"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Sinan Yılmaz
Sinan Yılmaz
@ivansshatov

Galatasaray'da ilk yarı ve Sivasspor maçı değerlendirmesi

24/12/2018



Galatasaray maçlarını; takımın oyun kimliği, sistemi ve bunun gibi teknik taktik konulardan değil de oyuncuların performansı üzerinden yorumlamak durumunda kalıyoruz çünkü maçları fazlasıyla oyuncuların günlük performansları belirliyor. Galatasaray'da as takım oyuncuları ile alternatif oyuncular arasındaki kalite farkı çok fazla ve as takım oyuncuları sakat, cezalı olursa takımın kalitesinde durdurulamaz bir düşüş yaşanıyor. 


Bu kadar oyuncu kalitesine bağımlı bir takımın, Fenerbahçe maçında kendisini tutamayıp meydan kavgasına girmesi ve en önemli isimlerin uzun süre cezalı duruma düşmesi de belki şampiyonluğu kaptıran nedenlerden biri olacak. Hem o maçta takımın tansiyonunu ayarlayamaması, hem takımın ilk yarı boyunca sisteme değil, oyuncuya bağımlı olması, hem de sezon öncesi kampının çok kötü yapılması nedeniyle bir sürü sakatlığın ve fiziksel olarak çok kötü bir ilk devre geçirilmesinin baş sorumlusu Fatih Terim. Evet, Fatih Terim gerçekten çok kötü bir ilk yarı geçirdi ama 2. yarıda 6 puan geriden gelip, bu oturmuş, sistemli, disiplinli Başakşehir'i de ondan başkası geçemez. Evet, Trabzonspor mesela Galatasaray'dan daha çok keyif verse de olamaz ama Galatasaray sadece Fatih Terim önderliğinde bunu başarabilir. Ligin 2. yarısında Başakşehir'i bu kadar geriden gelip geçebilecek tek hoca Fatih Terim ve tek takım da Galatasaray. 


Şimdi madde madde aklımdakileri yazayım. 


FATİH TERİM HANGİ KONULARDA BAŞARISIZ OLDU


Yukarıda üç ana maddede hocayı eleştirdim. Şimdi bunları açalım. 


1- Kampın neden çok kötü geçtiğini daha lig başlamadan önce uzun uzun şurada yazmıştım ve o kötü kampın ceremesi hem sakatlıklar, hem de Şampiyonlar Ligi'nin en az koşan takımı olarak çekildi. 


2- Takıma bir oyun sistemi kazandıramadı. İlk haftalarda geçen sezonki Klopp'un Liverpool'u gibi geçiş oyunlarını denedi ve hücumda en kaliteli oyuncu Feghouli'yi de bu sisteme uymadığı için kesti belki de... Ama oyun planında pres gücü eksik kalınca (Liverpool'un en iyi olduğu konu bu) yeniden sete dönüş gerçekleşti. Bu dönemde Feghouli'den aylarca yararlanamadı, Cezayirli oyuncunun değerini çok geç kabul etti. Şimdi de hemen her hafta diziliş ve oyun planı değişiyor. Bir sistem otursa bazı maçları yıldızlarınız öne çıkmadan da kazanabilirsiniz ama bu oturmadığı için, maç kazanmak adına yıldızlara muhtaç oluyorsunuz. 


3- Özeleştiri yapmak yerine oyun dışı düşmanlarla savaşıp enerjisini boşa harcadı. Hem takımın, hem kendisinin oyun konsantrasyonunu saha dışına çıkardı. Evet, Galatasaray'ın hakem kararları nedeniyle canı yanmıştır ama Galatasaray'ın hakem hatalarından çok daha fazla yönelmesi gereken saha içi sorunları vardı. Bunlar 'Fenerbahçe maçında mükemmel oynuyorduk' gibi hayali sözlerle gözardı edildikçe, sahadaki sorunların çözülmesi de aylarca sürdü. (Hala da sürüyor)


GENÇLER KONUSUNDA HAKSIZ ELEŞTİRİLİYOR


Tüm bu eleştirilerime karşın, hocanın genç oyunculara şans vermemesi noktasında çok abartılı ve haksız eleştirildiğini düşünüyorum. Bir kere şans vermeyecek olsa Ozan'a vermez. Veya Ozan'ı 5 maçta 3 penaltı yaptığında keserdi. Hayır o sahip çıktı ve bugün kendisine ne kadar güvenen, nasıl da gelişen bir Ozan görüyoruz.


