"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Sinan Yılmaz
Sinan Yılmaz
@ivansshatov

Sakin ol, sabırlı ol, idare et

07/11/2018



Bugün maç yazısı yazmanın pek bir anlamı yok zira son günlerde yaşanan olaylar, oynanamayan oyunun da önüne geçti. Bu yaşanan olayların 'kenetlenme' yaratacağı ihtimalinden çok alınacak muhtemel cezalar sonrası 'dağılma' yaratma ihtimali maalesef çok daha gerçekçi. 


Galatasaraylı hemen herkes, olayların harareti nedeniyle kenetlenilmesi gerektiğini, özeleştiri yapma zamanı olmadığını savunacak ama devre arasına kadar düşman yaratma, tansiyonu arttırma, bu kadar sakatlık ve kadro darlığı varken bir dolu da cezalı oyuncu engeli ile karşılaşmanın Galatasaray'a faydadan çok daha fazla zarar getireceğini düşünüyorum. Kenetlenme için illa felaketler mi yaşamak gerekiyordu onu da bilmiyorum. 


SAHA İÇİ NEDEN KONUŞULMUYOR?


1- Galatasaray üst üste 4. maçında da Şampiyonlar Ligi'ndeki 32 takım arasında en az koşan ekip olmayı başardı. Son maç Schalke 111.3, Galatasaray 102.3 km koşmuş. Tam 9km'lik fark neredeyse bir oyuncu ediyor. Galatasaray rakibini maç boyu 1 kişi eksik oynayarak yenmeye çalışıyor. 


Maç sonu basın toplantılarında, 10 saniye dahi şu konu konuşulmadı ama 6 yıl önce uygulanan Süper Final konuşuluyor. Tam yarım saat bunlar konuşuluyor ve özellikle şu Süper Final konusunda haksız bir isyan senelerdir sürdürülüyor. Süper Final bir gecede uyduruldu doğru ama Süper Final saçmalığı lig başlamadan önce uyduruldu ve Galatasaray bu Süper final uydurulduğunda isyan etmedi. O zaman isyan etmeyip, normal sezonda şampiyon olunca isyan etmek doğru değildi. "Biz iki kere şampiyon olduk" söylemleri de doğru değildi. Bunu 6 yıl sonra konuşmak da doğru değil. 


Fatih hoca yine Federasyonu açık hedef gösterdi. "Şu anda TFF ve kurullarını benden iyi kimse tanıyamaz. Sonuçlar istedikleri gibi gitmediği zaman nasıl ayar verdiklerini çok iyi bilirim" dedi. 3. döneminde de aynı çıkışları yapmıştım. "Sezon sonu konuşacağım" demişti. Sonra Yıldırım Demirören ile fotoğraf çektirip nazire yapar gibi imza attı. Ünal Aysal'ın Fatih Terim'in gönderiliş sürecinde ve çok daha önemlisi kulübün ekonomik olarak dibe vurmasında büyük suçu olduğunu düşünüyorum ama şu her zaman canımı sıktı ve sıkacak, Fatih hoca Galatasaray'dan ayrıldıktan sonra Milli Takımı çalıştırmak zorunda mıydı? Madem bu kadar iyi tanıyor, neden kader ortaklığı yapıyor? Kader ortaklığını geçtim; Demirören ile Terim arasında çok iyi dostluk ve aile ilişkilerinden bahsediliyordu. Fatih Terim 3. döneminde Galatasaray'dan ayrıldıktan sonra belki Milan, Inter yapamazdı ama boşta da kalmazdı. Bir Sampdoria, Genoa falan yapamaz mıydı? Şimdi bu kadar sinirli, her Galatasaraylı da onunla birlikte, onun yanında ama yarın öbür gün yine bu adamlarla birlikte Milli Takımda 4. dönemini yaşar mı? Yaşarsa şaşırtır mı? "Milli görev başka, o görev bireyler üstü bir görev" gibi duygusal laflar maalesef beni tatmin etmiyor. 


