"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Sinan Yılmaz
Sinan Yılmaz
@ivansshatov

Vasatlığa alışmak

16/12/2018



Galatasaray liderle arasında 8 puan fark varsa, ister içeride oynasın ister deplasmanda, maçın 2. yarısı boyunca beraberlik işine yarıyormuş gibi bir futbol oynamaz. Porto maçı sonrasında soyunma odasında birbirini alkışlayan oyuncular, bunlara izin ve onay veren teknik heyet ile birlikte, yaşanan saçmalıkla övünen yönetim büyük bir hayal dünyasının içinde. Gerçeklerden uzaklaşmışlar ve bardağın dolu tarafını görmek için kendilerini zorluyorlar. Gel gelelim bardakta birkaç damla su var ve bu övünülecek bir şey değil.


Bu takım ligin son şampiyonu, Şampiyonlar Ligi'nde çekilebilecek en zayıf kurayı çekmiş ve gruptan çıkmayı garantilemiş bir takıma kendi sahasında yenildiği maçtan sonra kendisini soyunma odasında alkışlıyorsa eğer... Yaşadığı vasatlığı, düşüşü kabullenmiş demektir. Bir Gomis'in gitmesiyle 6 ayda bu kadar geri gidilmez. Kaçan golleri Gomis'sizlik açıklar ama Fernando'daki, Ndiaye'deki, Mariano'daki, Maicon'daki, Muslera'daki, neredeyse her oyuncudaki bireysel düşüşü açıklamaz! 


Galatasaray'ın Porto maçı sonrası kendisini alkışlaması ve Başakşehir maçı 2. yarısında beraberliği daha çok isteyen taraf gibi kendi sahasına gömülmesi, galibiyet için reaksiyon göstermemesi Galatasaray taraftarlarına yapılan bir hakaret gibi. 


Maçlardan sonra teknik heyetten veya futbolculardan kimsenin konuşmaması, kameraların tek kişiye yoğunlaşmasına neden oluyor ve Albayrak da her defasında yaşananlara mum dikiyor. Galatasaray saha içinde kalmalı ve sürekli saha dışı olaylarla gündem olmayı bırakmalı! 


Galatasaray futbolcularının yaşadığı bireysel düşüş, teknik heyetin inatla saha içini konuşmaması, konuşturmaması ve özeleştiride bulunmaması, Galatasaray yönetiminin Don Kişot gibi takılması ve ciddiye alınmaması... Sacayağının üçü de Galatasaray kültürüne, tarihine, ilkelerine uzak hareket ediyor. Bir an önce bu sorumsuzluktan kurtulup, herkesin işine dönmesi gerek. 


İLK YARI DOĞRU OYUN, KÖTÜ GOL


İlk yarıda Galatasaray beklediğimden çok daha doğru, akılcı bir oyun oynadı. En azından savunmada iyiydi. Rakibine organize olma şansı vermiyordu ve Başakşehir'in topa sahip olma odaklı oyun yapısı bozulmuştu. Gel gelelim kalenin ortasına gelen ilk isabetli cılız şut, Serdar'a sürtünüp yön de değiştirmeden ağlara gitti. Muslera kadar maaş alan elit seviye kalecilerin hiçbirinin bu golü yiyeceğini sanmıyorum. Bu kadar kötü bir golle geriye düşmek pek adil  de olmadı.


İlk 15 dakika Galatasaray'da Badou Ndiaye yaptığı iki şok presle önemli noktalarda iki top kazandı ama bu toplarla sonuca gidilemedi. Ardından yine Ndiaye'nin yaptığı basit bir top kontrol hatası sonrası da Başakşehir'in golü geldi. Senegalli maç içinde oldukça istikrarsız göründü. Bazı çok iyi işleri ve bazı çok basit hataları oldu. Penaltıyı alması, Eren'e çıkardığı %100'lük pasta hem atağı başlatan, hem asisti yapan isim olması gibi... Gel gelelim yaptığı basit hatalar da kalede pozisyonlara neden oldu. Bana ligin ikinci yarısında toparlanacak izlenimi verdi açıkçası. Fernando için ise aynısını söyleyemiyorum. Tempo olarak yine yükselemediğini gördük. 


