"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Sinan Yılmaz
Sinan Yılmaz
@ivansshatov

Fatih Terim için sıradan hamle

06/10/2018



Galatasaray için ilk yarıyı çöpe attığı müsabakalardan biri daha oldu. Berbat zemine rağmen geçen haftaların aksine pasa bağımlı bir oyun oynanması ilginçti ama bunu zorunlu kılan üç neden vardı. 


Birincisi Antalyaspor'un topu çok fazla Galatasaray'a verip oyunu çok geride kabullenmesi ve neredeyse tamamen merkezi kapatması, ikincisi savunmada topu gevelemeyip hemen ileri şişirmesi, üçüncüsü ise Galatasaray hücum elemanlarının yorgunluktan pres yapacak gücünün olmaması. Şimdi bu nedenleri açalım.


Antalyaspor, Charles ve Vainqueur'ün yokluğunda; yaşlı, yumuşak ve pasör orta sahalara kalmıştı. Yekta ve Hakan Özmert ikilisi, Ndiaye ve Fernando ikilisine karşı çok yumuşak kalırdı ve özellikle Ndiaye yaptığı driplinglerle merkezi rahatlıkla delerdi. Bülent Korkmaz bunu önlemek için stoperlerle Hakan - Yekta ikilisinin arasına bir de Chico'yu koymuştu. Merkezde stoperlerle birlikte Chico, Yekta ve Hakan 5 kişi sürekli alan kapattılar ve Galatasaray'ı sürekli kanatlara oynamaya mahkum ettiler. Hatta öyle çok merkezi kapattılar ki çoğu pozisyonda Mariano ve Ömer Bayram bomboş kalmıştı.


Antalyaspor, Galatasaray'ın biten hücumlarından ve top kayıplarından sonra, savunmada asla topu ayağında tutmadı, asla pasla çıkmaya çalışmadı ve hemen ileri şişirdi. Bu durum da Galatasaray hücumcularının karşı pres yapıp, rakip yarı alanda top kazanmasına ve Liverpool gibi, karşı presle kazanılan topların ardından gole gitme şansını yok ediyordu. Ayrıca Galatasaray hücum oyuncularının yorgunluktan veya fiziksel kalitesizlikten dolayı pres yapacak mecali de yoktu. 


İlk yarı Antalyaspor'un istediği gibi bir oyun oynandı. Galatasaray, rakibinin oyun anlayışını çözebilecek hiçbir şey düşünemedi, üretemedi. Antalyaspor'da Bülent Korkmaz'ın da zaten herhangi bir hücum planı olmadığı için maçın ilk yarısı 0-0 bitti. Herhalde bu şekilde 3 gün 3 gece oynansa yine 0-0 biterdi. 


İKİNCİ YARI


İkinci yarıda Galatasaray çok daha istekli bir görüntü çizdi. Antalyaspor aynı oyununu oynamaya devam ediyordu. Bu yüzden Galatasaray, zeminin bozukluğuna rağmen bu sezonki en yüksek pas ve topa sahip olma istatistiklerinden birini yaptı. Tabi zeminin bozukluğu Antalyaspor'un işine fazlasıyla yaradı. 


Feghouli - Rodrigues değişikliğinin ardından, Galatasaray'ın hücum bölgesinde pas hızı yükseldi. Daha tehlikeli verkaçlar da oldu ama Antalyaspor artık tamamen merkezi kapatınca tek hücum çeşidi Mariano ve Ömer Bayram'ın keseceği ortalara dönüşmeye başladı. 


Bu bölümde Mariano ve Ömer sayısız orta kestiler ancak kutu içinde Onyekuru ve Sinan'dan başka adam çoğu zaman olmadı. Onlar da nereye koşacağını bilmiyordu veya bilseler bile kendilerinden çok daha uzun ve güçlü stoperlerin üzerinde hakimiyet kuramıyorlardı. 


