"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Sinan Yılmaz
Sinan Yılmaz
@ivansshatov

Tünelin ucu

19/09/2018



Fatih Terim, 96-2000 döneminde ve 2011-2013 döneminde gördüğümüz, 90 dakika oyunu domine eden, rakip yarı alanda baskılı oynayan bir takımı oluşturmaya başladığının ilk güçlü sinyalini bu maçla verdi. Aydınlık tünelin ucu ilk kez bu maçla görüldü. Bugün itibariyle bu baskılı futbol 90 dakikaya yayılabilecek kadar güçlü ve devamlı değil ama maçın yarısından çoğunda o Fatih Terim futbolu diye adlandıracağımız baskılı futbolun oynanabildiğini gördük. 


MAÇ ÖNCESİ


Fatih Terim'in kadro ile ilgili en büyük sürprizi Belhanda veya Donk değil, Feghouli'nin ilk 18'de olmamasıydı. Hem Maicon, hem Ozan Kabak'ı 18'e alıp, yani iki stoper kadroya alıp, Feghouli'yi almaması, oyuncuya direkt bir mesaj. Fakat bunu maç sonu basın toplantısında anlatmadı. Politika yaptı, "Çalışacak, herkes çalışacak" demekle yetindi. Bence güzel ve olması gereken açıklama sadece bu kadar.


Emre Akbaba'nın üç büyüklere transfer olursa, merkezde değil sağ önde oynamasının daha iyi olacağını Alanyaspor'dayken yazıyordum. Yere sağlam basamayan, ikili mücadelelerde zayıf bir oyuncu olduğu için, onu merkezden yani dar alandan kaçırmak, daha geniş alana koymak lazım. Sol ayağı ile iyi şut atıp, derin paslar atabildiği için de sağ kanat ona daha yatkın. Soluna çekip, içeri devrilerek şutlarını ve paslarını atabilmesi için... 


Donk'un stoper olması büyük risk ama Trabzonspor maçında dağılan Maicon'un veya 18 yaşındaki Ozan'ın oynaması da en az o kadar risk. Donk, Kasımpaşa'da stoperde çok kötü maçlar oynamıştı. Konsantrasyonu çok kötü olduğu için çok dağınık maçlar oynadı ama Terim dönemi performansında konsantrasyon sorunları görmemiştik. Bu yüzden aslında Donk, kendisine güvenilmeyi haketti. İkinci bir Serdar olmadığı için... Ahmet, Maicon, Ozan ve Donk dörtlüsü arasında bir tercih yapılması gerektiği düşünüldüğünde, ben kötünün iyisi olarak Donk tercihini de doğru buluyorum.


Öte yanda Semin oldukça defansif bir kadro ile çıktı. Santrforsuz önde Farfan'ı bırakarak tamamen bir kontra atak kadrosu tercih etmişti. Lige çok kötü başlayan Moskova, buraya bir puan için geldiğini belli ederek çıkıyordu. 


Feghouli Konusu


Feghouli konusu oldukça ilginç. Bu hamle "Ben seni Şampiyonlar Ligi'nde düşünmüyorum" demek. Feghouli 3.850 milyon euro ile Galatasaray'ın en çok maaş alan futbolcusu. Galatasaray'a da 4.250 milyon euroluk bonservisi ile geldi. Yarın 2-3 milyon euroya bile satılması bence Galatasaray için hiç yoktan iyidir... Maaş listesini en tepeden budamak da iyidir. 


Ben Feghouli'nin kalitesine, Belhanda'ya veya diğer hücumculara göre çok daha fazla güveniyorum. Bence Galatasaray'ın en zeki, en yaratıcı hücum oyuncusu. Bu ağır haliyle artık kanatta oynayamasa da ondan 10 numara olabileceğini düşünüyordum. Ancak kendisi bunu istemiyorsa, arzusu yoksa, iyi çalışmıyorsa veya bir disiplin sorunu varsa, tribünde tutmanın anlamı da yok. Az çok demeden sırf 3.850 milyon euroluk maaştan kurtulmak için bile satılmalı. 


