"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Sinan Yılmaz
Sinan Yılmaz
@ivansshatov

Zorunlu rotasyon işe yaradı

11/11/2018

Maç öncesinde Fatih Terim'in 3'lü savunmaya dönebileceğini düşünüyordum. Hem eldeki ihtimaller arasında en mantıklı görüneni buydu, hem de Schalke 04 maçlarının ikisinde de buna dönerek, alternatif olarak neler düşündüğünün sinyallerini vermişti. Ayrıca Galatasaray'ın üçlü defans ile daha iyi savunma yapılabileceği de görüldü bu maçlarda. Neyse ki Tudor veya başka hocalara yapılan bitmek bilmez 'üçlü oynanamaz, üçlü haramdır' minvalinde soytarılıklar Fatih hocaya yapılamayacaktır. Bir deli bir kuyuya taş atıyor sonra kırk akıllı çıkaramıyor çünkü.


ÜÇLÜNÜN KISA VADEDE FAYDALARI NELER?


Galatasaray'ın şu kadrosunun, şu aşamada, ileride kalabalıklaşmasının getirebileceği çok fazla artı yok. Zira ileride kalabalıklaşsalar bile, oyun organizasyon noktasında yetersiz isimler oldukları için ve Galatasaray set oyununda yetersiz bir takım olduğu için şu aşamada savunmada +1 olmak daha iyi.


Yani üç stoperden oluşan üçlü savunma ile en azından savunmada eksik kalınmıyor, daha dirençli olunabiliyor. Bu üç stoperin de proaktif yapıda olması da ayrıca savunma sertliği için avantaj. Öte yandan Fernando, Donk, Ndiaye gibi savunması kuvvetli orta saha oyuncularının olmadığı bir maçta da Selçuk, Belhanda, Feghouli gibi zayıf savunma yapacak, topla kolay geçilecek oyuncuları dengeleyebilmek için +1 stoper yine şart hale geliyordu. Hatırlarsanız ilk Schalke maçında da orta sahayı Schalke çok rahat bir şekilde ele geçirince, Terim hemen Donk'u stopere çekmiş ve en azından bir adım geri giderek savunmayı sertleştirmişti. Pragmatist bir eylemdi ama zorunluydu ve bir puanı ancak böyle koparmıştı. Eğer o hamleyi yapmasaydı muhtemelen maç farka giderdi. 


GALATASARAY NEDEN SET OYNAYAMIYOR?


Terim geçen sezon göreve geldiğinden beri topa sahip olma oyunu ile ilgilenmemişti. Geçiş oyunu oynatmaya çalışıyordu ve hayalinin Liverpool tarzında bir takım kurmak olduğunu yazıyordum. Eylül ayından bunun yansımaları da görülüyordu ancak kadro rotasyonunun çok dar olması, fizik olarak takımın kötü olması gibi önemli etkenler, o oyun tarzının gelişmesini engelledi. 


Geçiş oyunu için öncelikle fiziksel dayanıklılık üst seviyede olmalı. Liverpool gibi takımların en önemli gücü belki de fizikten geliyor ancak 21 kişilik dar kadrolar ile bunu geliştirmek mümkün değil. Oyuncular her maç maksimumlarını verecekler, sık sakatlanacaklar ve bu sakatlıklar ile yorgunlukları telafi edebilecek geniş bir rotasyon gerekecek. 


Terim Avrupa'da bu sistem ile daha kolay sonuca ereceğini biliyor. Büyük hayali de Türkiye'de değil, Avrupa'da. Bu yüzden bunu seçiyordu ama bu 1-2 yılda olacak iş değil. Türkiye şampiyonluğu için geçer akçe Başakşehir'in oynadığı gibi hakimiyet oyunu. Özellikle büyük takımlar bu oyunu oynadığında, iç sahada zaten taraftarının gücüyle maçları götürüyor, deplasmanda da sabırlı oynayıp 0-0 götürüp illa bir yerde golü atıp maçları koparabiliyorlar. 


Aslında topa sahip olan, hakimiyet oyunu lig için daha avantajlı. Daha doğrusu küçük takımlara puan vermemek noktasında daha avantajlı. Kendi sahasında kümelenen, 11 kişi kapanan küçük takımları topa sahip olarak açmak daha kolay. Bugün Klopp bile buna dönüştürdü çünkü kendi oyunu ile Şampiyonlar Ligi'nde final oynasa dahi, ligde City'den 20 puan fark yemekten kurtulamazdı. Guardiola'ya bakın. Tüm liglerde 20-30 puan farkla erkenden şampiyonluğu alırken Şampiyonlar Ligi'nde zafere ulaşma konusunda o kadar şanslı olamıyor. Yani hakimiyet oyunu uzun maratonlu liglere, geçiş oyunu az maç oynanan turnuvalara yatkın. Fransa da bu oyunla Dünya Kupası'nı almamış mıydı?