Bütün söylenenler yutuldu, o sezon sonu yapılacağı söylenen açıklama hiç yapılmadı ve şimdi yine dön baba dönelim Yıldırım Demirören'e laf çakmacalar başladı. Yapma hoca. Takım aylardır top oynamıyor. Başlatma TFF'sine... Herkes unuttu gitti o günleri. Tekrar açma. Gerek yok. Herkes hatalar yapar, herkes affedilir ama dün hiç yaşanmamış gibi yapmaya da gerek yok. "İşler böyle kötü giderken ilk tökezlemesinde Terim'e vuruyorsun" diyebileceğiniz türde bir yazı yazmak hiç istemiyorum. Şu an bu yazıyı yazmak benim canımı sıkıyor, kulübün bu kadar büyük bir efsanesine bu kadar uzun eleştiriler sıralamak can sıkıyor ama bu basın toplantılarında bir özeleştiri görsem, şu fiziksel sıkıntıları anlatan bir ifade görsem, kadro kurulumunda şu hataları yaptık gibilerinden bir laf duysam hocanın en büyük destekçilerinden biri olurum. "Adam sorunun bilincinde, o çözemeyecek de kim çözecek. O seviyede dünyada kaç teknik adam var" derim. Gel gelelim kendi sorumluluğunu bırakıp; efendim taçtı, orta sahadaki fauldü, Fırat Aydınus'un 5 sene evvel Melo'ya ettiği küfürdü... Her şey dururken bunları konuşmak olmuyor. 


Tudor'dan sonra göreve geldiğinde Hırvat hocayı eleştirmişti Terim üstü kapalı olarak. Sakatlıkların sebebi olarak da onun fiziksel yüklemesindeki hatayı göstermişti. Bugün çok daha fazla sakat var. Daha önemlisi geçen sezon yaşlı Başakşehir ve Beşiktaş son düzlükte fiziken düşerken, Tudor'un yükleme yaptığı takım ve Fenerbahçe ayakta kaldı. Son düzlükte bu iki takım ayakta kaldığı için ilk ikiyi de bunlar kaptı. Fatih Hoca o zaman Tudor'un bıraktığı mirası beğenmemişti. Bugün maalesef fiziksel olarak çok daha kötü bir Galatasaray ve çok daha fazla sakat görüyoruz. (Terim, Tudor'dan 10 kere büyük hoca. Bunu tartışmıyorum asla kıyaslamıyorum ama fiziksel olarak böyle bir durum da var)


2 - Oyuncular bireysel olarak geri gidiyor. Fernando geçen sezon bu dönemde çok daha iyiydi. Mariano çok daha iyiydi, Maicon çok daha iyiydi, Ndiaye çok daha iyiydi. 4 tane takımın en önemli oyuncusu. Bariz şekilde geriye gitti. Martin Linnes ve Ryan Donk'a kattıkları sayesinde, bu oyuncuların gelişimi nedeniyle Fatih hocayı sürekli övüyoruz ama takım için çok daha büyük değere sahip 4 kilit ismin geriye gitmesi de büyük bir problem. Takım fiziksel olarak neden bu kadar kötü ve takımın en yüksek maaş alan, en kilit oyuncuları neden bu kadar büyük bir düşüş yaşıyor?


3- Kadro zaten dar. Bu konuda sezon başından beri bir özeleştiri yapılmadı. Üstüne rotasyon da çok sağlıksız yapılıyor. Sürekli aynı oyuncular 11 başladığı için fiziksel olarak da, mental olarak da yıpranıp düşüyorlar. Haftada iki maça çıkmak zaten fizikselden ziyade mental bir yorgunluk getiriyor. Bu maç takviminde oluşan büyük sorumlulukları, tüm elit takımlar 25-30 kişiye yayarken Galatasaray sezona 21 kişiyle girdi. Geçen sezonki gibi sadece yerel turnuvada yarışacaksan bu olabilir ama hem Avrupa'da oynayıp hem ligde gideceksen bu rotasyon patlıyor. İyi ki kolay gruba düşmüşüz bir de City'lere, PSG'lere düşseymişiz kim bilir ne olacakmış?


Sezona vasat giren, 2-3 hafta sakatlık yaşayan Garry, Eylül ayında toparlanmıştı. Sonra sürekli 11 oynadı ve düştü. Muslera'dan sonra en çok süre alan oyuncu Garry. Malatya maçını da o düşünüyor mental olarak yıpranıyor, derbiyi de o, Schalke deplasmanını da. Tüm yükler aynı oyunculara biniyor. Muğdat ise 1 maç olsun 11 çıkmıyor. Halbuki Malatya'ya Muğdat ile kaybet, Garry Fenerbahçe maçına kafa olarak da vücut olarak da dinlenmiş çıksın. 