Ayrı bir konu olarak Feghouli'nin neden oynamadığının anlatılmaması Galatasaray kulübü için daha iyi! Gomis gibi 'para istiyor', Tolga gibi 'sakatım diye yalan atıyor' şeklinde damgalarla piyasaya sürseniz oyuncunun değeri daha da düşüyor. Bir disiplin sorunu mu oldu, kilo mu aldı, sarhoş mu, Fatih hocaya küfür mü etti? Sorun neyse onu en azından satana kadar saklamak Gomis ve Tolga'yı adam akıllı satamayan bir takım için daha doğru yol. En azından Gomis ve Tolga'nın satılamamasından ders çıkarılmış diye düşünüyorum. 


Belhanda neden değil de Feghouli?


Olay sadece adam harcanacak olsa, en kolay harcanacak adam Belhanda'ydı. En büyük bonservis yatırımı yapılan oyuncu o. Trabzonspor maçında atılarak farka da neden oldu. Tüm bunlara karşın Belhanda, Dünya Kupası tatilinden 4 gün erken dönüp kampa katılmış bir oyuncu. Trabzonspor maçında şuursuzca atılmadan önceki Alanyaspor maçında takımın hem en çok koşan ve mücadele eden, hem de en iyi oynayan oyuncularından. Demek ki Terim, "Ben oynamak istiyorum" diyeni kazanmak için eleştirileri de göze alıyor. 


Basın, Trabzonspor maçı sonrasında Belhanda için Terim'e neler yazmadı. Evlatlığı dediler. Fatih Terim'e en samimi yaklaşan yazarlardan Erman Toroğlu bile Terim'in Belhanda ısrarını çok ağır eleştirdi ama Terim yine de Lokomotiv Moskova maçına Belhanda'yı 11 koydu. Demek ki çalışan, isteyen formayı alabiliyor, arkasında Terim'den de desteği buluyor. 


İLK YARI


Galatasaray müthiş bir istek ve arzu ile başladı. İlk 20-25 dakika tam bir Fatih Terim başlangıcı. Badou Ndiaye ve Garry Rodrigues aç kurt gibi başladılar. İkisinin de Şampiyonlar Ligi'nde oynama isteği açıklamalarına da yansıyordu. 


Ben yaz döneminde Garry Rodrigues'in satılması gerektiğini yazdım. Belli bir yaşa gelmiş, potansiyeline ulaşmış bir oyuncu. Tavan yapmışken satılmalı diye düşünüyordum. Daha yukarı çıkmaz diyordum ama bu sezon son iki maçta daha yukarıda, daha olgun bir Garry görülüyor. Bunu hiç beklemiyordum.


FutbolArena'dan Kevser Şahin geçen gün Hakan Ünsal ile bir röportaj yapmıştı. Ünsal, Terim'i anlatırken, "O oyuncudan ne alabileceğini çok iyi bilirdi. Bazen oyuncunun kendisinde olduğunu bile bilmediği yetenekleri bile ortaya çıkarabilir" dedi. Galiba Garry'de de o oluyor. Daha önce ön göremediğim, hiç tahmin etmediğim bir olgunlaşma süreci yaşıyor Garry. Donk'un konsantrasyon problemlerinin ortadan kalkması, Linnes'in ürkek savunmasının yok olması gibi. Şimdi mental özellikler, geliştirilmesi en zor konular aslında. Fizik en kolay değiştebileceğiz konu, teknik de çalışarak orta vadede geliştirilebiliyor ama mental özellikleri değiştirmek çok zor. Korkak bir oyuncuyu cesur hale getirmek imkansız gibi bir iş. Linnes'te bunu yaptı. Uyurgezer, dalgın, konsantrasyonu düşük adamı 90 dakika odaklamak imkansız gibi bir iş, Donk'ta bunu yaptı. Kötü kararlar veren, oyuna zekasını yansıtmakta zorlanan, ezber oynayan bir oyuncunun karar verme becerisini geliştirmesi çok zor bir iş. Garry'de de bunu yaptı. Bu üç oyuncudaki mental gelişimi sıradan teknik adamlar gerçekleştiremez ancak Terim gibi A sınıfı teknik adamlar gerçekleştirebilir. 


İlk 20-25 dakika müthiş tempo yapan Galatasaray bu dakikadan sonra yoruldu. Özellikle tam hazır olmayan Ndiaye kendisini o kadar zorladı ki sonradan dinlenmek zorunda kaldı. Galatasaray'da top tutabilen bir hücum, kanat veya orta saha oyuncusu olmadığı için de dönen toplar Lokomotiv Moskova'da kalmaya başladı. İlk devrenin ilk yarısında Galatasaray, ikinci yarısında Lokomotiv Moskova üstün görüldü. Galatasaray net olarak Selçuk İnan'ın 5-6 yıl önceki hali gibi topa basabilen, oyun temposunu belirleyebilen bir oyuncuya ihtiyaç duydu. 