İlk yarı Galatasaray için fena bir oyun yoktu. İkinci yarı da bu şekilde oynansa Galatasaray'ın gole daha yakın olabileceği düşünülüyordu ama Galatasaray hiçbir maçın 2. yarısında ayakta kalamıyor. Selçuk'un da girmesiyle önde sayısal olarak eksilen, kontra atak tehditleri düşen Galatasaray, oyunu geride kabullenmeye başladı. Maçın belki de psikolojik kırılma anı buydu. Fatih hoca kendisi de itiraf ediyor zaten. "Benim kadar ofansif futbol sevdalısı bir adam bu 3'lü 5'lileri düşünür mü?" diyor. Açıkça defansif hamleler yaptığını kabul ediyor. Yani kadrosuna güvenmiyor, inanmıyor. Ve bu inançsızlık oyunculara da sirayet etmiş durumda. Doğru bir değişiklikle 2. yarı alınabilecek maç, ürkek bir değişiklikle ikinci yarı "Bir puan alsak iyidir" oyununa dönüştü. Maç sonu da Albayrak'ın ağzında "Puan farkını koruduk" oldu.


NEDEN LİNNES DEĞİL DE SELÇUK?


Galatasaray'ın 2. yarıda, Başakşehir deplasmanına gelmiş Anadolu takımı gibi kapanması direkt olarak teknik heyet hatası. İşleyen, başarılı sisteminde ön oyuncun sakatlandıysa başka bir ön oyuncun Muğdat var kulübede. Ona güvenmiyorsun Yunus var. Hadi bu ikisi yetersiz geliyor diyelim, bu sezon ve geçen sezonun 2. yarısında yeterliliğini kanıtlayan Linnes var. 


Linnes'i set oyununda, kendi sahamda üstün oynayacağım bir rakibe karşı sağ ön oynatmam. Çünkü rakip geride kümelendikçe, son 30-40 metrede, dar alanda yetenekli oyuncular iş yapmaya başlar. Linnes yetenek olarak set oyununda sırıtabilir. Gel gelelim Başakşehir gibi bir takımı bozup, kontra ataklarla gole gitmeyi denediğim bir sistemim varsa. Önde Garry sakatlanmışsa, onun gibi süratli bir oyuncu olan Linnes'i kanada koyabilirim. Solda Onyekuru, sağda Linnes ile başlarsın 2. yarıya ve sanki sana 1 puan yetiyormuş gibi gömülmez, ilk devredeki kafa kafaya oyununu sürdürürsün


Ayrıca tüm maçlarda şu oluyor. Galatasaray 55'ten sonra fiziksel olarak düşmeye başlıyor 75'e kadar gol yememesi mucize hale geliyor. Bu maçta da bu 20 dakika Başakşehir'in en baskılı süreci oynandı. Bu 20 dakikada hem Rize maçında, hem Fenerbahçe maçında Galatasaray yedek kulübesinden bir hamle göremedik. Bir oyuncu değişikliği, sahaya yeni bir enerji hamlesi gelmiyor. Gelmedikçe de 'geliyorum' diye bağıran goller geliyor. Bu maçta da Başakşehir'in golü de geliyorum diye bağırdı ama hem Bajic, hem Mossoro o dakikalarda gollük pozisyonları değerlendiremediler ve kurdukları baskıdan gol çıkaramadılar. Yoksa Galatasaray izin vermedi değil. Öte yandan 2. yarı başı Eren ve maç sonu Onyekuru ile Galatasaray da pozisyonlar buldu. Maçın hakkı beraberlikti veya belki biraz daha Başakşehir'e yakındı diyebiliriz.


VİSCA VE EMRE'NİN KÖTÜ GÜNÜNE DENK GELDİ


Edin Visca'yı 7 senedir izliyoruz. İlk yarıdaki performansı, bugüne kadar izlediğim en kötü Visca'ydı. İkinci yarı ise ortalama bir performans gösterdi. Emre Belözoğlu da yine vasat altı maçlarından birini çıkardı. Başakşehir'de İrfan Can, Mossoro ve iki stoper dışında çok iyi oynadı denebilecek bir isim olmadı. Bajic kaçırdığı gol dışında ön alan hareketliliği ile Adebayor'u neden kestiğini de gösterdi ama Başakşehir bilinen performansının altında bir maç oynadı. Galatasaray'da da iki stoper dışında Feghouli ve Nagatomo iyiydi diyebiliriz. Şimdi bunları geçelim. Daha önemli konuya gelelim. Gelecekle ilgili ne düşünülüyor?


ERTELEMEYE DEVAM MI?


