yarıp giderdi. Bunu 35 yaşında bile yapar, kimse de yetişemezdi. Alex ise ağırdı. Driplingleri genelde 5-10 metreyi geçemezdi zira çalım attığı adam 5 metre sonra yeniden karşısına çıkabiliyordu. Yine de zekasıyla terse çalımlar atar, hemen dar alanda kısa çalımlar ve şutlarla golleri bulurdu çünkü zayıflıklarını da bilecek kadar akıllıydı ve bunlara göre oyun tarzını belirlerdi. 


Bu teknik melekeler oyuncuların iyilik - kötülüklerini anlatmaktan ziyade tarzlarını anlatmakta işe yarıyor. Fayda ise karakter farklılıklarında daha çok ortaya çıkıyor.


İSTATİSTİK KONUSU


Alex bir forvet gibiydi. Tüm özellikleri buna yatkındı ve takımına en çok katkı sağlayacağı yerde, santrforun hemen arkasında oynardı. Hagi ise topu gole taşıyan adamdı. Gerek top atarak, (ara pas, orta, diagonal pas) gerek top sürerek. Hagi de takıma en yararlı olacağı yerde bazen sağ kanat, bazen sol kanat, bazen de orta alanın hemen önünde oynardı. Alex ile Hagi'nin ortalama pozisyonları arasında yaklaşık 20 metre fark vardı. Alex, rakip kaleye Hagi'den 20 metre falan önde oynardı. Ziyadesiyle Alex ile Hagi'yi attıkları gol ve yaptıkları asist üzerinden değerlendirmek mantıksızdı. Aradaki 20 metre birini orta saha, diğerini forvet yapıyordu. Alex ancak onunla aynı pozisyonda oynayan Arif Erdem ile asist ve gol sayısı üzerinden fayda konusunda kıyaslanabilirdi. 


İki farklı mevki, görev ve rolde oynayan oyuncunun toplam faydasını istatistik üzerinden değerlendirmek bu yüzden mantıksız olur. Yine teknik yeterlilikler üzerinden fayda kıyaslamak da öyle. Zira birinin driplingi iyi, öbürünün bitiriciliği, birinin kafası, diğerinin uzun şutu diye kıyaslar bir uzar, bir kısalır ve sonuca ermez. Hangi taktikte, hangi takımla, hangi koşullarda oynadığına göre bir x iyi topçu olur, bir y... 


KARAKTER


Gel gelelim katkı esas karakterde ortaya çıkar. Benim anlatmak istediğim de bu karakter farkılıkları. Futbolcularda görmeyi, konuşmayı unuttuğumuz karakter konusuna değinmek istiyorum. Günümüz futbolu taktikleri robotlaştırdı. Oyuncuların fazla sorumluluk almasını sınırladı. Roller bölüşüldü. İplerin zaman zaman tek bir adamın elinde toplandığı taktikler öldü. Bunu basketbolda daha çok görüyoruz. Son topları hala, daha çok önlem alındığı bilinse de takımların yıldızları kullanabiliyor. Futbolda da bu eskiden böyleydi. Şimdi pek kalmadı. Bunu son olarak Fransa - Belçika maçında Hazard'ta görünce Hagi'yi anımsadım. Karakter, tekniğin üzerinde bir değer. Kupalara uzanmanızı, takımı hedeflere kilitlemenizi sağlar. İki farklı insan karakteri var. Bu tüm takım sporlarında da, sporcular üzerinde sık sık göze batıyor. Biraz ondan bahsetmek istiyorum.


Bazı insanlar reaktif, bazı insanlar ise proaktif. Bazıları bir aksiyona geçmeden önce olacakları bekliyor ve ona göre aksiyona giriyor yani reaktif. Bazıları ise herkesten önce aksiyona giriyor ve olayı kurguluyor. Bu insanlar da proaktif. 


Örnek vereyim... Reaktif karakterler genelde akıllı insanlar. Beklerler, olayların gelişimini izler ve ona göre pozisyon alırlar. Alex tam bir reaktifti. Zehir gibi bir zekası vardı. Topun nereye düşeceğini herkesten 1-2 saniye önce sezebiliyordu. Avını bekliyor ve timsah gibi zamanı geldiğinde işi bitiriyordu. Tam bir kiralık katildi. Hiç heyecanlanmıyordu. Son derece büyük bir soğukkanlılıkla hataları bekliyordu. Alex için sık sık, "Son dakikalarda ortalarda yoktu ama birden ortaya çıktı ve golünü attı" denildiğini duyardık çünkü onun oyunu buydu. Kaybolur, saklanır ve zamanı gelince sokar. 


Hayattan da bu karaktere örnek verebiliriz. Ben de reaktif bir adamımdır. Önce karşıdakinin hamlesini beklerim. Eşim daha da reaktiftir. Yaklaşık 2 yıl önce, evlendiğimizden beri ilk kez bir yurt dışı tatile gidecektik. Pasaportu da çıkarmıştım. Otel falan bakıyorduk ki eşimin hamile olduğunu öğrendik. Sonra da dedik ki "Şimdi doğum falan para lazım edecek. Biz bu yurt dışı işini erteleyelim..." Akılcı bir karardı, gerçekten de para lazım etti ve sıkıntı yaşamadan atlattık. Güzel ama reaktif olmak insanın hep olayları beklemesine neden oluyor. 60 yaşına geldiğinde "Ya hamileyken Paris'e gitmiştik, biraz dişi sıkmıştık ama ne maceraydı" diyemiyorsun. Bekliyorsun, tedbir alıyorsun. (Savunma oyuncuları daha reaktif olmak zorundadır her zaman) Nihayetinde reaktif olmak akıllıca ama biraz da korkakça oluyor. 