Peki bundan sonra Galatasaray set oyununa dönebilir mi? Evet, Galatasaray'da bunu oynayacak isimler var. Kayserispor maçında da hemen hepsi sahada olduğu için bunu iyi uyguladılar. Mariano bu konuda uzman, Selçuk bitik olsa da öyle, Feghouli, Maicon ve Belhanda da bu oyunu iyi oynayabiliyorlar. Devrede buna uygun 1-2 hamle daha yapılabilir ve dönüşüm gerçekleştirilebilir. Zira Avrupa hedefleri bu senelik rafa kalktı sayılır.


MARİANO VE SELÇUK İNAN


Ben PFDK cezaları açıklayınca twitterdan şöyle yazmıştım. "Kayseri maçı 343; Ozan-Maicon-Serdar / Linnes-Mariano-Selçuk-Ömer / Belhanda-Feghouli-Onyekuru"


Büyük oranda düşündüğüm gibi bir 11 çıkarmış oldu hoca. Herhalde Linnes'i riske etmedi ufak bir sakatlığı vardı ama o oynasa bile Mariano'yu merkezde oynatmayı düşünmüyor. Halbuki yine Guardiola'dan örnek vereyim. Lahm'ı orta sahanın merkezine koyunca müthiş bir fark yaratmıştı. Ve demişti ki "Benim gördüğüm en zeki futbolcu Lahm" 


O pozisyon zeka, tecrübe, teknik gibi melekeler gerektiriyor. Bazıları Linnes orada oynar mı diyordu. Linnes'in olayı fizik dayanıklılık. Linnes'e geniş alan vereceksin, kanatta git-gel yapacak. Dar alana sokarsan hem top kontrollerinde, hem çevre kontrollerinde sorun yaşar. Linnes bir Brezilyalı tekniğine sahip değil. Onu dar alandan kurtarmak gerekir ama Mariano gibi zeka ve teknik sahibi adamları dar alana sokacaksın ki en kritik pozisyonda beyni ile fark yaratacak. 


Şimdi Selçuk İnan bitik bir oyuncu. Kayserispor'da orta saha oyuncuları biraz formda olsa orta sahayı hakimiyete alırlardı ve üç stoperle sık sık karşılaşırlardı. Selçuk'un kimseye defansif hamle yapacak çabukluğu kalmamış durumda ama hala çok zeki. Galatasaray savunmadan top çıkarmaya çalışırken izleyin, sürekli geziyor. Sürekli boşa çıkıp pas istasyonu oluyor. İlk yarı da takımın en çok koşan oyuncusuydu. Maç sonu koşu mesafelerini bulamadım, ilk yarıdaki o tempoyu koruyabilmiş mi bilmiyorum ama onun pas isteme noktasındaki hareketliliği, Galatasaray'da uzun süredir görmediğimiz bir büyük takım karakteri yarattı. 


Büyük takımsan, savunmadan topu bam-güm çıkarmamalısın. Savunmanın önünde bir pas istasyonu olmalı ve o oyuncu, topu öne pasla aktarmaya çalışmalı. Selçuk bu öne pası atmakta çok zorlanıyordu. Hem ağır kaldığı için (o dönene kadar bütün pas kanallarını kapatıyorlardı) hem de ondan pası alacak ofansif orta sahalar boşa çıkamadığı için! 


Şimdi yiğidi öldür hakkını yeme demişler, Galatasaray'da fizik olarak herkes bitik durumdayken ayakta kalan bir adam varsa Belhanda. Fenerbahçe maçında da, Schalke maçında da, Kayseri maçında da 3 günde bir rakip yarı alanda çalışkanlık, hareketlilik sürekli onun omuzlarında ve bunu elinden geldiği kadar yapmaya çalışıyor. Açıkçası sürekli boşa çıkıp, pas isteme konusunda da oldukça çalışkan olduğunu söylemek lazım. Selçuk da o konuda iyi. Bu ikisine bir de Feghouli'nin zekası katılınca Galatasaray, oyuna akıl katabildi. 