Beşiktaş geçen sezon devre arasında Cenk Tosun'u sattığında, şampiyonluk yarışında hemen katkı vermesi için Vagner Love'a büyük bir maaşla yatırım yaptı. Akıllanmadıysalar bu kez de Burak için aynısını yapacaklar. Ya tutarsa diye büyük bir risk alacaklar. Tutarsa zaten verdiğin yüksek maaşın ancak karşılığını alabiliyorsun, tutmazsa büyük zarara uğruyorsun. Bu gibi 30+ oyuncular adına yapılan nokta atış denemeleri, ekonomileri bu kadar kötü ve yaş ortalamaları bu kadar yüksek takımlar için gelecekten çalan eylemler. 


Beşiktaş geçen sezon devre arasında Love'a değil Güven Yalçın gibi bir gence yatırım yapsa, geçen sezon 2. yarısında Güven'i kazanır, bu sezona golcüm var diyerek girerdi. Güven'i bu sezon aldılar. 5 forvet içinde çocuğa şans geldi. Onca kaos içinde ligin ilk yarısında çocuk ancak kendisini gösterebildi. (Bu arada sezon başında Galatasaray da Güven'i almak istemiş. 200-300 bin euro vermek fazla geldiği için vazgeçmiş. Şimdi o zaman Güven'e verilmeyen para devrede Seleznov'a verilir)


Bu 'ya tutarsa' hamleleri, gelecek adımlarını hep körelten hamleler. Sen eskici dükkanı mı olacaksın, üretici fabrika mı ona karar ver. Şimdiye kadar üç büyükler. 5 büyük ligden çöpe atılmış, belli yaşın üzerindeki isimleri aldı ve bunları yeniden parlatıp başarılı olma yoluna gitti. İşte Fernando, Feghouli, Mariano, Slimani, Ayew, Pepe, Adriano, Skrtel sürüyle... Hemen her transfer böyle. 5 büyük lig en iyi döneminde kullanmış, cılkını çıkarmış, çöpe atmış. Sen diyorsun ki, "Ben bunu bir siler, temizlerim eski şıklığına kavuştururum" Peki sen ne zaman bir ürün çıkaracaksın? Sen bir eskici dükkanı mı olacaksın? Yoksa Ozan Kabak'lar çıkaran bir üretici fabrika mı?


Geçen Futbolist'te de anlattım. Bu konuya çok uyan bir hikaye... Geçen yaz yola çıktım. Karşı apartmandan birinde kapının önüne eski, şık bir ayna atmışlar. Çerçeveleri çok şıktı ve eşim de eskitme eşyaları çok sever. Aldım bunu, temizledik. Köyde yazlık var oraya götürdük, astık, güzel oldu. Geçen yaz boyu kullandık. Bu kış köye gittik, baktım çerçeve çatırdamış, kırılmış. Neden? Çünkü zaten ömrü bitmişti. Aynı şey bizdeki transferlerde de oluyor. 30'dan sonra alıp, silip cilalasan bile 2-3 senelik ömrü kalmış oluyor. 2-3 senelik hamlelerle de hiçbir halt yapamazsın. Sen hedefini Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu olarak koyuyorsan, 5 büyük ligin zirvesiyle, 5 büyük ligin çöplerini toplayarak yarışamazsın. Hele bu takımlardan kiralık oyuncu almak gelecek adına tamamen zarar. Slimani sende iyi oynasa "Sağol ya bizim çöpü adam etmişsin" deyip elinden geri alıyorlar. Kötü oynasa zaten sen zarar ediyorsun. Onyekuru da aynı. Sen Everton'a oyuncu mu yetiştireceksin yoksa kendine Recep Gül'ü, Yunus'u mu yetiştireceksin? Efendim bugünü kurtarmak için Onyekuru lazım... Tamam da yarına ne zaman sıra gelecek? Bu yaz Denayer'i neden kiralayamadık diye üzülüyordu Galatasaray taraftarı. Denayer'i kiralasan Ozan'a sıra gelmeyecekti büyük ihtimalle. Anlatabiliyor muyum? City'e mi oyuncu yetiştireceksin, yoksa kendine Ozan'ı yetiştirip City'e mi satacaksın?


Ben Başakşehir, Galatasaray'ı yensin ve lig şimdiden bitsin istedim. Berabere kalacaklarına bitsin. Çünkü bu beraberlik devre arasında 33'lük Seleznov transferinin habercisi. Katkı sağlayabilir. Verimli olabilir. Yani attığın olta, aldığın risk tutabilir ama gelecek yıllarına eksi yazacak. Halbuki ben isterim ki Seleznov yerine gitsinler hiç bilinmeyen genç, potansiyel gördükleri bir forveti denesinler. Tutmazsa o tutmasın. 