Efendim Yunus'u neden oynatmıyor, şu genç neden girmiyor, bu niye oynamıyor gibi yorumlar da haksız. Kimse gidip U21 maçlarını yerinde izlemiyor. İzlese bile U21 maçı ile A Takım maçı arasındaki seviye farkını ölçebilecek deneyime, birikime sahip değil. Türkiye Kupası maçlarını bu yüzden özellikle bekledim ve gördüğüm şu ki, diğer gençler adına biraz daha zaman lazım. Biraz daha aşağıda güçlenecekler, öyle çıkacaklar. Ozan oynuyor çünkü Ozan onlardan kat be kat ileride! Ozan'ın bu kadar iyi oynaması "Ya Ozan'ı görüyoruz işte Yunus'a neden şans verilmiyor" yorumlarına neden oldu. Basitçe söylemek gerekirse Ozan ile Yunus veya diğerleri arasında çok fark var. Hoca gençleri oynatmayacak olsa bugün Mustafa da girmez. 


Ha şu gergin ortamı dizginleseydi, geçen haftalarda gençler daha çok süreler alabilirlerdi, bu ayrı bir konu. O noktada maç maç bazı eleştiriler yapılabilir ama "Gençlere güvenmiyor" eleştirisi çok çok haksız bir eleştiri. 


MAİCON REHABİLİTE EDİLEMEDİ


Galatasaray'da bir Maicon sorunsalı var. Sivas maçında yenen gollerde de ortaya çıktı. Bu adam Galatasaray'daki ilk aylarında çok daha verimli bir futbolcuyken günden güne daha kötü olmayı başarıyor. Tudor ayrılmadan önce Hırvat hocayla da bozuşmuşlardı, Terim gelince zaten Terim'in sistemine hiç uymadı. Buna karşın Terim karakter olarak Maicon'u sevdi. Ondan sistemine uymasa da verim almaya çalıştı ama adam bu sene tamamen kafa olarak koptu. Galatasaray'dan 2.3 milyon euro alırken Arabistan'dan 5 milyonluk teklif geldi. Bavulları bile hazırlamışken evraklar yetişmeyince psikolojisinin çok bozulduğunu duydum. O sıra bir de karısıyla kavga edince iyice kayış koptu. 


Şimdi şunu da anlamıyorum. Fatih hoca bazen Maicon varken Ahmet'i bile oynatıyor Maicon'u oynatmıyor. Bazen de Donk varken Maicon'u oynatıyor. Ben Donk'un stoperliğine çok güvenmem ama şu Maicon'dansa Ahmet bile daha iyi. 


Donk'un cezası bitmişken şu ligin ilk yarısının son maçında Donk oynamalıydı. Maicon'la devrede yolların ayrılması düşünülüyor ve son maça onunla çıkılıyor. Bir sakatlansa geçmiş olsun. Ayrıca iki goldeki pozisyon hatalarını değerini düşünüyor. Maicon'u almak isteyen Arap ve Brezilya takımları adamın oynadığı son maçı daha dikkatli izler ve almak için şevkleri kırılır. Yani onu şu durumda oynatmak hem takıma kötülük, hem Maicon'a kötülük. 


Bu arada Serdar da takım için önemini farketmeli artık. Konya maçında gördüğü kırmızı kart ve sürekli sakatlık sorunları takımı zor duruma düşürüyor. Galatasaray'ın santrfor kadar stoper zaafı var. 


Gollere dönersek... Geçen Galatasaray'ın eski altyapı hocalarından biriyle görüştüm. "Gol kenardan yenmez, merkezden yenir. O yüzden ne olursa olsun merkezi tutmak lazım diye çocuklara öğretirdim" dedi. Kesin katılıyorum buna. Sıkı takipçilerim Maicon'u sağa, sola gidiyor diye eleştirdiğimi hatırlar. Yine aynısı oldu. Ofsayta koşan adamı takip edip ilk golde bölgesini boşalttı. 2. golde de yine çok kaymış. İki golde de kademeye geç kalan Mariano'nun ve merkezi doldurmakla görevli olan Fernando'nun da sorumlulukları var ama stopersen merkezi boşaltmayacaksın. Temel ders bu. İlk okulda çarpım tablosu gibi bir şey. Maicon bunu öğrenmeden liseye gelmiş öğrenciler gibi.