Fatih Terim'in Maicon ve Donk'u santrfora koyma hamlesi bu dakikalarda kaçınılmaz bir gereklilikti. 76. dakikaya kadar çok bile beklediğini düşünüyorum. Evet çoğu teknik adam belki bunu denemezdi ama Fatih Terim için bu değişikliklerin öyle abartıldığı kadar büyük teknik adamlık farkı olduğunu düşünmüyorum. Fatih Terim kalitesinde bir teknik adam için sıradan, hatta geç bile kalınmış değişikliklerdi bunlar. 


Sinan kenara geçti ve kutu içinde orta kesilen oyuncular Onyekuru ve Sinan değil, Maicon ve Donk olmaya başlayınca ortaların tehdidi çok daha yükseldi. Nitekim kenar ortalarda Onyekuru'yu rahatlıkla ezen Celutska, Donk'un altında kaldı ve gol de gelmiş oldu. 


BİREYSEL PERFORMANSLAR


Serdar ve Ozan çok rahat bir maç çıkardı çünkü Antalyaspor hücum anlamında berbat bir oyun oynadı. İleri savrulan toplarda tek yapmaları gereken yardımlaşıp Doukara'dan önce topu indirmek oldu. Doukara da iyi maçlarından birini oynamayınca bu iki stoper için kolay bir müsabaka oldu. 


Mariano fiziksel olarak ciddi anlamda gerilemiş durumda. Çok sayıda kötü orta keserken, Sinan'a ve Donk'a iki tane asist niteliğinde orta da kesti. Berbat bir gününde de olsa Mariano gibi oyuncunun önü o kadar boş bırakılmaz. Antalyaspor da bunun cezasını çekti.


Ömer Bayram da ortaları çok uzaktan ve acele yapıyor. Biraz Caner Erkin tarzı. Bunun iyi bir şey olmadığını, verkaç ve etkili pas imkanı tamamen kaybolmadan 40 metreden sallama orta yapmaması gerektiğini yol yakınken birileri tembihlemeli. Erken ortalar dışında iyiydi. Fizik kalitesi takım ortalamasının oldukça üzerinde. 


Fernando da Serdar ve Ozan gibi hiç tehdit görmediği için rahat bir maç çıkardı. Ndiaye bence Galatasaray'ın en iyisiydi. Kalabalık ve geride bekleyen orta sahayı da delmesini bildi. 3-4 pozisyonda stoperlerin önüne kadar topla katetti ama hem kanatlar, hem de Sinan; gol koşusu yapmayı hiç beceremediği için bu driplingleri değerlendiremediler. 


Garry ve Onyekuru hem yorgun, hem de bu zemin hiç onlara göre değildi. Fatih Terim'in elinde yeterli rotasyon olsa Garry'i bu maç dinlendirir, Onyekuru'yu da daha erken çıkarırdı. Bu zemin Yunus'a da uygun değil. Muğdat ise herhalde antrenmanlarda hocanın beklediği seviyede çıkmadı. Zira şimdiye kadar bu dar rotasyonda ve mevkisinde oynayan oyuncuların formsuzluğunda çok az süre alabildi. 


MUSLERA'NIN DÜŞÜŞÜ


Muslera maçın başındaki pozisyonda atılmayı az daha başarıyordu. O kadar kötü zamanlamalarla kalesini terk ediyor ki, yoktan başına iş açıyor. Akhisarspor deplasmanında yaptığı penaltı gibi bir pozisyondu. Erken çıksa rahat alır, hiç çıkmasa zaten pozisyon olmaz. Öyle bir zamanlama ile çıkıyor ki, olmadık pozisyonda başına iş açıyor... Bu pozisyonda herhalde önce topa sonra rakibe vuruyor. Sezmesi kolay değil ama hakem kırmızı kart verse neden verdin denilmez bence.


