"Hayalgücü olmayan insanın kanatları olmaz."
Muhammed Ali

Yazarlar

Sinan Yılmaz
Sinan Yılmaz
@ivansshatov

Üç tercih hatası

05/02/2018

Dün Fatih Terim'in Sivas'ta üç önemli hatası vardı. Bunlar Donk, Serdar Aziz ve Gomis tercihleriydi. Bu üç tercih hatası Galatasaray'ın son derece kopuk bir 2. Lig takımı gibi sahaya yerleşmesine, disiplinden uzak oynamasına neden oldu. Öncelikli ve en büyük hata bir kere Donk - Tolga Ciğerci önlerinde de Feghouli üçlüsüyle kurulmaya çalışan alakasız orta saha. Öyle bir üçlü ki üçünün de birbiriyle hiçbir ortak noktası yok. Feghouli ile başlayalım. Valencia'daki eski Feghouli sağ kanatta hem yetenekli, hem çalışkan bir oyuncuydu. Olağanüstü özellikleri yoktu ama her şeyi yapabilen, oyunu bilen zeki bir futbolcuydu. Hem 2. forvet olmayı, hem kanatta mücadele etmeyi, hem adam geçmeyi, hem şut atmayı her şeyi ortalama üzerinde yapabilen çok değerli bir oyuncuydu. Bu Feghouli ise kondisyon olarak geri gitmiş, çalışkanlığı düşmüş bir oyuncu. Bunu kanada koyduğunuzda ileri geri çalışan eski Feghouli performansı alamıyorsunuz ama forvet arkası için hala zekasıyla, yeteneği ile değerli. Onun bu durumundayken bir sağ kanattan çok forvet arkası oynamasını doğru buluyorum. Böyle daha verimli oluyor. Hala hem 2. forvet olma, hem şut, pas ve adam geçme konularında 10 numara pozisyonunu Belhanda'dan iyi oynuyor ama bu maçta bir 10 numara öncelik değildi!


Gel gelelim bu Feghouli, Belhanda'nın aksine ön alan presinde, hareketlilikte ve mücadelede eksik. Şimdi Garry Rodrigues ve Yasin pek zeki oyuncular olmadıkları için topsuz gol koşularını yeterince yapamıyorlar ve santrforun yanına Feghouli gibi 2. forvet olabilen bir oyuncuyu sokmak bu yüzden zorlaşıyor. Donk ve Tolga ikilisinden bağımsız düşünürsek Feghouli'yi 10 numara oynatmak aslında bu sebeple mantıklı... Elinizde Garry ve Yasin gibi çok fazla kanatta kalarak oynayan iki oyuncu varsa Gomis'in arkasında Feghouli gibi 10.5 numara (Yani 2. forvet olmayı seven bir oyuncu) oynatmak, Belhanda gibi bir 8.5 numara (Yani 8 numara gibi mücadele eden bir 10 numara) oynatmaktan daha mantıklı. Yoksa kanatlarda Garry - Yasin, 10 numarada Belhanda ile 4-2-3-1 oynasanız bu üçü de ceza sahasına girip 2. forvet olamadığı için Gomis'i 2 stoper ile kilitlerler ve Galatasaray'ın hücum etme şansı da çok aza iner... Bu kilidi Tudor döneminde çoğu zaman bir sürpriz oyuncu açabiliyordu. O da Tolga Ciğerci. 

Tolga modern bir orta saha. 80'lerde, 90'larda böyle eğitim almış, bu model orta sahalar yoktu. Altyapıda eğitimi ya defansif, ya ofansif ya da oyun kurucu olarak veriyorlardı. Bu box-to-box orta sahalar yani iki ceza sahası arasında özgür şekilde, çift yönlü maksimum enerji ile koşturanlar sonradan türedi. Bunlar yeni model teknoloji. Bunlar ne tam savunma yapar, ne tam hücum. Pozisyon sadakatleri yoktur. Yüksek enerjileri ile takıma nerede ihtiyaç varsa oraya koşarlar. Özgür olmak zorundalar. Hücamda +1, savunmada +1 kişi olmaya çalışırlar ve bunları sistemin dışında değerlendirebilirseniz, o özgürlüğü verirseniz de sahada 12 kişi gibi oynama avantajı doğururlar. Almanlarda Khedira'da gördüğümüz gibi... Gel gelelim Tolga Galatasaray'a ilk transfer olduğu sezon Riekerink'in böyle bir yeni model orta sahayı oynatacak birikimi yoktu. O teknolojiyi kullanmayı bilmiyordu. Eğitimi eskiydi. Box to box'a özel oyun sistemlerini tecrübe etmiş bir teknik adam değildi. Tolga'yı gitti oyun kurucu yaptı. Savunmanın önünden top çıkarmasını istedi. Bu Tolga'ya verilebilecek en kötü görevlerden biri. Zaten teknik olarak vasat oyuncuyu 15-20 metre kare içine kilitledi ve en önemli özelliği enerjisinden yararlanmadı. Kaldı ki o oyun kurma işini zaten Selçuk gibi yapabilen bir oyun kurucusu vardı. 