FERNANDO UYANACAK MI?


Buradan Fernando'ya geçelim. Galatasaray'a ilk geldiğinde, Manchester City'nin tüm maçlarını izleyen bir arkadaşımla konuştum. "Kazma adam abi" dedi. "Emin misin oğlum adam Brezilyalı. Oradaki pres ile Süper Lig'deki arasında dağlar kadar fark var. Adam ağırdır, presi yeyince kaçamıyordur. Burada pası alacak, dönecek, oynayacak. Görürsün burada oyun kurucu orta saha diye isim yapar" demiştim. Aynen de öyle oldu. İngiltere'den kazma diye gelen adam burada 'oyun kurucu tekniğine sahip' diye övüldü. Halbuki senin atacağın pas, senin yeteneğin kadar, rakibin ne kadar çabuk daralabildiği ile ilgili. Bugün yaptığı asiste bakın mesela. Premier Lig'de adama o kadar zaman verirler mi? Her Brezilyalı da belli ölçüde tekniktir zaten ondan şüphem yoktu. 


Fernando ile ilgili asıl mesele yeteneği değil. Çabukluğu. Yetenek çabuklukla ilişkili bir özellik. Çabuksan yeteneğin parlar, çabuk değilsen yeteneğini kullanamamaya başlarsın. Çabukluk ile hız hep karıştırılır. Kısaca açayım. Pirlo 40 yaşında futbolu bırakırken bile çok çabuktu ama 10 metre koşamayacak kadar ağırdı. Oyuncunun kendi eksine etrafında hamle hızına çabukluk denir. Mesafe katetmek ise hızla ilgilidir. Çok çabuk bir oyuncu, çok ağır olabilir örneğin Emre Çolak'ın önüne top atsanız 10-15 metre koşup uzayamaz, hemen yetişirler ama ekseni etrafında çok çabuktur. Robinho da öyle. Hızlı değil ama çok çabuk. Şimdi Fernando çabukluk olarak geri gitti ve gidiyor. Çabukluğu düşünce hem tekniğini geçen sezonun ilk yarısındaki gibi gösterememeye başladı, hem de alan kapatmakta geç kalmaya başladı. 


5 büyük lig ile diğer ligler arasındaki kalite farkı günden güne açılıyor. UEFA da dağıttığı yayın gelirleri ile bu uçurumu yükseltiyor. Fernando, City'de yetersiz bulunduğu seviye ile Türkiye'de ilk sezonunun ilk yarısında fark yaratmıştı. Fakat artık City'de yetersiz bulunduğu seviyede bile değil. Çok daha geriledi ve buna bir dur demek lazım. Eğer şampiyonluk gelecekse Fernando'nun da kendine gelmesi şart. 


BADOU TOPARLIYOR


Fernando gibi toparlanması şart oyunculardan biri de Badou. Geçen haftaki Başakşehir maçı sonrasında "Fernando'da toparlanması için bir ışık göremiyorum ama Badou o ışığı veriyor. 2. yarıda çok daha iyi bir Badou izleyeceğiz gibi görünüyor" yazmıştım. Pres hızı artıyordu çünkü. 


Badou'da şöyle iki durum oluştu. Birincisi transferi çok uzadı. Çok uzayan transferlerde bu hep olur. "Kampa kadar transferlerimizi bitirmek istiyoruz" sözü bu yüzden söylenir. Emre Akbaba'da da aynısı oldu. Ağustos sonuna kadar transferi uzatırsan, sana gelmeyi bekleyen oyuncu ne kendi takımına, ne de antrenmanlara odaklanamaz. Odaklanamayınca da kampı kötü geçirir. Kampı kötü geçiren adam ya sakatlanır, ya da geç form tutar. İşte Emre Akbaba da geçen seneki Emre Akbaba'dan kötüydü ve kendisini bir an önce hazırlanmak için çok zorlayıp sonunda sakatlandı. Bu iki oyuncunun da transferi 2 ayı geçik sürdü. 