Emre Akbaba'nın kötü savunma yapması ve kolay top kaybetmesi de Lokomotiv Moskova'nın soldan çok gelmesine neden oldu. Idowu ve Fernandes orayı çok iyi kullandılar. 


Bu arada Galatasaray baskı yerken Muslera'nın erken başlama denemeleri de çok manasızdı ve Galatasaray'ın baskıyı kıramamasına, daha çok baskı yemesine neden oldu. Muslera kadar tecrübeli bir kalecinin; ne zaman ve nasıl oyun başlatacağını bu kadar bilmemesi beni çok şaşırtıyor. Trabzonspor deplasmanında topu geveleyerek hata yapmıştı, bu maçta da erken başlama çalışmaları ile Galatasaray'ın sahasına daha da gömülmesine neden oldu. 


İKİNCİ YARI


İkinci yarı değişikliksiz ve bittiği gibi başladı. İlk 5-10 dakika yine Lokomotiv Moskova baskılıydı. Sonra ne oldu da ibre birden değişti orasını kaçırdım. Belki Lokomotiv Moskova da yorulmuştur. Nihayetinde kötü giden, sakatları olan bir takım. İlk devrede golü yedikten sonraki oyunları beklentimin üzerindeydi zaten. Galatasaray'ın şansı ise, baskıyı kurduktan sonra 5-10 dakika içinde golü atmasıydı. İlk gol gibi ikinci gol de tam zamanında geldi ve maç kopmuş oldu. 


Eren'in gol öncesi frikiğin başına geçmesi şaşırtıcıydı. Eren, Gomis satıldığından ve yerine adam alınmadığından beri büyük baskı altında. Bu baskı, ona kendi ortalamasının da gerisinde maçlar oynatıyordu. Eren belki birinci sınıf bir golcü hiç olmadı ama her zaman İsviçre Milli Takım golcü rotasyonundaydı. Sakatlanmadığı dönemlerde Bundesliga'da oynayan, Kasımpaşa'da fark yaratabilen kalburüstü bir golcüydü. Ya bu baskı altında ezilecek. Ya da baş kaldıracaktı. Frikiğin başına geçtiğinde onu gördük. Baş kaldırdı ve nefis bir vuruşla golü attı. Golü atmasa da çok faydalı oynuyordu. Lokomotiv stoperlerine bir tane bile rahat kafa topu aldırmadı. Kafa toplarını alamadığında da aldırmadı. 


Geriden oyun kuramazsan, Eren'siz oynayamazsın!


Şimdi bir hücumcu için hava topu almak denilince insanların aklına şu geliyor. Santrfor degaji takım arkadaşlarının ayağına indirecek veya göğüsüyle alıp takımı hücuma kaldıracak. Buna bir stoperin sürekli izin vermesi için 1.70 falan olması lazım. Santrforun maç içinde göğüsüyle indirdiği veya kafayla indirdiği de olur ama bunun sürekli olması imkansız. Drogba'lar bile bunu devamlı yapamıyor. Santrfor için geçerli olan illa kafayı vurmak değil, stoperlere rahat vurdurmamak, topu karambole düşürtmek de geçerli... 


Eğer siz 1.70'lik bir santrfor ile oynarsanız ve degajla oyuna başlarsanız. Rakip stoperler her degajı göğüsüyle indirir ve sizi kendi sahanıza hapseder. Eğer degajla oyun başlatıyorsanız Eren gibi pivotlar şart oluyor. Zira vuramasalar bile vurdurmuyorlar. Düşen top rakip savunmacıya geçse bile oyunu hemen başlatamıyor, savunma yerleşimi bozulmuş oluyor ve rakibi oyalamış oluyorsunuz. 