Daha sonra Tudor, Tolga'ya uygun bir anlayış buldu. Fernando ve Ndiaye'nin yanında onu joker olarak 'özgür' kullandı ve evet çoğu maçta (sakatlanana kadar) Tolga Galatasaray'ı 12 kişi oynattı. Şimdi ise Tudor'un ardından Osmanlıspor ve Sivasspor maçlarında yine yanlış oynatılan bir Tolga görüyoruz. Bugün tam olarak görevi neydi belli değil. Bazen top alıp dağıtmaya çalıştı, bazen top kapmaya çalıştı. Bazen kanatlara desteğe gitmeye çalıştı ama bir türlü Donk ile ikili olamadılar. Zira Tolga ne kadar modern bir orta saha oyuncusu ise Donk da o kadar modası geçmiş bir orta saha oyuncusu. Modası geçtiği için Avrupa'da Belçika'da oynarken stopere dönüştürülmüştü ama o pozisyonda oynadığında da konsantrasyonu çok kötü olduğu için çok oyuncu kaçıran bir isim. Aslında boyuna göre çok iyi tekniği var ve fiziksel olarak müthiş özelliklere sahip ama bu mental zaaf yani kötü konsantrasyon onu iyi bir stoper yapamıyordu. Kasımpaşa'da stoperde çok sayıda hatalı gol yedirince Rıza Çalımbay onu yine ön liberoya çekti. 

Rıza Çalımbay'ın teknik direktör olarak eleştirilebilecek bir sürü şeyi olabilir ama eleştirilemeyecek yönü antrenman disiplinidir. Kendi futbolculuğunda olduğu gibi disiplinli ve çalışkan bir takım yaratır. (Kendisi futbolcuyken en geç saat 22'de yatarmış) Donk onun da avantajı ile iyi bir yaz kampı geçirmesinin ardından ön liberoya çekildi. Bir başka avantajı yanında Castro gibi çok hareketli bir oyuncunun olmasıydı ve onun tempo eksiğini Castro kapatıyordu. Başka bir avantajı da Kasımpaşa'da oynamasıydı. Kasımpaşa bir büyük takım değil. Oyunu sürekli rakip yarı alanda oynama zorunluluğu olan bir takım değil ve Donk, oyun hızlanmadıkça zaafları ortaya çıkan bir oyuncu değil. Dar alanda ve temposuz oyunda harika bir futbolcu sanılabilir.

Futbol hakkında sürekli yazıyoruz, transferler hakkında da tutar tutmaz diye yorumlar yapıyoruz. Bu yorumlarımızın bazıları tutuyor, bazıları tutmuyor. Herkesin böyle... Mourinho'nun bile... Lukaku, De Bruyne ve Salah'ı kendisi değerlendiremedi, gönderdi sonra gittikleri takımlarda yıldız oldular mesela. Mourinho'sundan Guardiola'sına, Ferguson'undan Brian Clough'una kadar transferde yanılmayan tek bir yönetici, tek bir teknik adam, tek bir scout yoktur. Elbet herkes birkaç oyuncuda yanılır. Yanılma payını en aza indirmek için o oyuncuyu en çok sayıda canlı izlemek gerek. Ne kadar çok izlerseniz yanılma payınız o kadar azalıyor. 

Ben son olarak Latovlevici'de yanıldım. Birçok maçta da izlemiştim aslında ama yine de yanıldım. Galatasaray'da çok faydalı bir opsiyon olabileceğini düşünmüştüm ama farklı sebeplerden ötürü olmadı... Donk ise yanıldığım isimlerden biri değildi. 2013-2014-2015 yıllarında maçları basın tribününden takip edebiliyordum ve o dönemde Kasımpaşa'nın tüm iç saha maçlarını tribünden canlı izledim. Donk'u etüt edebilmek için çok fazla tecrübem olmuştu ve bu eksiklerini görebiliyordum. Oyun hızlandıkça bu hıza yetişemeyen, orta sahada temposu son derece düşük, stoperde de sık sık uyuyan, konsantrasyonu kötü bir oyuncuydu. Bu iki mental özellik pozisyonlarında o kadar elzem ki olmazsa olmuyor. Temposuz bir orta saha da, konsantrasyonu kötü stoper de büyük takımda olmuyor. Donk'un 2-3 gömlek üstü Melo bile temposu düşünce olmadı.