Badou daha erken de toparlayabilirdi ama Fenerbahçe maçında 5 maç cezayı alınca maç ritmi yakalaması bir kez daha sekteye uğradı. Bu da ikinci durumdu. Ligin ikinci yarısında çok daha iyi bir Badou olacaktır. 


FEGHOULİ MERKEZE KAÇIYOR


Toparlananlardan biri de Feghouli. Sivasspor galibiyetinin esas önemli noktası bu. Belhanda, Feghouli, Ndiaye gibi oyuncular skora katkı sağlayıp iyi oynadılar. Bu önemli detay çünkü şampiyonluğu getirirse bunlar getirecek. 


Ayrıca hazır olmayan, hızını kaybetmiş Feghouli'nin bile en az 2 tane Sinan edeceğini Fatih Terim'in nihayet görmüş olması da mühim. Akhisarspor ile oynanan Süper Kupa maçından sonra Gomis'le birlikte üstü çizilmişti ama o maçta kötü oynamayan bir Feghouli vardı. Orada kurunun yanında yaş olarak yandı. Bir daha da aylar süren inada kurban gitti. 


Şimdi hızını kaybettiğini o da biliyor ve kanattan kaçıp merkeze geliyor. O da çabuk olup, hızlı olmayanlardan. Bugün kanatta oynatılmasına rağmen sık sık merkeze girdi çünkü merkezde çabukluğu ve zekasıyla fark yaratıyor ama kanatta hız gerekince verimli olamıyor. Hep yazıyordum yine yazayım. Badou kendisini toplayıp geriden top çıkarma konusunda eski seviyesine gelirse, Fernando - Badou ikilisinin önünde Feghouli, sağ kanatta da Belhanda veya Akbaba olmalı. Belhanda ve Akbaba geniş alana daha uygunken, Feghouli zekasıyla dar alanda parlayacaktır. O kadar zeki ki, bu maçta kanada koymalarına rağmen sürekli merkeze kaçtı ve teknik heyetin yanlışını kendi inisiyatifi ile doğruladı. 


BELHANDA TARTIŞMASI KAPANIR


Maçta gözüme en çok çarpan, Belhanda'nın takıma ne kadar çok katkı sağladığı oldu. Bunu hep yazıyordum. Çalışkanlığı ile takımın mücadele seviyesini üste çıkaran oyuncu. Bugün bunu gördük. Geçen haftalardaki kırılgan Galatasaray, 4-2'den bile 4-4'e maçı döndürebilirdi ama Belhanda orta saha direncini yüksekte tuttu. 


Belhanda modern bir orta saha. Çift yönlü. Top rakipteyken dikilmiyor. Sürekli hareket ediyor. Sorumluluktan kaçmıyor. Top Galatasaray'dayken Belhanda'nın hareketliliği oyun akışkanlığı sağlarken, top rakipteyken mücadele gücü de yine çok değerli. Belhanda bugün en üst seviye Barcelona, Real Madrid, City gibi takımlar hariç, her takımda kendisine yer bulur. Favre, maliyeti uygun olsa bugün Bundesliga'nın zirvesindeki takımına düşünmeden alır Belhanda'yı. Rotasyonda mis gibi adam der. Yeri gelir sağa koyarım, yeri gelir ortada oynatırım, yeri gelir sola atarım... Yine Simeone'ye de versen 4-4-2'sinin kanatlarında rotasyona sokar düşünmeden. Belli bir standardı hep var ama asla 20 küsur milyon yatırım yapılacak yeteneği yok. 2 senede tek bir maç almadı. 