Fenerbahçe, Emre Belözoğlu'nu kaybettiğinden beri bu büyük takım kimliğini yitirmişti. Fenerbahçe'den o kimliği alan da Belözoğlu'nun gittiği yeni takım Başakşehir olmuştu. Oyun kurucu önemli. Beşiktaş Atiba'nın yaşlanmasıyla dominantlığını yitirdiğinden beri yerini dolduramıyor. Büyük takım kimliğini aramaya başladılar. Medel onun boşluğunu dolduramaz. Öndeki yetenekli 10 numaraların becerileri ve kaliteleri de yetmez! O 10 numaralara top çıkarabilecek, topa basıp tempo ayarlayabilecek, sizin büyük takım gibi oynamanızı sağlayabilecek oyun kurucular şart büyük takımlara. 


Selçuk ve Atiba fizik olarak düştüğü için bunu sürekli yapamazlar ve bence hem Galatasaray'ın, hem Beşiktaş'ın böyle isimlere ihtiyacı var. 


***


Üçlü stoperin önünde sağda Mariano derinde Selçuk solda Ömer gibi bir üçlü daha vardı. Selçuk'un sağında Belhanda, solunda Feghouli 8-10 arasında özgür bir roldeydiler ve ileride de Sinan ile Onyekuru vardı. Aslında 3-3-2-2 gibi bir düzendi. Sinan zaman zaman geriye gelip Belhanda ve Feghouli'nin kenarlara açılmasını sağladı. Öndeki 4 oyuncunun özgürlüğü, bir pozisyona bağlı olmaması, marke edilememelerini sağladı. Yaşlı Kucher ve Sapunaru'nun Onyekuru'ya yetişememeleri de şaşırtmadı. 


FEGHOULİ


Feghouli için uzun zamandır. "Fizik olarak kanatlık bir hali kalmadı. Uzun mesafede vurup gidemez, çabukluğu bitti ama oyun zekası hala çok yüksek, o yüzden merkezde oynamalı" diyordum. Mariano ile benzer nedenler aslında. Merkeze, dar alana zeka katmak lazım. Nihayet bu maç merkezde oynadı ve farkını da ortaya koydu. Feghouli'nin şimdiye kadar 50 kere kazanılması lazımdı. Sinan'a verilen sürelerin en azından yarısını almalıydı. 


Bir önceki yazıda yazmıştım. Garry 12 kez ilk 11 çıkarken, Muğdat 0 kez 11 çıkıyor, Garry yıpranıyor ve düşüyor. Sinan 13 kez ilk 11 çıkarken, Feghouli 1 kez ilk 11 çıkıyor ve aynısı yaşanıyordu. Bu rotasyonsuzluk yüzünden, Muğdat ve Feghouli'yi özgüven olarak, Garry ve Sinan'ı ise fizik olarak kaybettiriyordu hoca.


Bu cezalar sonrası mecburi rotasyon geldi ve hem kafa olarak daha az yıpranmış, hem fizik olarak daha az yorulmuş oyuncular oynama fırsatı buldular. Belki Garry ceza almasa Feghouli yine oynamayacak ve yine formsuz Garry oynayacaktı.


Fatih hoca da mental olarak yıpranmış durumda. Bu inat gibi tercihler bana onu düşündürüyor. En net olarak da şuradan anlıyorum. Yeni Malatyaspor maçında Belhanda sakatlanınca oyuna Ahmet Çalık girmişti. O maçta Maicon da yedekti ve Ahmet Çalık tercih edildi. O zaman dedim ki "Herhalde Maicon gitti, bundan sonra da oynamaz." Gel gelelim bu maç 11 çıktı. Tamam, Maicon düşüşte de, Ahmet kadar da değil! Yeni Malatya maçında yorgunluğu falan da olmayan Maicon sonradan girmiyor, Kayseri maçında ise 11 başlıyor. Hocanın bu konuda zihninin temiz olmadığını düşünüyorum. Herhalde kafa olarak çok yoğun ve bazen net düşünemeyebiliyor. 


Mesela bu maç Bilal'in kanadına Mariano'nun arkasına Ozan'ı koymak da sıkıntıydı. Kayseri'de bireysel olarak tek tehlikeli ismi küçük bir hamle ile çok daha kolay etkisiz hale getirmek mümkündü. Ozan'ı sol stopere, Serdar'ı sağ stopere çekersiniz. Serdar 2 pozisyonda Bilal milal bırakmaz sindirirdi. Hem tackle becerisi olarak, hem çabukluk, sertlik olarak Serdar, Ozan'ın önünde tabi... Hocanın kafası sakin olsa bunu düşünürdü mesela.