Gel gelelim Donk'u yeterince izlemeyen 2-3 maç izleyen herkes fiziğine ve tekniğine kanıp "Ben bunu adam ederim" diyor. Mustafa Denizli de aynısını yaptı, Fatih Terim de... Mehmet Demirkol'undan Rıdvan Dilmen'ine kadar her yorumcu da Galatasaray mutlaka Donk'u almalı diyordu. Donk'u 3-5 maç izleyen herkes de bu yorumu yapar ama 30 maç izleyen mental zaafları görür ve "aman ha" der. Bu arada scoutlar için en geç edinilen bilgiler mental olanlar. Fiziksel özellikleri 3-4 maç, teknik özellikleri de 6-7 maçta çözersiniz ama mental özellikleri anlamak için en az 15 maç canlı izlenmesi gerektiği yazılır. Ben de o dönemde aşağı yukarı 30 maç izlemiştim. Yanlış bir transfer olacağına dair yazılar da yazdım çünkü 3 kere değil 30 kere izlemiştim. Şimdi Fatih Terim de zamanında Mustafa Denizli'nin düştüğü aynı yanılgıya düşüyor. Geldiği ilk günlerde de "Donk benim bildiğim Donk'a dönüşürse yararlanacağız" dedi. Senin bildiğin Donk diye bir şey yok ki hocam... Daha önce birlikte çalışmadınız. 3-5 maçta bir denk geldi, alıcı gözle bakmadan izledin. Daha önce çalışsan, bilsen deriz ki hocanın bildiği oyuncu bir düşüncesi var ama öyle bir şey yok. İlk kez Galatasaray'da birlikte çalışıyorlar ve Denizli'nin düştüğü hataya Terim de düştü. 

Donk Galatasaray'a geldiğinden beri Türkiye Kupası maçları hariç 11 maça ilk 11'de başlamış. Süper Lig ve Avrupa Ligi'nde Lazio maçları bunlar. Yani Türkiye Kupası'nın boş maçları değil ciddi 11 maç. Galatasaray bu 11 maçın 6'sını kaybetmiş, 3'ünde berabere kalmış, 2'sini kazanabilmiş! Sanki küme düşme takımı istatistiği... Ama öyle! Donk bir kümede kalma takımı oyuncusu olabilecek kadar temposuz. Kendi sahana kapanırsın, rakip bastırır stoperlerin önüne Donk'u koyarsın ve rakibin şişirdiklerini toplamasını istersin bir derece olur. Yani öne geçtiğin maçların son yarım saatinde skoru tutma hamlesi olabilir ama Sivas gibi bir deplasmana Donk ile başlamak intihar gibi. 

Sivasspor bu ligin en direkt oynayan takımı. Hızlı ve dikine oynamaya çalışıyorlar. Yüksek tempo ile oynuyorlar. Bu hızlı takıma karşı, Donk kadar ağır bir orta saha ile oynamak da çok kötü bir tercihti. Nitekim Donk stoperlerin arasına girdi, Feghouli gitti Gomis'in yanına girdi derken 50-60 metrelik o kocaman merkezde Tolga tek başına kaldı. Galatasaray bir çember oluşturdu oyun kurarken. Donk ile üç stoper geride dizildi. Nagatomo Yasin sol kanatta yan yana geldi. Mariano ile Garry sağ kanatta aynı şekilde. Feghouli de en önde Gomis'in yanına gidip top almayınca tam bir çember oldu. O çemberin ortasında Tolga da ne yapacağını şaşırıp deli dana gibi sağa sola saldırmaya çalıştı ki yapacak başka bir şeyi yoktu. 30. dakikadan sonra Terim müdahale edip Feghouli'yi 8 numara yapmaya çalıştı 4-3-3'e dönmeye çalıştı ama bu da kısa sürdü. Oyuncular oyun karakterlerindeki alışkanlıklar nedeniyle yine çember olmaya başladı.