Efendim adam 8 numaraymış da maç almak zorunda değilmiş gibi yorumlar da saçmalık. İniesta 8 numara değil miydi? 50 tane maç almadı mı? Selçuk formda döneminde bir sürü maç almadı mı? Belhanda bir Sneijder yeteneğine sahip olmadı, olamaz da ama Sneijder bitmişti. Bugün Sneijder hiçbir ortalama üstü Avrupa takımında oynayamaz ama Belhanda hepsinde oynar, değer görür. "Schalke bizi neden ezdi" diye ağlayıp, Sneijder transferini isteyen adam aptaldır. Schalke bugün senden bir adam alacak olsa o isim Belhanda olur. Oynatır, rotasyon yapar, sağa koyar, sola koyar fark etmez. Belhanda sistemi işletir. Modern oyuncu demem bundan. Her sistemde yeri var Belhanda'nın. Aksine Türkiye'de sanıldığı gibi 8 numarada yeri yok. Belhanda kadar çok top kaybeden adamın geride işi yok. Merkezde oynarsa en fazla 4-1-4-1 gibi sistemlerin ofansif 8 numarası olabilir yani arkasına bir adam ve yanına da bir adam gerekir ki, topu kaptırdığında stoperlerin önünde bir tane daha adam olabilsin ve yanındaki diğer 8 de kademesine girebilsin. Yoksa 4-2-3-1 gibi sistemlerde 2'lide oynatırsan, kaptırdığı her top kalende gol pozisyonu olur. Top kontrolleri ve top sürmesi de dağınık olduğu için o pozisyonda top kaybına çok müsait bir oyuncu. Belhanda'dan o yüzden 2'li orta sahanın 8'i olmaz. Üçlünün en ofansif merkezi, 10 ve kanatlarda ise rahatlıkla oynar. Yani 4 farklı pozisyonda yeri var Belhanda'nın.


ONYEKURU ELEŞTİRİLERİ ABARTI


Yukarıda Belhanda'da olduğu gibi Onyekuru'da da eleştiriler şuursuzca. Memlekette gri yorum yapmak lanetlenmiş. İlla en uç noktalarda olmak gerekiyor. Her insan gri olduğu halde bizde her insan ya bembeyaz bir tanrı ya da simsiyah bir şeytan. Gri, sade bir insan yorumlayan göremiyoruz. 


Onyekuru amatör topçuymuş... Performans alan nasıl alıyor? Bir sezonda 24 gol atmış adam ve attığı lig de Belçika. Belçika ligini küçük bir lig sanıyorlar herhalde. Belçika Ligi, Süper Lig'den geride bir lig değil. Hollanda deseniz tamam ama Belçika liginde öyle beleş gol diye bir şey yok. Enes Ünal, Bursaspor'dan City'e gittiğinde ilk Belçika'ya kiralandı. Orada 2-3 maçını izledim, dövdüler Enes'i. Nefes aldırmadılar ve devre arasında City yönetimi dedi ki "Bu seviye Enes için fazla oldu, biraz daha düşük seviye olan Hollanda'ya verelim" Ve rezil Hollanda savunmaları arasında Enes coştu. Bugün La Liga'da yine nefes alamıyor. 


Sözün özü, Belçika'da bir sezonda 24 gol atan adamda bir şey vardır. Olanı sen çıkaramamışsındır o ayrı. 


Onyekuru'nun son vuruşları çok istikrarsız. Henüz öğrenme aşamasında ve bir vuruşu oldukça iyiyken, öbürü berbat olabiliyor. Oyun algısı da düşük ama çocuğun gol sezisi çok yüksek. Sen bunu, bugünkü gibi santrfora yakın oynatırsan çocuk her türlü pozisyona giriyor. Yok solda Garry var diye sağa atarsan, zaten sağ ayaklı olduğu için ceza alanından uzaklaşıyor ve çizgiye gitmeye başlıyor. O zaman da son derece vasat bir sağ kanada dönüşüyor. 


Onyekuru'nun hem Eupen, hem Anderlecht'te verimli olduğu yer sol forvet. Sağ ayaklı olduğu için soldan içeri sızmaları çok iyi yapıyor. Bu çocuk normalde Garry'ye alternatif olurdu. Garry'i yedekler ve o formsuzken onun yerine oynardı. Onu Garry ile birlikte aynı 11'de düşünmek, bu sezon Fatih hocanın çok sık yaptığı hatalardan biriydi. Eylül ayı gibi bir basın toplantısında "Garry ile Onyekuru'yu iki kanat olarak düşünüyorum" demişti. Daha o zamandan hatalı bir düşünce içine girdiği belliydi. Garry ile Onyekuru kanat olursa, merkez üçlü için Ndiaye, Fernando, Feghouli, Belhanda ve Emre Akbaba 5'lisi kalıyor. Bu 5'liden hangi ikisini keseceksin? Halbuki Garry ve Onyekuru sol, Emre Akbaba ve Belhanda sağ kanat rotasyonunda olmalı. Feghouli 10 arka ikilide de Fernando ve Ndiaye olmalı. Hem kalite, hem sisteme uyum açısından en doğru 5'li kullanımı bu bence.