Muslera benim Türkiye'de gördüğüm, kalecilik tekniği en iyi oyuncu. (Gelmiş geçmiş) Birebirlerde ve refleks olarak da çok iyi ancak kalecilik sadece teknik ve refleks ile ilgili değil. Kaleciliğin en önemli gereksinimlerinden biri de mental güç, konsantrasyon. Muslera 2015'ten sonra mental olarak ciddi bir düşüş yaşıyor. Hangi topa ne zaman çıkacak hep karıştırıyor. Olmadık yan top hataları, olmadık çizgiyi hatalı terk etmeler, sonra oyun kurma becerisi de ciddi anlamda düştü. Galatasaray'da ilk yıllarında pas isabeti çok yüksek olan Muslera, son 3 yılda oyun başlatma konusunda büyük sıkıntılar yaratıyor. Degajları genelde hatalı ve çok oyalanıyor. Rakip de yerleşmiş oluyor. Efendim ligde en iyi kaleci Muslera olabilir ama ligde iyi kaleci olmaması Muslera'yı iyi kaleci haline getirmez. Tam 3.575 milyon euro maaş ile Dünyanın en çok maaş alan kalecilerinden biri ve onunla 2021'e kadar sözleşme yapılmış durumda. 


Dünyanın en çok maaş alan kalecilerinden olduğuna göre en iyilerden olması gerek ama hem oyun başlatma, hem yan top, hem çizgiyi terk etme zamanlamaları bu kadar sıkıntılı bir kalecinin en iyilerden olması mümkün değil. İşte "Yan topları iyi olsa zaten Neuer, De Gea seviyesinde olur" yorumları hikaye. Porto maçında mükemmel bir maç çıkarıyor ama kale içine gelen ortayı yumruklamaya çıkmadığı için yoktan golü yediriyor. Önü de bomboş olduğu halde çıkamıyor. 


GALATASARAY'IN SANTRFORU KİM OLMALI?


Son olarak Galatasaray'da santrfor kim olmalı sorusunun cevabı hala havada. Porto maçı sonrasında herkes "Bu takımın santrforu Sinan olmalı" diye erken kanaatlerde bulunmuştu ama o maç sonrası da yazmıştık ki, Sinan'ın etkili olduğu bölüm ilk yarıydı. Yani 0-0'dı. Yani maç 0-0'ken Porto kendi sahasında beklemiyordu. Alan veriyordu. Sinan o alanlara koşular yapabilecek, geniş alanı değerlendirebilecek hızlı bir oyuncu. Gel gelelim ikinci yarı başında maç 1-0 oldu ve 2. yarıda Sinan çok etkisizdi çünkü kalabalık savunma içinde ne yapacağı konusunda hiçbir fikri yok. Ne top alabiliyor, ne savunmayı gezdirebiliyor. Porto maçının 2. yarısı ve Antalyaspor maçının tamamında toplam 50'ye yakın orta kesildi. Birinde bile ön direğe koşmayı akıl edemedi. Zira oyun zekası oldukça düşük. Maçın ilk 20 dakikasında topa bile dokunamadı. 


Böyle maçlarda Sinan'ı santrfor oynatmak da iyi bir çözüm değil. Sinan'dan Şampiyonlar Ligi'nde, kapanmayan rakiplere karşı iyi bir santrfor olabilir ama böyle maçlarda Eren şart. Eren olmadığında da belki Donk ve Maicon. Ha bana sorarsanız hem Donk, hem Maicon ağır oyuncular. Stoperlerin şişirdiklerini sürekli kovalayabilecek, indirebilecek kondisyonları hiç yok. En fazla böyle 15-20 dakika o bölgede koşturabilirler, sonra da şişip hareketsiz kalırlar. Santrfor oynamak ile stoper oynamak çok farklı. Santforlar çok geniş alanda didinip, boğuşuyor ve çok fazla koşturmak zorunda kalıyor. Donk ve Maicon'da o hareketlilik ve koşu dayanıklılığı hiç yok ama sanki Serdar bunlardan daha iyi santrfor olabilir. Tabi onun da top tekniği sıkıntılı. Yine de Serdar whoscored'a göre Süper Lig'in şu ana kadar en yüksek performans veren futbolcusu. Sadece savunmacılar değil, tüm futbolcular arasında en tepeye Serdar'ı koymuşlar. Şaşırtıcı mı? Bence değil.



GÜNCEL YAZILAR