Takım sporlarında, takımdaki oyuncularınız ne kadar reaktifse o kadar akıllıca, sabırlı savunma yapıyorsunuz ama aynı oranda da siniyorsunuz. O dengeyi iyi ayarlamak gerekiyor. Reaktif oldukça rakibi bekliyorsunuz, pasifleşiyorsunuz. Bunu Aykut Kocaman ve Abdullah Avcı'nın oyun karakterlerinde ve tercih ettikleri oyuncularda çok görüyoruz. Akılcı ama cesaretten uzak bir anlayışa sahipler. 


Terim ve Hagi'nin karakteri ise proaktif. Birbirlerine büyük saygı ve sevgi beslemeleri belki de bundan. Proaktif insanlar da akılcı olmayacak diye bir durum yok. Aptal bir proaktiflikle Godfather'daki Sony gibi düşünmeden ölüme koşmak değil illa olacak olan... Bir insan hem zeki, hem proaktif bir karakterse bambaşka bir hale bürünebiliyor. Olaylara o yön veriyor, maçı onun üzerinden oynamaya başlıyorsunuz. Oyunu kabullendiriyor. Rakibi sahasına hapsedip hücum ettiriyor. Hagi bunu çok iyi uygulardı işte. Müthiş bir karizma ile sanki elinde asası varmış gibi oynamaya başlar herkes onun ayaklarına kilitlenirdi. 


Alex için demiştim ya, sık sık spiker "Alex son dakikalarda ortalarda yoktu ama golünü attı" der. Hagi için ise bu cümleyi bir kez olsun duymazsınız. Hagi'nin ortalıkta olmadığı 5 dakika bile yoktur. Oyun Hagi üzerinden oynanır. Her an oradadır. Her an sorumluluk alır. Kaybolmaz, beklemez. Rakibini bekletir. 


Hiçbir maçta "Hagi bugün nerede ya?" demezsiniz. Hagi bugün çok kötü oynuyor diyebilirsiniz çünkü sürekli sorumluluk alıp başarısız olursa çok kötü oynadığı hemen göze batar ama asla yok olmaz. Bu yüzden Hagi'ye Comandante lakabı çok yakışır. Komutan çünkü hep göz önünde olmalıdır. Komutan tek tabanca takılmaz, saklanmaz, tuzak kurup beklemez. Komutan sürekli savaşır. 


Proaktif liderlerin katkısı bu yüzden sadece golle, asistle açıklanmaz. Bu nadide karakter biraz zor bulunan bir çiçek gibi. Yetenekten bağımsız tamamen. Ben Maradona'yı da öğrenmek için meraktan oturdum geçmiş maçlarını izledim. Messi'yi de biliyoruz... Messi kadar yetenekli bir futbolcu bence hiç gelmedi muhtemelen daha sonra da gelmez ama Messi de reaktif. İşler kötü gittiğinde, takım bir çözüm bulamıyorsa o da yok oluyor. Maçlara Hagi gibi, Hazard gibi bu iş bende diyerek, her topu alarak, zorlayarak damga vurmuyor. Başka türlü müthiş şeyler yapıyor ama isyan bayrağını açıp bir komutan gibi tüm takımı arkasında saldıramıyor. Alex gibi tuzaklar kuruyor. Sistemi işletiyor. Yeteneği ile durdurulamıyor, inanılmaz işler yapıyor ama Hazard'ın Fransa'ya yaptığı direnişi yapamıyor. Çünkü onun için yeteneğin üzerinde karakter gerekiyor. Kafayı sıyırmak, sınırları zorlamak gerekiyor. 


Hagi mi Alex mi dediklerinde benim aklıma ilk gelen de bu oluyor. Biri proaktif, öbürü reaktif. Arada tüm takımın kimliğini değiştiren büyük bir fayda farkı var.


Galatasaray'ı önümüzdeki dönemde zor bir süreç bekliyor çünkü takımda çok fazla reaktif oyuncu var. Galatasaray taraftarının Badou Ndiaye'nin değerini anlayamadığını düşünüyorum. Gereksizce yeteneğine takılıyorlar ve kattığı karakteri göremiyorlar. O korkusuzca saldırıları, rakibi sindirmesini, proaktifliğini göremiyorlar. Fatih Terim de elindeki bu oyuncularla kendi proaktif anlayışını yansıtmakta zorlanıyor. 


Yeni nesil taraftar biraz garip, Ndiaye'yi sadece koşuyor falan diye niteleyen mi ararsın, oyun kuramıyor diye küçümseyen mi? Ndiaye'nin en büyük katkısının karakter farkı olduğunu, rakibi bu oyuncularla sahasına gömebileceğinizi, aksi halde Akhisar'a, Alanya'ya bile kendi sahanızda beklemek zorunda olduğunuzu ve oyununuzu kabul ettiremediğinizi göremiyorlar. Gerçekten şaşırıyorum.



GÜNCEL YAZILAR