EREN'E DESTEK DEĞİL KÖSTEK OLUNDU


İlk devre boyunca teknik heyetin yaptığı en büyük hatalardan biri de Eren konusunda oldu. Geçen sene Tolga'da da aynısı yapıldı. "Tolga sağlam ama sakatım diyor" diye taraftarın önüne atıldı, bir kupa maçında ıslıklanınca, saçma sapan triplere girdi ve karşılıklı hatalar sonucu kaybedildi. 


Bu sefer aynı konu Eren'de oldu. Eren'in sakat olmadığı halde oynamak istemediği, teknik heyet tarafından gazetecilere servis ediliyor. Peki burada kim kazanıyor yahu? Eren gazetelere servis edildiğini bilmiyor mu? Bilince nasıl daha motive olacak? Fatih hocanın hiç ihtiyacı yokken neden bunları sürekli yaşadığını anlamıyorum. Bir başarısızlık olunca "Suçlu ben değilim, oyuncu" haberleri okumaya başlıyoruz. Alt metinde bu geçiyor yani... Peki, Eren başarılı olursa teknik heyet de başarılı olmayacak mı? Devreye kadar Eren'e muhtaçsan, dereyi geçene kadar ayıya dayı demek yöneticiliğin en önemli kurallarından biri değil mi? 


Gel gelelim Fatih Hoca nedense son yıllarda oyuncu idare etme noktasında çok katılaştı. Ömer Toprak'ı en formda döneminde idare edemedi. Arda, Burak, Volkan, Caner, Gökhan hepsiyle sorun yaşadı. Tolga Ciğerci ile sorun oldu, Eren ile oluyor... Haklı veya haksız meselesi değil. Kavgalar faydalı mı, faydasız mı olayı bu. Elinde formda Rodallega olur, yedeği formda Ekuban olur, Burak'ın nazını çekmezsin, keser atarsın. Fayda sağlarsa her türlü kavga edersin. Ben kavgada kim haklıymış, kim haksızmış tarafından değilim. Eren'i devreye kadar hoş tutarsam mı kazanırım, kavga edersem mi kazanırım? Var mı Eren'e alternatif? Bugün ve geçen hafta Eren en kritik anda da penaltıyı attı bu arada. Tamam Galatasaray için yeterli bir oyuncu değil ama bu adamın biraz suyuna gidilse, biraz motive edilse çok daha verimli olabilirdi. Bu Eren öyle söylendiği kadar çöp bir oyuncu da değil. Eren'in 127 tane Bundesliga, 60 tane de İsviçre Milli Takımı maçı var. 24 yaşındaki Frey'in 1 tane İsviçre maçı yok. 60 tane İsviçre milli maçı olan adamı Frey'le falan bir tutamazsın. O Lokomotiv Moskova'ya frikikten attığı dönemde de form yakalamıştı Eren... Golcüler moralle oynar. Sen elindeki tek forvet adamı basın yoluyla tribüne atarsan, adamın da gol anında ayakları daha çok titremeye başlar. 


Neyse öyle ya da böyle gitmeli zaten Eren. 2.150 milyon euro gibi akıl almaz bir maaş verildi kendisine. Yine ortamız olmadığı için birileri tarafından Lewandowski sanıldı, birileri tarafından da Frey'le bir tutuluyor. Hayır ikisi de değil! Gri!


SON SÖZ OZAN İÇİN


Son söz Ozan Kabak için... Maçın uzatma anlarında pası isteyip topu taça attı ki 2002'li Mustafa Galatasaray tarihine geçebilsin. Bu beni çok duygulandırdı ve ayağa kalkıp alkışladım. Şu sebeple duygulandırdı. Bugün Galatasaray taraftarının sevgilisi Ozan. Bunu sonuna kadar da hakediyor. İlgi bu derece onun üzerindeyken, başka birinin spotları üzerine çekmesini istemeyebilirdi. Bir süre Ozan yerine Mustafa konuşulacak ve bunu bizzat Ozan sağladı. İşte bu karakterde adamlarla takım olursunuz. Bu çocuğu Galatasaray kaptanı olarak da alkışlayacağımız günler gelir umarım. 



GÜNCEL YAZILAR