Sonra ligin 2. yarısında şampiyonluk yarışı var diye Selçuk girmesin, ne de olsa iş bitti diye Atalay girsin isterim. Selçuk zaten sene sonu da futbolu bıraksın. Çünkü oynadığı oyun, kendi kariyerine hakaret. 


Ayrıca Melo, Sneijder isimleri de ortaya atılıyor. Bunlar da geleceği çalan hamleler. Fernando ve Donk var zaten Melo'nun pozisyonunda. Sneijder'lik de bir durum yok. Transferde adı geçenlere bakıyorsun Demba Ba falan yazıyorlar. Takım her maçın 2. yarısında halı sahadaki göbekli abilere dönüyor, hala daha 35'lik adamlar yazılıyor. 


Mesela Mariano'ya teklif varmış. Herkes ne kadar Mariano hayranı olduğumu bilir ama ben olsam satarım. 32'ye gelmiş, kafada Avrupa hedeflerini bitirmiş bir oyuncu Mariano. Fiziksel olarak düşüşü gözle görülüyor ama şimdi satmazsan, seneye keşke satsaydık dedirtme ihtimali, iyi ki satmamışız dedirtme ihtimalinden daha yüksek! Galatasaray Sneijder'le de, Melo ile de doğru zamanda ayrıldı. Yerlerini dolduramamış olmak; onların artık halı sahalık temposuyla Avrupa'da başarı hayali kurmanın saçma olacağı gerçeğini yanlışlamaz. 


Galatasaray devre arasında büyük bir eşikten geçecek. Devre arası transferinde verilecek kararlar önümüzdeki 2-3 yılı da etkileyecek. Bu seneki şampiyonluğu zorlamak için gelecek 3 seneyi çöpe atmamak lazım. Kulübün ekonomisini güçlendirmedikçe, başarıların Beşiktaş gibi oluyor. 


Beşiktaş geçen sezon Leipzig'i devirdiğinde Ali Ece güzel bir yorum yapmıştı. "Leipzig'i bu sene yenersin ama 3 sene sonra yenebilir misin?" demişti. CL'ye gidersen yenilme hakkı elde edebilirsin... Sen Leipzig'i yenip, Cenk'i 22'ye satıp yerine 34'lük Love alırken onlar sürekli genç oyunculara yatırım yapmaya devam ediyor. Ayrıca en potansiyelli teknik direktörü de şimdiden kaptılar. Ekonomini güçlendirmeden, 21. yüzyılda futbolun nereye gittiğini iyi analiz etmeden Şampiyonlar Ligi'yle ilgili kuracağın her hayal sadece komik bir anı olarak kalır. 


Eskici dükkanıyla, bu devlere kafa tutamazsın. Adamların çöpleriyle adamları yenemezsin. Ancak kendi fabrikanı kurarsan bu kurtlar sofrasında oturacak bir koltuğun olabilir. UEFA Kupası'nı alırken nasıl 20 tane oyuncu üreten bir fabrikaydın? Kendi altyapından 7-8 tane, Anadolu'dan aldığın gençlerden 12-13 tane oyuncu ürettin. Tam 20 civarı birinci sınıf futbolcu ürettiğin için Avrupa devi oldun. Sadece 3 tane, düşmüş oyuncu parlattın. Hagi, Popescu, Taffarel. Geri kalan hepsi senin fabrikandandı ve onların çoğu da 5 büyük lig tarafından kapış kapış alındılar, sonra da 2002 Dünya Kupası'nda 3. oldular. Hiçbir başarı tesadüf değil. 3 tane tecrübeli yıldızı yüksek maaşla alıp yeniden parlatmak olabilir ama artık 3 büyükler, 13-15 tane yüksek maaşlı bitik yıldızı canlandırmaya çalışıyor. Bunların yarısı bile canlanmasa, ekonominde büyük bir delik açıyorlar. Galatasaray'da şimdi Muslera, Mariano, Maicon, Serdar, Nagatomo, Fernando, Selçuk, Belhanda, Feghouli ve Eren Derdiyok 2 milyon euronun üzerinde maaş alan isimler. Avrupa Şampiyonu Galatasaray'ın sadece 3 yıldızı varken bu Porto'ya yenilince kendini alkışlayan Galatasaray'ın 10 tane mi yıldızı olacak? Bu kadar yıldızın olduğu yerde hamal kim olacak? Galatasaray bu isimlerin en az yarısı ile yeni sezona kadar yollarını ayırmış olmalı. 


Umutlu muyum? Hayır. Bakalım? Neler olacak ben de merak ediyorum.



GÜNCEL YAZILAR