Feghouli geçen sene başı sakattı, kamp geçiremeden sezona başladı, o yüzden bekleneni veremedi diyorduk, bu sezon geçen seneki kadar bile veremiyor. Geçen sezon kötü, beklenti altı Feghouli bile 6 gol, 9 asist = 15 gollük katkı yapmış. Bu sene, o geçen yılki Feghouli'nin çeyreği kadar bile verim alınamıyor. Tamam göndereceksen yine gönder ama elindeyken hiç değilse biraz faydalan. Sinan Gümüş sezon başından beri 13 maça ilk 11'de başlamış Feghouli ise sadece 1! Zaten dar olan rotasyonu bu gibi durumlar iyice yıpratıyor. Her maç Sinan oynadıkça özgüven olarak daha da düşüyor, daha da yıpranıyor. En azından 8 maç Sinan, 6 maç Feghouli 11 başlasa, o sorumluluğu bölüşseler bugün hem daha iyi bir takım olunur hem de daha az yıpranılırdı. Aynı şekilde diğer kanatta Muğdat da öyle. Garry 12 kez 11 başlamış, Muğdat 0. Böyle olunca Garry fizik olarak bitiyor, Muğdat özgüven olarak. 


Ndiaye'nin düşüşü de aynı. Bir tane bile alternatifi yok ve yaratılmak için uğraşılmıyor. Malatya'ya genç Celil'le kaybet, Fenerbahçe maçına daha hırslı, daha dinlenmiş bir Ndiaye oynasın. Celil'i istemiyorsan Selçuk'la kaybet. Ndiaye geçen sezonun ilk yarısında Galatasaray'ın çok sağlam savunma yapmasını sağlıyordu. Hücumda yoktu ama savunmada müthiş katkı veriyordu. Bu sezon ise çift yönlü oynatılmaya çalışılan bir Ndiaye var. Hücumda yine katkı verememediği gibi bu sefer geçen sezon savunmada verdiği katkıyı da verememeye başladı. 


4- Santrforsuzluk sadece yönetime yıkılacak bir sorumluluk değil. Galatasaray başından beri FFP kısıtlaması altındaydı. Transfer sezonunun kapanmasına 7-8 gün kala Gomis satıldığında, kasada harcanabilecek +5-6 milyon civarında bir para vardı. Bu para ile ya iyi bir golcü alabilirsin ya da gidip Emre Akbaba'yı alırsın. Galatasaray tercihini Emre Akbaba'dan yana yaptı. 4'ü oraya verdiğinde zaten geriye 1-2 milyon kalmıştı. 1-2 milyona gelebilecek santrfor da ne kadarlık santrfor olursa o kadar olurdu. Hoş onu da yapamadılar ve bu büyük bir fiyasko ama santrfor yerine önce Emre'nin tercih edilmesi bir Fatih Terim kararıdır. "Tercihimizi böyle yaptık, sakatlık gibi beklenmedik durumlar sıkıntı yarattı, olmadı" dersiniz tamam, olur. Bu konuda sorumluluk sadece yönetimin değil. Zira yazın kulübü bir Çinli de alsa, kasaya cebinden 1 milyar euro da koysa Galatasaray transferin son 6 gününde en fazla 5-6 milyon euroluk bir transfer yapabilirdi. O hak da Akbaba için kullanıldı. Yine de santrfor alınabilirdi. Bursaspor'un Sakho, Alanyaspor'un Cisse'yi aldığı gibi yine bonservissiz falan alınırdı ama ne kadar katkı sağlardı o da tabi muamma. 


5- Geçen sezon Tolga Ciğerci, bu sene Eren Derdiyok hakkıda, "Acı eşiği düşük olduğu için silindiği" yönünde haberler yapılıyor. Bir futbolcuyu silip atmak bu kadar kolay olmamalı. Eren Derdiyok kazanılabilrse santrfor zaafı bu kadar derin hissedilmeyebilirdi. Feghouli de silindi. Çok fazla oyuncu çok kolay siliniyor. Hocanın son milli takım süreci de böyle olmuştu. Çok fazla oyuncuyla kavga etmişti. Belki sürekli hoca haklıdır ama mesele kimin haklı olduğu değil, kimin karlı çıktığı. Ayrıca Cenk Ergün geçen sene 40 milyon euronun üzerinde bir harcama ile bu adamları aldırdığında "Yetenekleri kadar karakterlerine de dikkat ettik" demişti. Hayret verici bir durum. 


Karman çorman bir yazı oldu ve daha Muslera'ya falan gelmedim. Gelmeye de gerek yok. 