ONYEKURU


Gelelim maçın adamına. Henry Onyekuru oyun içi istikrarı düşük bir çocuk. Nerede nasıl son vuruş yapacak bunu daha önümüzdeki yıllarda deneyimleyecek ve çok daha büyük bir futbolcu olacaktır. Bazen çok güzel son vuruşlar yapıyor, Göztepe'ye attığı gol gibi ve bu maçtaki 2. golü gibi. Bazen de komik şutlar çekiyor. Gel gelelim Onyekuru'da bir tılsım var. Gol sezisi çok yüksek. 


Teknik ve son vuruş olarak bu kadar istikrarsız bir oyuncunun Anderlecht ve Eupen'de bu kadar yüksek gol sayısına ulaşması zaten beni şaşırtmıştı ve onu 1-2 maç izleyince anlamıştım ki bu çocuğun olayı gol koklama özelliği. Hatta o Göztepe maçından sonra yazmıştım. "Onyekuru ağır bir sakatlık yaşamazsa bu sezon en az +15 atar" diye. Şimdilik 4 golü var.


Kısa bir sakatlık yaşaması da onu biraz geride bıraktı. Yine de bu maçta ilk gole bakın. Hemen kendisini boşa çıkarıyor ve top onun önüne düşüyor. Hazırlık kampında Club Africain'e bir gol atmıştı. O da öyleydi. Topun düşebileceği yeri sezip önceden oraya gitmişti.


Santrforsuzluk döneminde Onyekuru şimdiye kadar sadece Akhisar deplasmanında en önde oynamıştı ve o maç pas alamadığı için etkisiz kalmıştı. Orada o damgayı yedi, "bundan santrfor olmaz" dediler, üstüne 10 maç Sinan santrfor oynadı. Neyse ki 2. denemesinde gösterdi ki Onyekuru'nun topsuz alan hareketliliği ve sezileri, onu Sinan'dan çok daha değerli bir ön oyuncusu yapıyor.. 


MİLLİ ARADAN SONRA NE OLACAK?


Efendim bu Fenerbahçe maçı sonrası gösterilen tepki doğruymuş, bu cezalar Galatasaray'ın kenetlenmesini sağlamış, iyi olmuş da ondan Kayseri'ye 3 atılmış gibi şeylere katılmadığımı baştan söyleyeyim. Galatasaray, Kayserispor'u kenetlendiği için falan yenmedi. Kenetlenmekle olsa Almanya'da da olurdu bir şeyler. Şunu söyleyelim ki Kayserispor şu an ligin en kötü futbol oynayan takımı. 


Cezalar Galatasaray'a hırs, iştah falan katmadı ama Fatih Terim'in nihayet yeminini bozmasını sağladı. Yemin etmiş gibi bir 4-1-4-1 sarmıştı ve her gün daha kısırlaşan bir sistemdi o. Çok kötü bir futbol ve her maç rakipler tarafından daha kolay kontrol edilen bir takım. Nihayet bunca ceza yeni bir şeyler denenmesini sağladı. 


FERNANDO STOPER OLMALI


Açıkçası Milli aradan sonra bu üçlü savunma devam eder mi bilmiyorum. Bence etsin. Fernando dönüşü ile birlikte cengaver stoperler Ozan ile Serdar'ın arasına geçsin ve onlara komutanlık yapsın. Ayrıca kaptanlığı da Muslera'dan alsın. Onun da bu tempo düşüşü sonrasında orta sahadan çok stoperleşmesi hem ona, hem Galatasaray'a fayda sağlar. 


Galatasaray tırım tırım stoper arıyorken, belki de arayıp da bulamayacağı kalitede bir stoper Fernando'dur. 


Fernando'nun önünde daha dinlenmiş, üzerinden taşıyamayacağı kadar ağır yükleri alınmış Ndiaye ve yanına iyi bir oyun kurucu düşünülebilir. Kenarlarda Mariano, Linnes, Nagatomo, Ömer ve hatta Garry oynayabilir. Ndiaye ve oyun kurucunun önünde Belhanda - Feghouli ve ileride de bir golcü şeklinde bir düzen oluşturulabilir. 