Bu Donk tercihi Terim adına en kritik tercih hatasıydı ve bence maçın kaybedilmesinin %80'i bu hata yüzündendir. Halbuki Selçuk oynasa belki yine optimum olmazdı ama Selçuk iyi bir oyun kurucu ve ağır olmasına rağmen pozisyon bilgisi de iyi olduğu için merkezde bu kadar açık verilmezdi. Sivas'ın yüksek tempo isteğine karşı tempoyu ayarlama becerisine de sahip. Fauller alarak oyunu durdurabilecek bir isimdi. Üstelik Sivas zemini eskisi gibi buz değil. Galatasaray'ın bu hızlı oynamaya çalışan Sivas karşısında top dolaştırıp tempoyu yavaşlatması ve teknik oyuncularıyla maçı alması mümkündü. Bunun yerine sürekli panik halinde alelacele top kullanan bir Galatasaray izledik. 

Donk, Fenerbahçe'deki Stoch gibi oldu Galatasaray için. Stoch yıllarca her yeni gelen hoca ile yaz dönemi Avrupa eleme maçlarında jeneriklik bir gol atar, yeteneğiyle yeni hocayı kandırır ama ilk ciddi lig maçlarında yine defoları ortaya çıkardı. Sadece sağ ayağını kullanabilen topu sadece sağına çekebilen, takım savunmasında katkısı sıfır, topsuz oyunda sol kanatta çizgiye yapıştırmışlar gibi sabit bekleyen, takımını hem savunma hem hücumda 10 kişi oynatan bir oyuncuydu ve o Avrupa Ligi ön eleme maçında attığı jeneriklik gol Fenerbahçe'ye ligin ilk haftalarında 3-5 puana mal olurdu. Donk da Galatasaray hocaları için böyle bir oyuncu oluyor. Fizik ve teknik ile kandırıyor sahada mental defoları anlaşılıncaya kadar 3-5 puan uçuyor. 

Terim'in 2. kritik tercih hatası ise Kone'nin markajıyla ilgili. Sivasspor, Kone'yi çok fazla kullanan bir takım. Hücuma hızlı çıkmak için 30-40-50 metre demeden Kone'ye topu şişiriyorlar o da onu kontrol edip oyunu sağa sola açarak arkadaşlarının yerleşmesini sağlıyor. Eskiden Mehmet Yıldız'ın yaptığı görev bu. Bugün Kone üstleniyor. Ligin en çok hava topuna çıkan 3. futbolcusu Kone. Önce Malatyaspor Boutaib'e en çok şişiren takım. Sonra Jahovic sonra da Kone. Peki bu oyuncuya şişirilecek hava toplarına en sağlam çıkan Galatasaray stoperi kim? Tartışmasız Serdar. (Hücumda kafa golü atmak ile savunmada kafaya çıkmak çok farklı. Chedjou da Maicon gibi hücumda doğru zamanlama ile çok goller atabiliyordu ama savunmada olduğu yerde sıçramayı bilmiyordu, pivot santrforlara genelde kafayı vurduruyordu. Maicon onun kadar kötü değil bu konuda ama Serdar kadar iyi de değil) Peki kafaya en kötü çıkan Galatasaray stoperi kim? Koray, Hakan Balta sonra da Denayer. Denayer son haftalarda çok istekli, formda ama bugün Kone istediği gibi bir stoperle oynama avantajını yakaladı. Top indirdi, dağıttı. Denayer yine de iyi oynuyordu ancak 2 hata yaptı. Biri penaltı oldu, diğeri üst direğe çarpıp auta gitti. 1. golden hemen sonra Bifouma'nın ortasında kaçırdı Kone'yi ilk olarak ve Kone'nin kafası üst direğe çarpıp auta gitti. Biliyoruz ki Serdar o kafa toplarını vurdurmuyor. 2. de penaltı pozisyonu. 

Pozisyon penaltı mı, değil mi tartışması boş. Bu gibi pozisyonlarda hep aynı şeyi yazıyorum. Hakem senin yaptığı müdahalenin şiddetini ölçemez. Yaptığın hamleyi görür. Sen adamı kolunla dürtersen hakem azıcık dokundu mu, yoksa çok mu itti onu saniselik anda ölçemez. Sonuçta hakemi itmiyorsun. Az mı ittin, çok mu, o itmeye penaltı verilir mi onu görmüyor hakem. Gördüğü Bifouma yere düşerken Denayer'in elinin açık olduğu ve bir itme durumu. Bu tecrübesizlik de faulü çaldırıyor. Galiba pozisyon ceza sahası dışında ama o da bir adım içeride mi, bir adım dışarıda mı görmek kolay değil. Bu pozisyon için hakeme yüklenilmez ki Fatih hoca da o konuda "Mağlubiyetin sorumlusu hakem değil" diyerek doğrusunu yaptı. Bu pozisyonun sorumlusu tecrübesizliği yüzünden Denayer oldu. Bu iki pozisyon dışında kötü değildi ama bu iki pozisyon da maçın kırılma anları zaten. Denayer idmanlarda çok çalışıyordur, Fatih hoca belki bunun için oynatmıştır bunu anlarım ama bu maç Sivasspor Kone odaklı oynadığı için ilk Serdar'ın sonra Maicon veya Denayer'in yanına yazılması gereken maçtı.