Tüm bunlar ve unuttuklarım. Fırat Aydınus'un vermediği taç kararından önce konuşulmalıydı. Fırat Aydınus yanlış taç verse de, orta sahadaki hatalı faulü çalmasa da o oyun elde tutulmalıydı. Oyun elden bağıra bağıra kaçarken sıfır oyuncu değişikliği ile baskının yenmesine müsaade edilmemeliydi. Sezon başından beri hep saha dışı olaylar konuşuluyor. Fatih Terim sezon başından beri hakemden şikayet etmese de hep hakem konuşuyor. "VAR'daki hakem Barış Şimşek'ti, şimdi yine o" diyor. Bunları takip ediyor. Cüneyt Çakır Süper Kupa'da böyleydi ama destek çıkıyoruz diyor. Belli ki bu konuya fazlasıyla mesai harcıyor. Bunu Fırat Aydınus'un yıllar önce verdiği kararları aklında tutarak söylemesinden anlıyoruz. Halbuki hakem faktörü, saha içindeki oyundan daha çok düşünülmesi ve konuşulması gereken bir faktör olmamalı bence. Saha içini bırakıp her hafta, her hafta hakem konuşulmamalı. Şikayet, övgü, VAR değerlendirmesi ne için olursa olsun, o işleri MHK başkanı falan yapsın, Galatasaray teknik direktörü ise sahayı anlatsın, onu dinleyeyim istiyorum ben.


PROVOKE EDEN SUÇLUYSA PROVOKE OLAN DA SUÇLU


Fenerbahçe'nin Galatasaray'ı provoke ettiği söyleniyor. Peki, o zaman olmayın! Zaten kadro darken, yardımcı hoca uçarak sahaya girmesin! Hocasını öyle gören futbolcu o 90 dakikanın yorgunluğu ve hayal kırıklığı ile neler yapmaz? Benzeri İsviçre maçı sonrası da olmadı mı? Kadro kurmaya zorlanırken 4-5 kişilik cezayı kaldıracak gücü var mı Galatasaray'ın? 


65 yaşında Türkiye'nin en kariyerli teknik direktörüsün, maç sonu Fırat Aydınus'a düz gitmenin bir faydası var mı? İçini dökmekten başka kime ne yararı var? Sana 5 maç ceza verseler bu takımı kim toparlayabilir? 5 maç sonra Başakşehir kazanırsa 'şampi' başlıklarını attırır.


Madem kadron eksik. Şunun şurasında devreye 2 ay kalmış. Sabret be hoca. Sabret. Yap golcü transferini, git Avrupa Ligi'ne. Zaten bu sene Şampiyonlar Ligi'nde devam edebilsen nereye kadar gideceksin? En fazla son 16 turu. Hadi yine çok şanslı bir kura geldi diyelim maksimum çeyrek final. Elit takımlar ile aradaki uçurum o kadar büyük ki! Şampiyonlar Ligi ile ilgili hedefler bir senede olacak şeyler zaten değil. O yüzden sabret, iki kere sabret, yıkıcı olma, bekle, sakin ol ve devre arasına kadar idare et! Fenerbahçe maçında, kenarda biri hocaya bunları söylemeliydi. Gel gelelim galiba iş işten geçti. 


Zaten kendisini zor toplayan Galatasaray'ın bir de TFF gibi ekstra düşmanlar edinmesine hiç ama hiç gerek yoktu. Minimum puan farkıyla devre arasına girilmek için çok sabırlı ve sakin olunması gerekiyordu. 


Evet olayların fitilini yakan Jailson'un ahlaka, mertliğe sığmayan saldırısıdır. İki futbolcu 90 dakika sonunda, maç gerginliği ile itişir, kakışır. Bu halı sahada da olur, Dünya Kupası finalinde de olur, diğer tüm takım sporlarında da olur. İki kişi itişirken, hakem veya takım arkadaşları bunları ayırır. Gelip bir işgüzar, itişen iki kişiden birine tokat atmaz. Atarsa da saha karışır, bu yüzden Jailson herkesten çok ceza almak zorunda ama orada Fatih Terim'in ve ekibinin yapacağı şey karışan sahayı dizginlemeye çalışmak olmalıydı! Tam tersi Hasan Şaş kavgaya uçtu, Terim çekti bir kenarda Fırat Aydınus'a saydırdı. Ee sonuç? Bu öfke patlamasından kim, ne kazanacak? 


Kenetlenmek mi? Schalke maçında ne kadar kenetlenildi? Maalesef bunlar içi dolmayan duygular. İnanması taraftar açısından güzel ama 3 hafta sonra Beşiktaş deplasmanına 11 çıkacak oyuncu bulamayınca muhtemelen öyle hissettirmeyecek. 



GÜNCEL YAZILAR