Galatasaray 1-0 ile 2-0 arasında uzun süre baskı yedi. Degaj dışında hiçbir şekilde çıkamadı. Bu durumlarda Eren olmasa iyice kendi 30 metresinde oynamak zorunda kalırdı. Galatasaray'ın önemli eksiklerinden biri savunmadan pasla çıkma işini becerememesi. Bunu beceremediği sürece de, en azından oyunların belirli bölümlerinde uzun bir santrfora veya degajları vuracağı Babel tarzı uzun güçlü bir kanat oyuncusuna mahkum, öyle bir kanat yoksa Eren maçların belirli bölümlerinde şart. Hatta Terim'in, Donk gerekirse forvet oynar demesi de bu yüzden olmalı.


Fernando kaldıramadı, Ndiaye fark yarattı!


Bu arada Fernando, seviyenin yükselmesinden en kötü etkilenen isimdi. Tempo Süper Lig seviyesinin çok üzerine çıkınca orta sahadan kaçtı daha dar alanda stoper gibi oynamaya başladı. Melo da Galatasaray'daki son sezonunda bunu yapıyordu ve bu da orta sahanın kaybedilmesine neden oluyor. 


Öte yandan maç bitiminde Futbolist yazarlarından Bülent Kalafat ile konuştum. Kendisi Galatasaray taraftarı değil, Beşiktaşlı. İlk söylediği şu oldu. "Ndiaye başka bir seviye, burada ne işi var" Ben de hala Premier Lig'de başka bir takımın neden transfer etmediğini çözebilmiş değilim. Galatasaray'ın üstün başlamasının ve 50-55. dakikadan sonra Lokomotiv Moskova baskını kırmasının en büyük sebebi Ndiaye'nin temposu ve dikine çıkışları. Gördüğü kırmızı kartta büyük hatası var. Tam hazır olmadığı için hamlelerini kestiremiyor bence. Topa ulaşırım sanıyor ama kasları tam olarak ona itaat edecek kadar hazır değil. 


Kırmızı kartta onun kadar, topları gereksiz kaybeden isimler de hatalı. İlk sarı kartta Belhanda ayağında çok tuttuğu için kaybetti. 2. kartta ise ceza sahasına az kişiyle gidilmişken ve önünde Garry boşken korneri luzumsuz yere erken ve arka direğe kesen Emre hatalı. 


Bu arada Emre 2. yarıda daha iyiydi. Gol sezisini de konuşturdu ve 2-3 önemli pozisyona girdi ama penaltı pozisyonu dahil olmak üzere bu pozisyonlarda fazla heyecanlıydı. Şampiyonlar Ligi seviyesi böyle işte. Milli maçta hiç heyecanlanmayan Emre, Şampiyonlar Ligi'nde heyecandan her zaman yaptığı vuruşları yapamadı. 


Belhanda - Maicon hamlesi...


2-0'dan sonra ilk değişikler geldi. 69'da Semin, Eder'i oyuna alıp çift forvete dönünce Terim de 72'de Maicon'u oyuna aldı ve stoperlerin önüne Fernando - Donk duvarını çekerek hava toplarını süpürmeye başladı. 


Dün sabah Mehmet Demirkol, Fernando - Donk önlerinde Ndiaye üçlüsünün Şampiyonlar Ligi'nde olabileceğini söylemişti. Bu yorumun mantıklı olduğunu özellikle skor alındıktan sonra yapılabileceğini yazmıştım ben de twitterda. Gerçekten de Terim, skoru alınca bunu yaptı ve skoru tutma noktasında da oldukça faydalı oldu.


Bu arada ilk yarıda Muslera'yı eleştirdiğim erken başlama durumu, rakibin 2-0'dan sonra direnci kırılınca işe yarayabildi ve bir kontra atak pozisyonu doğdu.


MAÇ SONU


Basın toplantısı Fatih Terim açısından başarılıydı. Kazanınca basın toplantıları kolay oluyor zaten. Hocayı mutlu ve rahatlamış gördüm. Feghouli sorusunu olması gerektiği gibi kısaca cevapladı. Gomis ve Tolga'da yaptığı hatayı yapmadı. 


Ayrıca rotasyon vurgusu yaptı. 96-2000 döneminde kim oynasa, oyunun yapısı değişmezdi. Terim yine onu yakalamak istiyor. Hakan Ünsal - Ergün Penbe ikilisi gibi denk rekabeti sağ bek pozisyonunda oluşturdu bile. Dar olan rotasyonunu kendi uğraşları ve uzmanlığı ile zenginleştiriyor. Pazar günü takımın yarısı değişse şaşırmam. 



GÜNCEL YAZILAR