Fatih hocanın 3. tercih hatası ise Gomis'te oldu. Gomis sakatlıktan çıkmış fizik güç olarak sağlam değil zaten sezonu çok erken açtı ve onun gibi yaşlı bir oyuncunun düşüş yaşaması da muhtemel. Hiç yedeği olmasa oynatılmasını anlarım. Eren bizzat Fatih hoca sayesinde kazanılmış, form tutmuşken bu maçta da daha hazır olmadan Gomis ile başlamak mağlubiyetin üçüncü önemli sebebiydi. Takım boyunu uzatan, ileride top tutulamamasını sağlayan neden buydu. Donk tercihi orta sahanın başından itibaren kaybedilmesine, Serdar'ın oynatılmaması Kone'nin istediği oyunu oynayabilmesine, Gomis tercihi de ileride top tutulamamasına neden oldu. Bu üç kritik hata da zaten iyi bir takım olan Sivasspor'a galibiyet için yetti. 

Sivasspor son oynadığı Akhisarspor ve Yeni Malatyaspor maçlarında rakiplerinden iyi oynamış iki maçta da galibiyeti hak etmiş ama birinde berabere kalmış, diğerinde de mağlup olmuştu zaten tam bir kontra atak takımı. Sadece Galatasaray değil Beşiktaş ve Başakşehir'i de aynı şekilde yendiler.

Peki Terim ne yapabilirdi? Fernando ve Ndiaye'nin olmadığı orta sahayı tutmak için, Fernando dönene kadar 2'li değil 3'lü orta saha kullanabilirdi. Daha kontrollü ve sabırlı bir oyun tercih edebilirdi ama maç öncesi dediği gibi "Galatasaray'a önlem alınır, Galatasaray önlem almaz felsefesini yerleştirme çabası" onu takımın kaldıramayacağı bir hücum taktiğine itti. Bence bu felsefenin hemen öğretilmesi acil değil. Terim maç öncesi istedi ki bir kanatta Yasin, öbüründe Garry ile oynayayım rakip bekler çıkamasın oyuna hükmedeyim ayrıca Feghouli ile 2. forvetim de olsun ama hem öyle güzel olsun, hem böyle güzel olsun derken merkezi de boşalttı. 

Bugün daha tedbirli bir başlangıç daha iyi sonuç verebilirdi. Selçuk - Tolga - Belhanda üçlüsü ile merkezi daha sağlam ve pas yaparak tutup. Sola Garry, sağa Feghouli ile oynamak mümkündü. Tabi bunun da dezavantajları oluyor. Bunu yaparsanız göbekte Tolga'dan başka Gomis'in yanına oyuncu sokulamıyor. Ayrıca Feghouli'nin git-gel yapamaması sağ kanatta tempoyu azaltıyor. Mariano da düşüşte olduğu için o kanatta sıkıntı doğabilirdi ama zaten Sivas'ın etkili olduğu kanat sağ kanadı. Auremir ve Bifouma kanadına Nagatomo önünse Garry ile önlem alınsa topu Selçuk, Belhanda, Feghouli gibi yetenekli oyuncular ile Galatasaray çevirse şüphesiz daha etkili bir Galatasaray olabilirdi. Gol yollarında daha az çoğalan, daha defansif bir takım olurdu belki ama daha kontrollü giderdi maç.

Son olarak Nagatomo'nun bu maçta sırıtma sebebi biraz da karşısında Bifouma'nın oynaması. Nagatomo İnter'de her zaman fizikli kanatlar karşısında zorlanmıştır. Kısa ve zayıf fiziği onun topla çabuk olmasını sağlıyor ama yere sağlam basan, deparlı, birebirde güçlü kanatlar Nagatomo'yu ezebiliyor. Bifouma da kendisini fiziksel açıdan bayağı zorladı bu maçta. İlerleyen haftalarda daha iyi olacağını düşünüyorum.


GÜNCEL YAZILAR