Yani 3'lü savunma sağdan sola; Ozan - Fernando - Serdar

4'lü orta saha sağdan sola; Mariano, oyun kurucu transfer, Ndiaye, Nagatomo

İki serbest 10: Belhanda - Feghouli ve en uca da bir santrfor


Bu şekilde bir 3-4-2-1 bence bu kadroya çok daha uygun.


Bu düzende yeri gelir Mariano oyun kurucu olur. Yeri gelir Belhanda - Feghouli ikilisinden biri yerine çabuk bir oyuncu lazım ederse Onyekuru veya Garry kullanılır. Yeri gelir üçlü savunmaya Donk geçebilir. 


Günümüz futbolunda Donk gibi, Fernando gibi temposu düşük, uzun boylu sırık gibi ön liberolar kalmadı. Rakibi durdurmada iyi ama topu hücuma çıkarmada ağır ve hareketsiz kalıyorlar. İşte Guardiola Fernando'yu bu yüzden gönderdi. Donk da Fernando da bundan sonra stoper olarak düşünülse daha hayırlı olabilir. Mesela Donk derbide %62.5 pas isabet oranı ile oynamış. Çok uzun ve ağır. Topu alıp dönene kadar açılar kapanıyor. Yoksa Donk gibi ayağı temiz adamı nereden bırakacaksın ama o pozisyon kısa ve çabuk oyuncuların pozisyonu artık.


ÖLDÜRÜCÜ PASLAR


İlk golde Mariano'nun Feghouli'ye attığı, ikinci golde Selçuk'un asisti ve üçüncü golde Mariano'nun asisti mükemmel toplar. Bu topları atabilmek her futbolcunun harcı değil. Özellikle bu ikiliyi bu maçta beğendim.


CELİL NE YAPABİLİR


Son olarak, mutlaka soran olacaktır. Yazıda belirttiğim o savunmadan topu alıp hücuma aktaracak çabuk oyun kurucu Celil olabilir mi? Hiç kolay değil. 


Celil fiziğinde, o kadar kısa ve zayıf bir oyuncunun bu kadar geniş bir alanda varlığını hissettirebilmesi çok zor. Yukarıda yazdım o pozisyon çabuk, kısa oyuncuların ama hem kısa, çabuk olup hem yüksek dayanıklılık sahibi olmak çok nadir bulunuyor. Verratti gibi, Emre Belözoğlu gibi, Suat Kaya gibi o pozisyonu kıvırabilen kolay çıkmıyor... Alt yapı temposundan çıkıp da direkt A Takım temposunda o role ayak uydurmak çok zor. 


Bunu Celil'i altyapı maçlarında her maç 90 dakika izleyen biri bile anlayamayabilir. Zira orada oynanan tempo ile A takım seviyesi çok farklı. Birhan Vatansever 2-3 sene önce A takıma çıkarıldığında şöyle demişti. "Ben Selçuk İnan'ı A takımda izlerken beğenmiyordum, ben onun yerine oynasam daha iyisini yaparım sanıyordum. Ancak aynı sahaya çıkınca temposuna inanamadım" 


Selçuk'tan bahsediyoruz. En düşük tempolu orta sahalardan biri diyoruz. O bile ne kadar fark etmiş. Onun için bu çocuklar adına kraldan çok kralcı kesilmemek lazım. Fatih hocayı birçok konuda eleştirdim ama bu konuda asla eleştirmiyorum. Ozan gibi fizik olarak A seviyeye çıkabilecek durumda bir genç varsa alıyor ve cesaretle koyuyor. 3 penaltı yapmış, 5 penaltı yapmış bakmıyor. Bugün yine Bilal'a penaltı yapıyordu az daha. Gel gelelim Yunus'u oynatmıyorsa, Celil'e şimdilik süre vermiyorsa bir bildiği vardır. Antrenman bilimi, oyuncunun fizik yeterliliği, temposu vb gibi konularda kendisi hakkında ahkam kesebilecek tüm sosyal medya kullanıcılarının toplamından 10 kat bilgilidir. O konuda biraz had bilmek lazım. 


Teknik taktik konuşuruz, çünkü izliyoruz, başka teknik adamlar neler yapıyor görüyoruz, karşılaştırıyoruz ama ne antrenman biliminden haberimiz var, ne genç oyuncu yetiştirmekten. Eleştirileri bunu hesaba katarak yapmak lazım. Lahm'a bakarak Mariano'dan acaba olur mu demek bana hadsizlik olarak gelmiyor ama Celil neden oynamıyor demek bayağı şuursuzluk gibi geliyor.



GÜNCEL YAZILAR